Yazılar
BISMILLAH, C’EST LES TÉNÈBRES – Fatima Zahra Ghazli
Aksâ Tûfânı’nın Şekillendirdiği Kuşak ve Fransa’nın Okul Kapılarında Yükselen Filistin Sembolleri
Sivil polis, Z kuşağının dilinden konuşmaya çalışıyor: Başarısız. Mem (sosyal medyada dolaşıma giren yazılı görsellere, çizimler) durumu: Güvende.
“Bismillah, c’est les ténèbres.” Kabaca çevrildiğinde, “Allah’ın adıyla, işte karanlık/her yer karanlık” gibi bir anlama geliyor. “Bismillah” Arapçada “Allah’ın adıyla” anlamına gelen ve genellikle bir işe başlarken kullanılan bir ifade. “C’est les ténèbres” ise Fransızcada “karanlık” demek ancak bu iki ifadeyi bir araya getirmek ne doğal bir söyleyiş oluşturuyor ne de bilinen bir kültürel göndermeye karşılık geliyor. Zaten bu tuhaflığın kendisi de tam olarak meselenin özü.
Ekim ayında, Fransa’da okul işgalleri ve boykotları düzenleyen lise öğrencilerinin kullandığı Snapchat gruplarına sızmaya çalışan kişilerin gönderdiği iddia edilen mesajlar internette dolaşıma girdi. İddiaya göre bu mesajlar, gençlerden biriymiş gibi görünmek amacıyla başka kişiler tarafından gönderiliyordu ve Mağrip bölgesini çağrıştıran isimler, Kuzey Afrika’ya yapılan göndermeler ve iç içe geçmiş Arapça-Fransızca ifadeler içeriyordu. [1]
Bu olay elbette komik ancak aynı zamanda, yetişkinlerin gençlerin dilini taklit etmekte zorlanmasından çok daha rahatsız edici bir durumu gözler önüne seriyor.
Bu sözü geçen kimliğe bürünme girişimi, tanıdık bir ırksal stereotipe dayanıyordu: Arap kökenli gençler, tahmin edilebilen isimler, bayraklar, dinî ifadeler ve ödünç alınmış kültürel referanslardan tanınabilir. Bu varsayımın ardında, okul işgallerinin arkasındaki gençlerin siyasî talepler etrafında birleşmiş daha geniş bir hareketin parçası olmaktan ziyade, ağırlıklı olarak banliyölerde yaşayan Arap veya Müslüman öğrenciler olduğu düşüncesi yatıyor gibiydi.
Filistin sembollerini yalnızca Arap gençlere ait etnik işaretler olarak yorumlamak, bu sembollerin ifade etmeye başladığı siyasî bilinci yanlış anlamak demektir.
Protestoların kendisi de bu dar çerçeveye sığmıyor.
Fransa genelinde okul girişleri barikatlarla kapatıldı, öğrenciler çevik kuvvet polisleriyle karşı karşıya geldi ve Filistin bayrakları, Fransız bayraklarının yanında dalgalandı. Paris’in merkezindeki ayrıcalıklı okullardan öğrenciler de banliyölerdeki yaşıtlarına katıldı. Beyaz Fransız bir genç olan Elwan, sınıf arkadaşlarının karşı karşıya olduğu eşitsiz koşullardan söz ederken kefiye takıyordu.
Sızma girişimleriyle ilişkilendirilen mesajlarda, Filistin sembolleri, belirli bir etnik kimliğe işaret eden ipuçları olarak ele alınıyor gibiydi. Oysa protestolar tam tersini ortaya koydu: Bu semboller toplumsal sınırları aşıyor, direnişin, özgürlüğün ve dayanışmanın ortak bir siyasi dilinin parçası hâline geliyordu.
Böylece “Bismillah, c’est les ténèbres”, başarısız bir sızma girişiminin internette mizah malzemesine dönüşmesinden daha fazlası oldu. Filistin direnişini dar bir kimlik meselesine indirgemeye çalışan zihniyetin karikatürüne dönüştü. Bu ifade, protesto pankartlarında yer aldı ve bir mem olarak yayıldı. Öğrenciler, kendilerini taklit etmeye çalışanlarla alay ederek söz konusu operasyon iddiasını bir şakaya dönüştürdüler. [1]
İşte tam da bu nedenle, Fransa’daki lise protestolarında ortaya çıkan Filistin sembolizmi dikkate alınmayı hak ediyor.
