Connect with us

Köşe Yazıları

İsrail’e Karşı Kapsamlı Bir Boykot Hareketine İhtiyaç Var  

Yayınlanma:

-

İsrail’in Şeyh Cerrah mahallesindeki Filistinlilerin evlerini ellerinden almaya çalışması, akabinde Mescid-i Aksa baskınları ve Kudüs’te boy veren direnişin ardından Gazze’deki direniş gruplarının cevabıyla savaşa dönüşen süreç bizim için birçok şeyin tekrar düşünülmesine vesile olmalıdır.

Her Gazze saldırısı ya da işgal edilmiş topraklardaki her gasp adımı Müslümanları farklı şekillerde rahatsız etmektedir. Çoğu kişi ya da grup diyelim, artık herhangi bir zulüm durumunda farklı direniş biçimlerine katkı sunmadığı için bir an önce sükûnetin egemen olmasını istemektedir. Direnişle bağlantılı kargaşa, çatışma ya da savaş kendi duyarsızlıklarını ifşa ettiğinden yükümlülükleri yerine getirmemiş olmanın mahcubiyetini üzerlerinde taşımak istemeyen ama bu yolda herhangi bir adım da atmaktan kaçınan bu ruh hâlinin son yıllarda yaygınlık kazandığı iddia edilebilir. Mevcut statüko insanları fazla rahatsız etmeden sürse buna memnun olacak kişilerin, grup ve rejimlerin sayısı önemli oranda artmıştır. Belki de yaşanılan asıl yozlaşma, çürüme ve mağlubiyet budur.

Şükürler olsun ki bu olumsuz hâlet-i rûhiyeyi direniş azim ve kararlılığı tedirgin etmeyi sürdürüyor. Direnişin, bilinçleri tedirgin edici mâhiyeti en etkili bir devrimci tavırdır. Nerede ve hangi meselede olursa olsun direniş, insanları tavır almaya iter. Kimin yanında yer almalıdır? Direnişi örgütleyip sürdürenlerin bu tercih dayatıcı rollerine dikkat kesilmelidir. Bu dayatmayı çoğaltmamız gerekiyor. Her dayatma kötü değildir ya! Dikkat ederseniz buradaki dayatmanın zorbalıkla bir münasebeti yoktur. Direniş süreci vicdanlara doğru tesir etmeye başlayarak muhataplarını etkisi altına alır ve az evvel dediğimiz gibi onları tercihe zorlar.

Şu hâlde yapılacak şey direnişi dâim kılmak, vicdanları harekete geçirip onlardan birtakım tercihlerde bulunmasını istemektir.

Sıradan kişilerin, grupların, devlet ya da rejimlerin, artık ne kadar vicdanları kaldıysa tercihe zorlanmasını sağlayacak direniş biçimlerini yaygınlaştırmak boynumuza borçtur. Tabii burada Filistin meselesi özelinde tartışıyoruz ama bütün zulüm alanları için söylediklerimiz geçerlidir. KHK’ların yarattığı zulümler, ekolojik ifsat ve talan, emek sömürüsü derken hayatın bütün alanlarındaki adalet arayış süreçleri için bu tutum ve tavırlar geçerlidir. Şimdi Filistin meselesi özelinde ilerleyelim.

Gazze’deki savaşla ilgili ateşkes sağlandı. Yukarıda da husûsen işaret ettiğimiz kesimler için bu durum derin bir ‘oh’ çekilmesine vesile olmuş olabilir ama artık işgal kökten bitirilinceye, Siyonistler işgal ettikleri topraklardan def edilinceye değin kimsenin derin bir ‘oh çekme’ hakkının olmadığını tedirgin edici boyutlarda hissettirmek için yeni direniş usullerini örgütleyip halkların huzuruna çıkarmak zorundayız.

Türkiye’de İsrail’e karşı verilen kayda değer bir mücadele örgütlenemediğinden bir direnişten de maalesef bahsedilemez. Direnişi sadece Filistinli çocukların taş atan zayıf kol ve omuzlarına, direniş gruplarının imkânsızlıklar içinde çırpınarak var olma savaşımına havale etmek buralarda geçer akçedir. Direnişin bütün bir yeryüzüne yayılması, Siyonist işgali besleyen damarların kurutulması gerekiyor. Direniş bütün bir yeryüzüne kök salmalıdır. Bu, bütün direniş alanları için geçerliyken Siyonizm görünümlü küresel emperyalizmi geriletme perspektifine odaklanması gereken Filistin direnişi için daha bir gereklidir. Siyonist işgalcilerin meşruiyetlerini büyük şeytan ABD koruyuculuğunda ve bir karşı devrim formunda bütün bir İslam dünyasına, Arap rejimlerine doğru genişletme azmi göz önüne alındığında meselenin ciddiyeti daha bir kesin olarak algılanabilir.