6 Ekim 2026’da Fransa İçişleri Bakanlığı, ülke genelindeki gösterilere yaklaşık 266.000 kişinin katıldığını belirtti. The New Yorker, okul girişlerindeki barikatlarda Filistin bayraklarının Fransız bayrakları kadar görünür hâle geldiğine dikkat çekti. [2, 3]
Burada mesele, sokaklardaki her öğrencinin bir Filistin aktivistine dönüşüp dönüşmediği değil. Asıl soru, Filistin sembollerinin kendi gelecekleri için mücadele eden bir kuşak arasında neden böylesine elverişli bir zemin bulduğudur.
Aksâ Tûfânı’nın en umut verici siyasî sonuçlarından birine tanıklık ettiğimize inanıyorum: Tek tip bir ideolojiye sahip bir kuşağın ortaya çıkışına değil, kendi ülkelerinde adalet talep etmekle Filistin’in özgürlük mücadelesi arasında bir ayrım yapmayı giderek daha fazla reddeden gençlerin yükselişine!

1. Elwan ve Direnişin Evrenselliği
Paris’in merkezindeki Lycée Jacques-Decour’da öğrenim gören on yedi yaşında bir öğrenci olan Elwan’ı ele alalım.
Fransa’daki aşırı sağla ilişkili bir medya figürü olan Vincent Lapierre ile yaptığı röportajda Elwan, Paris’in banliyölerinde yaşayan öğrencilerin karşı karşıya olduğu koşullardan söz etti. Video X’te 10,3 milyondan fazla görüntülenmeye ulaştı. Elwan, eğitimdeki eşitsizlikleri anlattı ve kendi gençlerinin bir bölümünü ihmal ederken vatanseverlik söyleminde bulunan devleti eleştirdi. [4]
Boynunda bir kefiye vardı.
Bu ayrıntı önemli. Elwan, Paris’in merkezindeki bir okulda öğrenim gören beyaz bir genç. Kendi koşullarından daha elverişsiz şartlarda yaşayan öğrencilere dikkat çekmek için sahip olduğu görünürlüğü kullandı. Onların adına konuştuğunu iddia etmiyordu yalnızca, onların içinde bulunduğu koşulların kendisini de ilgilendirmesi gerektiğini vurguluyordu.
Bu tür bir dayanışmada gerçekten dokunaklı bir yan var. İnsanları eşitsizliğin sonuçlarından çoğu zaman koruyan ayrıcalık, rahatını bozmadan yaşamayı sürdürmek için bir bahaneye dönüşmek yerine, harekete geçmek için bir nedene dönüşüyor.
Üstelik kefiye, bu hareketi yalnızca ülke içini ilgilendiren siyasî bir açıklama olmaktan çıkarıyor.
Karşımızda, Filistin kimliğinin ve direnişinin sembolünü taşıyarak kendi okul arkadaşlarını savunan genç bir Fransız var, Filistinli olması gerekmiyor. Bir halkın özgürlük mücadelesinin meşruiyetini tanımak için işgalle kişisel bir bağının bulunması da gerekmiyor.
Fransa’nın en prestijli liselerinden biri olan Henri-IV’teki öğrenciler de benzer bir düşünceyi dile getirdi: “On est privilégiés, on veut partager!”, “Ayrıcalıklıyız, paylaşmak istiyoruz!” Seçkin okullarda öğrenim gören öğrenciler, çok daha kötü koşullarda eğitim alan yaşıtlarıyla dayanışma göstermek amacıyla eylemlere katıldı. [3]
Bunlar tesadüfî ayrıntılar değil. Sınıf, coğrafya ve ayrıcalık sınırlarını aşan; Filistin sembolü aracılığıyla ulusal kimlik sınırlarını da geçen bir siyasî kültüre işaret ediyorlar.
Bu durum, Filistin açısından özellikle önemli.
Filistinliler onlarca yıldır mücadelelerinin dayanışmayı hak ettiğini kanıtlamak zorunda bırakıldı. Dayanışma gösterenler de çoğu zaman kendilerini gerekçelendirmeye, niyetlerini açıklamaya ya da ezilen bir halkın yanında yer alma haklarını savunmak durumunda bırakıldı. Elwan’ın yaptığı şey ise, söz konusu mantığı tersine çevirdi. Filistin mücadelesinin meşruiyetini tanımak için Filistin kimliğini paylaşması gerekmiyordu.
Direniş evrenseldir; her mücadele birbirinin aynısı olduğu için değil, hiçbir halk özgürlüğünü savunabilmek için önce insanlığını kanıtlamak zorunda kalmaması gerektiği için.
Kutlamamız gereken şey tam da bu: Filistinlilerin yaşadığı acıların her türlü toplumsal mağduriyetin bir benzetmesi olarak kullanılması değil, Filistin’le dayanışmanın aksi hâlde birbirinden kopuk kalabilecek mücadelelere yayılmasıdır.
Kefiye, sınırları aştı. Onun temsil ettiği siyasî bilinç de aynı şekilde sınırları aştı.
2. Köprü Zaten Buradaydı
Elwan kefiye takmadan çok önce Filistin, Fransa’da zaten vardı. Mağrip ve Afrika kökenli Fransızların kuşaklar boyunca sürdürdüğü Filistin dayanışması; aile hikâyeleri, kültürel göndermeler ve sömürgecilik ile direnişe ilişkin kuşaktan kuşağa aktarılan hafızalar aracılığıyla varlığını sürdürdü.
Bu gençler, Fransız siyasî söyleminin çoğu zaman birbirinden ayrı tutmakta ısrar ettiği dünyaların kesişiminde büyüdüler. Onlar Fransız ancak kendi ülkelerinde sıklıkla yabancı muamelesi görüyorlar. Mağrip, Afrika ve daha geniş Arap dünyasıyla olan aile bağları, onları Fransız toplumunun diğer kesimlerinin yalnızca medya aracılığıyla tanıyabildiği tarih ve mücadelelere daha yakın kılabiliyor.
Bu, bölünmüş bir kimlik değil. Aksine, kültürel bir zenginlik: insanların kendilerine yuva olarak gördükleri yere bağlı kalırken sınırları aşan bağlarını da sürdürebilmeleri!
Le Monde gazetesinin 2025 yılında Filistin yanlısı öğrenci aktivistlerin yeni kuşağı üzerine yürüttüğü bir araştırma, aileden aktarılan değerlerin rolünü ve Gazze’de yaşananlara tanıklık etmenin gençlerin siyasî katılımı üzerindeki etkisini ortaya koydu. Direniş, yalnızca Arap veya göçmen kökenli öğrencileri değil, farklı geçmişlerden gelen öğrencileri de bir araya getirdi. [5]
Bu gençler yalnızca kökenlerine indirgenmemeli veya bütün bir topluluğu temsil etmeleri de beklenmemeli. Bununla birlikte birçoğu, Filistin’in gündemde kalmasına, tarihinin anlatılmasına ve Filistin’i çarpıtarak sunan söylemlere karşı çıkılmasına katkıda bulundu çünkü Fransa politikasında Araplar, çok uzun zamandır sürekli tehdit oluşturan ve Cumhuriyet’le bağdaşmayan yabancı kişiler olarak tasvir edildi.
Oysa bu stereotipin ardında sınıf arkadaşları, komşular, meslektaşlar ve dostlar var. Bunlar, Filistin hakkında konu, manşetlere taşınmadan çok önce konuşmaya başlamış ve onun tarihini, çoğu zaman dışlandığı sohbetlere taşıyan insanlar!
Araplar zaten en başından beri Fransa’ya yabancı değildi. Değişen şey, bu aidiyetin artık daha görünür hâle gelmesi!
Bazen siyaset, gerçeğin inkâr edilmesini zorlaştırır.