İsrail, Siyonizm görünümlü küresel emperyalizmin ileri karakolu olarak Ortadoğu’da ifsadı körüklemek misyonunu icra etmek için bir lejyon formunda Filistin’e konumlanmıştır. Dolayısıyla bu form emperyalistler için oldukça anlamlıdır. Onun bu varlığının anlamı, bölgeye kök salma kabiliyetiyle doğru orantılıdır. O yüzden bu kök salma niyeti bölgesel ve küresel direnişin ana hedefi olmalı değil midir?

Siyonist saldırganlığa karşı Türkiye’deki etkinlikleri sıcak çatışma anlarında verilen hamâsî ya da duygusal tepkiler, İsrail’in İstanbul konsolosluğu önünde yoğunlaşan protestolar, dünyanın farklı ülkelerindeki devasa kitlesel yürüyüşlerle kıyaslandığında düşük yoğunluklu olarak niteleyebileceğimiz katılımlarla gerçekleşen basın açıklamaları şeklinde sıralayabiliriz. Elbette bütün bu faaliyetler son derece kıymetlidir lâkin artık çok daha etkili ve plânlı aşamalara geçilmesi gerektiği de açıktır.

Sıradanlaşan bu eylemliliklerin etkisini farklı alan ve sektörlerde derinlik kazanan şu Türkiye-İsrail münasebetleriyle ölçelim: İsrail’le Türkiye’nin yıllık ticari hacmi 6 milyar doları aşmış durumdadır. THY İsrail’e koronavirüs salgınından önce günde en az 10 sefer düzenlemekteydi. İsrail’de, Zorlu Holding’in,  Hamas’ın roket saldırısıyla haberdar olduğumuz 3 enerji santrali vardır. Türk çelik sektörünün bu yılki ihracatında İsrail ilk sıradadır. Kürecik NATO radarı İsrail’in güvenliğini sağlamaktadır. İsrail, petrol ihtiyacının önemli bir kısmını Irak Kürdistan’ından Türkiye’nin Ceyhan limanı aracılığıyla gidermektedir. Türkiye, Nekbe’yi İsrail’in milli günü olarak tebrik etmektedir. İsrail’le yapılan anlaşmalar nedeniyle Türkiye mahkemelerinde Mavi Marmara’nın hesabını sormak için dava açılamamaktadır.

Burada sıralayabilmenin mümkün olmadığı ve iyice dallanıp budaklanan çok sayıda ve farklı alanda cereyan eden ilişki, Türkiye’de ne denli büyük ve etkili bir boykot hareketine ihtiyaç duyulduğunun açık kanıtıdır. Bu boykot hareketi işin tabiatı gereği devrimci olmak durumundadır. Kirli münasebetleri hoyratça sürdüren özel ya da kamuya ait bütün şirket ve kurumlar önünde aylar ve hatta yıllar sürecek çadır eylemlerini, yürüyüş ve internet kampanyalarını gerektirir. BDS örneği bu anlamda çarpıcıdır. Farklı ülkelerde Siyonistlere hizmet edecek mal ve ticari hizmetlerin sevkiyatını durdurmaktan spor müsabakalarının iptaline, kültürel organizasyonların engellenmesine, siyasi ilişkilerin kesilmesine dönük BDS faaliyetlerinden bütün dünya haberdardır.

Böyle bir boykot hareketi doğrudan, Siyonistlerle her türlü kirli ilişki içinde olan devlet-sermaye ortaklığını hedef alacağından egemen düzenden sert bir karşılık göreceği açıktır. İşin ucu geniş dindar çevrelerin desteklediği AKP iktidarına dokunacağı için her sıcak çatışmada konsolosluklar önüne koşuşan kalabalıkların böyle bir boykot hareketine destek verip vermeyeceği şüphelidir. Kitlelerin Kudüs-Gazze-Filistin hassasiyetini ısrarla manipüle eden iktidarın açık yüreklilikle karşısına çıkmak bu boykot, dolayısıyla da direniş hareketinin kaçınılmaz aşaması olacaktır.