Artık Arap, yalnızca televizyondaki göç veya güvenlik tartışmalarında çerçevelenen bir figür değil. O, sınıf arkadaşınız, komşunuz, dostunuz… Filistin’i her manşetin konusu hâline gelmesinden çok önce anlatan, sınıfınızdaki kız öğrenci… Yanınızda eylem düzenleyen, bilgi paylaşan, bayrak taşıyan ve sizi kendi gözlerini ayıramadıkları görüntülere bakmaya çağıran öğrenciler…
Onlar, Fransa’dan Filistin aracılığıyla insanlıklarını keşfetmesini istemiyorlar. Kendi insanlıkları ile savundukları davalar arasında bir ayrım yapılmasını reddediyorlar.
Sevran’daki Lycée Blaise-Cendrars’da protestolar sırasında Filistin bayrakları, Fransız bayraklarının yanında dalgalandı. Le Monde ayrıca Fransa’da doğmuş bir öğrenci olan Mohamed’in, kendisine Fransız olmadığı söylendikten sonra Fransız bayrağına sarıldığını aktardı. [6]
Aksâ Tûfânı bu köprüyü inşa etmedi. Onu görmezden gelmeyi zorlaştırdı.
Okul kapılarında Fransız bayraklarının yanında Filistin bayrakları görünmeye başladığında, bu bayraklar Fransa’nın içinde uzun zamandır varlığını sürdüren, faaliyet gösteren ve örgütlenen bir dayanışmayı da beraberinde taşıyordu. Elwan, bu köprüyü inşa etmedi; onun üzerinden geçti ve başkalarını da aynısını yapmaya davet etti.
3. Aksâ Tûfânı’nın Ardından Kalanlar
Bugün Fransa’da protestolara katılan öğrencilerin çoğu, Ekim 2023’te Aksâ Tûfânı başladığında on iki ile on beş yaşları arasındaydı. Gazze’deki soykırım, ekranlarda her gün karşılarına çıkan bir gerçekliğe dönüşürken onlar da siyaset, tarih ve iktidar hakkındaki düşüncelerini henüz şekillendiriyorlardı.
Hastanelerin yıkıldığını, ailelerin yerlerinden edildiğini ve çocukların enkaz altından çıkarıldığını gördüler. Dünya olup bitenleri izlerken Filistinlilerin kendi yaşamlarını anlattıklarını duydular. Aynı zamanda, evrensel insan haklarına bağlı olduklarını ileri süren hükümetlerin ve kurumların bu bağlılıklarının sürekli sorgulandığına tanıklık ettiler.
Tek bir olay, bütün bir kuşağın siyasi görüşlerini belirleyemez ancak bazı tarihsel kırılmalar, kolayca bir kenara bırakılamayacak soruları beraberinde getirir.
Filistin, bu gençler için böyle sorulardan biri hâline gelmiş olabilir.
Bir halkın özgürlüğü kuşaklar boyunca elinden alınabiliyorsa özgürlük ne anlama gelir? Uluslararası hukukun koruması bu kadar eşitsiz görünüyorsa uluslararası hukuk ne anlama gelir? İnsan haklarından söz edenlerin eylemleri kendi sözleriyle çeliştiğinde, söylediklerinin inandırıcılığına ne olur?
Burada önemli olan, her gencin aynı sonuçlara ulaşmış olması değil. Asıl mesele, Aksâ Tûfânı’nın ve ardından gelen yıkımın, milyonlarca genç için Filistin’i kendi ahlâkî ve siyasî yaşamlarından kopuk, uzaktaki bir jeopolitik mesele olarak görmeyi çok daha zor hâle getirmiş olmasıdır.
Le Monde gazetesinin 2025 yılında Fransa’daki öğrenci aktivizmi üzerine yürüttüğü bir araştırma, siyasî katılımları Gazze’den gelen görüntüler ve Batılı hükümetlerin tepkilerine duydukları öfkeyle şekillenen yeni bir genç kuşağı ele aldı. Araştırmada yer verilen tanıklıklar, bu olayların öğrencilerin düşünsel ve siyasî gelişimlerinin şekillendiği bir dönemde onları nasıl etkilediğini ortaya koydu. [5]
Aksâ Tûfânı’nın üzerinde durulmayı hak eden siyasî mirası budur.
Bu olayın önemi, yalnızca tek bir günde yaşanan askerî gelişmelere indirgenemez. Olayın önemi, ardından gelen ve küresel bilinçte bir kırılma yaratan süreç üzerinden de anlaşılmalıdır: Tanıklıklar, hakikatin ne olduğu üzerine yaşanan çatışmalar ve Filistinlilerin acılarının görünmez kalmasını kabullenmeyi reddeden milyonlarca insan…
Gazze’yi izleyen bir öğrenci, kendi toplumuna dönüp kimin hayatının değerli sayıldığı, kimin sesinin duyulduğu ve kimin adalet taleplerinin meşru kabul edildiği konusunda farklı sorular sormaya başlayabilir.
Fransız bir öğrencinin karşı karşıya olduğu koşullar, bombardıman altındaki Filistinli bir çocuğun yaşadıklarıyla aynı değildir ancak bu farkı kabul etmek, bir deneyimin başka yerlerdeki adaletsizliklere karşı, kişinin duyarlılığını nasıl artırabileceğini anlamamıza engel olmaz.
Fransa’daki protestolar, bu etkinin görünür hâle geldiği alanlardan biri. Filistin, bazı gençlerin kendi taleplerini ifade etmek için kullandıkları dilin bir parçası hâline geldi. Bunun nedeni, mücadelelerinin birbirinin aynısı olması değil, onları birbirine bağlayan ortak bir ilkeyi tanımaları.
Bir kuşak olup bitenleri izledi. İzleyenlerden bazıları, tanık olduklarını şimdi sokaklara taşıyor!
4. Hasbara’nın Yenilgisi: Filistin’i Yalnızlaştırmayı Başaramadılar
İsrail’in hasbara mekanizması (İsrail Devleti’nin ve İsrail yanlısı grupların uluslararası kamuoyunda kendi politikalarını, duruş ve eylemlerini savunmak amacıyla yürüttükleri diplomasisi ve her türlü propaganda faaliyeti) yıllarca dünyaya aynı hikâyeyi anlattı: İsrail, demokrasi; Filistin ise bir güvenlik tehdidiydi. İşgal, gözlerden uzak tutuldu; Filistin direnişi tarihsel bağlamından koparılarak terörizm söylemine hapsedildi ve Filistinlilerin tanıklıkları itibarsızlaştırıldı. Amaç, yalnızca İsrail’in eylemlerini aklamak değil, aynı zamanda Filistin’i susturmak ve onun özgürlük mücadelesini küresel vicdanın sınırlarının dışına itmekti.
Aksâ Tûfânı, bu anlatıyı sarstı. Gazze’deki soykırım, hasbaranın yıllar boyunca inşa ettiği cephenin ardındaki çelişkileri açığa çıkardı.
Ekim 2023’te Fransa İçişleri Bakanı, bölgesel valilere Filistin yanlısı gösterileri yasaklamaları yönünde talimat verdi. Fransa’nın en yüksek idari yargı mercii ise 18 Ekim’de bu talimatın otomatik bir yasak anlamına gelemeyeceğini açıkladı: Her gösteri, kendi koşulları çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmeliydi. [8]
Şimdi üç yıl sonrasındaki Fransa’ya bakalım.
Ekim 2026’da Filistin bayrakları Fransız bayraklarının yanında dalgalanıyor. Üstelik yalnızca Filistin’e adanmış gösterilerde değil, eğitimdeki eşitsizliklere karşı düzenlenen lise protestolarında da! Bir zamanlar kamu düzenine yönelik bir tehdit olarak gösterilen dayanışma artık daha geniş kapsamlı bir gençlik hareketinin görsel dilinin parçası hâline geldi. [2]
Üç yıl önce Filistin’le dayanışmayı sokaklardan uzaklaştırmaya çalıştılar. Bugün ise Filistin bayrağı, yeni bir kuşağın aynı sokaklarda taşıdığı direniş sembollerinden biri hâline geldi.
Bu, protestolarda kullanılan sembollerin basitçe değişmesinden ibaret değil. Siyasî ve kültürel bir tersine dönüş söz konusu. Filistin’i yalnızlaştırmayı, destekçilerini susturmayı ve direnişini gayrimeşru göstermeyi amaçlayan anlatı, Filistin sembollerinin toplumsal sınırları aşarak benimsenmesini engelleyemedi. Beyaz bir Fransız genç, sınıf arkadaşlarını savunmak için kefiye takıyor; ayrıcalıklı okullardan öğrenciler dayanışma amacıyla sokaklara çıkıyor. Filistin artık yalnızca Araplara ve Müslümanlara ait olduğu varsayılan dar bir kimlik kategorisine hapsedilemiyor.
Kamuoyu araştırmaları da İsrail’in uluslararası imajının ciddi zarar gördüğüne işaret ediyor. Pew Research Center’ın 2026 yılında 36 ülkeyi kapsayan bir araştırmasında, ankete katılan ülkelerdeki katılımcıların medyan olarak yüzde 67’sinin İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip olduğu tespit edildi. [7] Bu oran tek başına değişime neyin yol açtığını açıklamasa da hasbaranın inşa etmeye çalıştığı imaja karşı uluslararası tepkinin boyutunu ortaya koyuyor.
Hasbaranın en büyük yenilgisi, dünyanın artık Filistin’in hikâyesini yalnızca İsrail’in dayatmak istediği çerçeveden dinlemiyor olmasıdır. Filistinli gazeteciler, doktorlar, aileler ve sıradan insanlar kendi hikâyelerini anlattılar. Tanıklıkları sınırları aştı; resmî açıklamalar ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum, milyonlarca insanın gözleri önüne serildi. Filistin’in özgürlük talebi, artık yalnızca kontrol altına alınması gereken bir güvenlik meselesi olarak değil, dünyanın yüzleşmek zorunda kaldığı bir adalet sorunu olarak çok daha geniş kitlelere ulaştı.
Hasbara, gerçeği susturmayı başaramadı. Filistin’i yalnızlaştırmayı başaramadı. Bütün bir kuşağın vicdanını kendi anlatısına teslim etmeyi de başaramadı.
İsrail hâlâ muazzam bir siyasi ve askerî güce sahip. Propaganda mekanizması da hâlâ işliyor ancak bu gücün varlığını sürdürmesi, anlatısının üstün geldiği anlamına gelmiyor. Bir propaganda mekanizması en büyük yenilgisini yalnızca insanlar ona karşı çıktığında değil, milyonlarca insanın alternatif bir gerçeği kendi gözleriyle görmesini artık engelleyemediğinde yaşar.
Aksâ Tûfânı, Filistin gerçeğini yaratmadı. Gazze’deki soykırım, dünyanın bu gerçekle yüzleşmekten kaçmasını çok daha zor hâle getirdi.
Filistin’i dünyanın vicdanından silmeyi başaramadılar. Şimdi o vicdan, susturmaya çalıştıkları sembolleri bizzat kendi toplumlarının sokaklarına taşıyor.
5. Adaletsizliği Normalleştirmeye Yanaşmayan Bir Kuşak
Diplomatik normalleşmenin kendine özgü, tanıdık bir ritüeli vardır: Yetkililer el sıkışır, kamera flaşları patlar, anlaşmalar imzalanır ve herkesten bunu yeni bir başlangıç olarak adlandırması istenir.
Özgürlükleri söz konusu olan insanlardan ise çoğu zaman ortaya çıkan sonucu kabullenmeleri beklenir ancak Gazze’nin gözlerinin önünde, gerçek zamanlı olarak yıkıma uğratılışını izleyen bir kuşağı, el sıkışmanın adaletin yerini tutabileceğine inandırmak çok daha zor olabilir.
Bu, her gencin aynı görüşü benimseyeceği ya da insanların bir devletin eylemlerine indirgenmesi gerektiği iddiası değildir. Burada söz konusu olan, diplomatik bir töreni uzlaşmayla; çatışmayı yönetmeyi ise çatışmanın nedenlerini ortadan kaldırmakla karıştırmayı reddetmektir.
Bu, Filistinliler özgürlükten ve adaletten mahrum bırakılmaya devam ederken İsrail devletinin temsilcileriyle el sıkışmayı, fotoğraf çektirmeyi ve buna barış demeyi reddeden bir kuşak olabilir.
Barış, Filistinlilerden şiddetin sonuçlarıyla yaşamaya devam etmelerini beklerken herkesin yoluna devam etmesi anlamına gelemez. Hesap verebilirliğin yerine uzlaşma talep edilemez. Diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması da tek başına, temelindeki adaletsizliğin giderildiğini gösteremez.
Gazze’ye verilen tepki, barış söylemi ile barışı mümkün kılmak için gereken koşullar arasındaki mesafeyi gözler önüne serdi. Filistin sembollerini kendi siyasî mücadelelerine taşıyan öğrenciler, bu mesafeyi sorgulamayı öğrenen daha geniş bir kuşağın parçası hâline geldi.
Bu gençlerin gelecekte hangi tutumları benimseyecekleri önceden belirlenmiş değil ancak Filistin, onlar için siyasî gelişimlerini şekillendiren bir deneyime dönüştüyse bu deneyim; hükümetlerinden, medyadan ve uluslararası kurumlardan neyi kabul etmeye razı olacaklarını etkileyebilir.
Protestoların Fransa sınırlarını aşan öneminin nedenlerinden biri de bu! Bu protestolar, Filistin’in özgürlüğüne verilen desteğin yalnızca yıkım görüntüleri gündeme geldiğinde ortaya çıkan geçici bir duygu olmaktan çıkıp kalıcı bir siyasî kimliğin parçası hâline gelebileceğine işaret ediyor.
Asıl mesele, bu dayanışmanın onu ortaya çıkaran an geçtikten sonra da sürmesini sağlamak olmalı.

6. Hareketin Kendisi Bir Derstir
Dünyanın dört bir yanındaki aktivistler için görev, yalnızca bu görüntüleri kutlamak değildir. Asıl mesele, bunları mümkün kılan koşulları anlamak ve temsil ettikleri değerleri nasıl güçlendirebileceğimizi kavramaktır.
Elwan’ın örneği bir ilkeye işaret ediyor: Görünürlüğünü, görmezden gelinen insanların sesini daha güçlü duyurmak için kullan! Ayrıcalıklı okullardan gelen öğrenciler ise başka bir ders veriyor: İnsanlar başkalarının mücadelelerini kendi sorumlulukları olarak gördüklerinde bir hareket güçlenir. Kefiye de üçüncü bir ders sunuyor: Semboller, siyasî hafızayı sınırların ötesine taşıyabilir ve insanlara aynı koşulları paylaşmalarını gerektirmeden ortak bir dil kazandırabilir.
Elbette en önemli ders, bütün bu unsurları birbirine bağlayan yapıda yatıyor.
Dayanışma, ekrandan çıkıp kolektif eyleme dönüşmelidir. Viral olan bir röportaj, uzun vadeli örgütlenme için fırsatlar yaratmalıdır. Filistin sembolleri, insanların Filistinlilerin seslerine, tarihine ve siyasî taleplerine yönelmesini sağlamalı; bunların yerini soyut sloganlarla doldurmamalıdır. İnternetteki öfkeye somut destek, siyasî eğitim, kurumlar üzerinde baskı ve baskıyla karşı karşıya kalanların korunması eşlik etmelidir.
Her şeyden önemlisi dayanışma, gündem değiştikten sonra da sürmelidir.
Çevremizde örgütlenen gençleri desteklemeli, tek tek gösterilerin ötesinde varlığını sürdürebilecek ağlar kurmalarına yardımcı olmalı ve kendi imkânlarımızı onların çalışmalarını güçlendirmek için kullanmalıyız. Filistin davasının geçici bir trende dönüşmesine izin vermeden çeviri yapmalı, belgelemeli, örgütlenmeli ve Filistin hakkında konuşma hakkını savunmalıyız.
Amaç, her hareketi Fransa’daki protestolara benzetmek değildir. Amaç, sınırları ve toplumsal ayrımları aşan dayanışmanın istisnaî değil, sıradan hâle geldiği bir siyasî kültür oluşturmaktır.
Fransız öğrenciler, bize ait değil ve onların hareketini sahiplenmek de bize düşmez ancak kendi yakınlarındaki mücadeleleri daha geniş bir adalet meselesiyle ilişkilendirme konusundaki kararlılıklarından öğrenebiliriz.
Okullarındaki barikatlar, Filistin direnişinin yerine geçmiyor. Bunlar, Filistin direnişinin siyasî etkisinin görünür hâle geldiği alanlardan yalnızca biridir.
Bismillah, c’est les ténèbres
Belki de bir şaka olarak başlayan bu ifade, yazıyı bitirmek için oldukça uygun.
Bir düzen, anlamadığı bir kuşağı taklit etmeye çalışıyor. Bu taklit bir “mem”e dönüşüyor; “mem” ise hareketin dilinin bir parçası hâline geliyor. Bu sırada bir Fransız okulunun kapısında bir kefiye beliriyor; ayrıcalıklı bir genç, sahip olduğu platformu eşitsizliklerden söz etmek için kullanıyor ve öğrenciler, yaşıtlarının karşı karşıya olduğu koşulların kendilerini de ilgilendirdiği konusunda ısrar ediyor.
Bunların hiçbiri tek başına dünyayı değiştirmez ancak hepsi bir araya geldiğinde, savunmaya değer bir siyasî olasılığa işaret ediyor.
Aksâ Tûfânı, bir kırılma yarattı. Gazze halkı bu kırılmanın içinden gerçeği anlatmayı sürdürdü. Bir kuşak izledi. Şimdi o izleyenlerden bazıları, tanık oldukları gerçeği sokaklara taşıyor.
Biz de onların yanında yer almalıyız:
Yalnızca alkışlayarak değil! Adanmışlıkla! Örgütlenerek! İnşa etmek için gereken sabırla, konuşmak için gereken cesaretle ve bir adaletsizliğin uzun süredir devam ediyor olmasının onu kaçınılmaz kıldığı düşüncesini reddederek!
Bismillah.
Karanlık gerçek ama gelecek kuşağın nasıl bir kuşak olacağına karar verecek olan o değil.
Şimdi bizim görevimiz bu!
Kaynaklar ve referanslar:
[1] Anadolu Agency — “France: ‘Bismillah c’est les ténèbres’, des messages attribués à des policiers infiltrés deviennent un mème”, 10 October 2026. Reports on the alleged infiltration attempts, the use of stereotypical names and cultural references, and the phrase becoming a meme.
[2] The New Yorker — “What’s Driving the French Student Protests”, October 2026. The development of the protests, Palestinian flags alongside French tricolours, and solidarity across social classes.
[3] Associated Press — “French riot police fire tear gas as more than 250,000 rally nationwide for school funding”, 6 October 2026. Nationwide turnout estimates and the protests’ immediate education-related demands.
[4] Télérama — “Blocus des lycées : Elwan, un visage qui tombe à pic pour le récit médiatique”, 9 October 2026. Elwan’s interview, his use of the keffiyeh, his comments on inequality and the video’s reported reach.
[5] Le Monde — “Sur les campus en France, comment une nouvelle génération de militants ‘propalestiniens’ a émergé”, 8 March 2025. The emergence of a new generation of pro-Palestinian student activists in France, family transmission and the influence of witnessing Gaza.
[6] Le Monde — “Paroles de lycéens participant aux blocages : ‘Je suis inquiet pour mon avenir et pour celui de tous les lycéens de France’”, 6 October 2026. Palestinian and French flags at Lycée Blaise-Cendrars in Sevran, Mohamed’s account of belonging and solidarity across social backgrounds.
[7] Pew Research Center — “Most people across 36 countries have negative views of Israel”, 4 June 2026. International public-opinion findings on Israel’s deteriorating image. These data demonstrate a broader shift in public opinion but do not establish that Tufan al-Aqsa directly caused individual French students to adopt particular political positions.
[8] Conseil d’État — Decision No. 488860, 18 October 2023. France’s highest administrative court clarified the legal limits of the interior minister’s 12 October 2023 instruction concerning pro-Palestinian demonstrations, requiring authorities to assess each demonstration individually rather than impose an automatic blanket prohibition.