1960’larda sosyalist gençler NATO’nun Kürecik üssüne karşı eylem bilincine sahipken İslamî çevrelerin bunca kirli ilişkiyi kuru protestolarla geçiştirmesi kabul edilemez. Direniş, entegre ve zorlu bir süreçtir. Aylara, yıllara yayılır; yeryüzünün başka ve çeşitli direniş hareketleriyle irtibatlanır. Gazze’de yeni bir savaşa kadar ateşkes ilan edilebilir ancak Siyonist kılıflı emperyalizmin Filistin’de, Ortadoğu’da kök salma azmindeki damarlarını kurutmak ancak onlardan çok daha fazla gayret ve kararlılıkla mümkün olabilir.

 

8 Şubat 1974’te Niksar’da doğdu. Niksar İmam-Hatip Lisesi’nden ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Kurucu ve yöneticilerinden olduğu TOKAD, Özgür Yazarlar Birliği, Eğitim İlke-Sen bünyelerinde yer almakta ve 2004 yılında yayımlanmaya başlayan Tasfiye edebiyat-düşünce dergisinin editörlüğünü yürütmektedir. 2020 yılında kurulan YeniPencere.com sitesinde editörlük ve yazarlık çalışmalarını sürdürmekte ve 1996’dan bu yana edebiyat öğretmenliği yapmaktadır. Eserleri: Yüzümüzü Ağartan (öykü-2006), İlim Yayma’nın Penceresi (anı-2012), Kar Kesilen (öykü-2020), Kiralık Meydan (öykü-2020), Ferhat’ın Şemsiyeleri (öykü-2020), Halkada Duranlara (şiir-2022), 35C (roman-2026), Şairi Devrime Çağırmak-Şiir Tahlilleri (eleştiri-2026)

1 Yorum
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Beyza Nur Karagöz
Beyza Nur Karagöz
5 yıl önce

Hocam kaleminize sağlık… Sadra şifa olacak bir yazı olmuş gerçekten, emeğinize sağlık. Yazılarınızdan istifade ediyor, bir sonraki yazınızı heyecanla bekliyorum. Selametle kalın insallah..

Köşe Yazıları

H. Mirza Aydın’la “Güçsüz” Filmi Üzerine

Yayınlanma:

-

“Kendini evinde bile yabancı hisseden işsiz bir adam, hamile eşi ve çevresinin beklentileri arasında sıkışır. Güçsüzlüğü, yalnızca iş bulamamak değil; artık hiçbir rolü oynayamayacak kadar yorulmuş olmaktır.”
 
H. Mirza Aydın’la ilk uzun metrajlı filmi “Güçsüz”ü konuştuk.
 
Filmin fragmanını izlemek için:

Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

Irkçı Saldırılar ve Mevsimlik Tarım İşçileriyle Dayanışma Pratikleri

Yayınlanma:

-

Kürt mevsimlik tarım işçilerine dönük ırkçı saldırılar, farklı şehirlerde tekrar kendini göstermeye başladı.

Ülke sosyolojisinin egemenler tarafından pedagojik süreçlerden gündelik siyasete kadar yaşamın hemen bütün alanlarında kılcallarına kadar alt üst edilmesinin bir neticesi olarak pek çok cahiliye semptomuna tanık oluyoruz.

Kürt meselesinde ikinci bir açılım süreci, tümüyle devlet katında biçimlenirken az önce vurgulamaya çalıştığım kötülüğün uzun yılların mirası olarak geniş kitlelerde vahiyle yıkanan arı duru bir bilinç oluşmadıkça silinip gitmesi elbette beklenemez.

Emekçi yoksul kitlelerin ırkçı saiklerle linççiliklere sevk edilmesi, egemen iradelerin vâr olma yollarından biridir ancak özellikle İslamî çevrelerin bu hususta tesirli bir tebliğ/duruş üretememesi mevzubahis kitleleri ıslah süreçleriyle temaslandıramadı.

Önümüzdeki dönemlerde bu saldırıların, ırkçı provakatif eylemlerin kimi spor müsabakalarında, ikinci açılım süreciyle bağlantılı pedagojik ve siyasal uygulamalar dolayımında kendini göstereceğini söylemek elbette mümkündür.

Türkiye’de derinleşip pekişen yoksullukla, hamasetle biçimlenen faşizan politikalarla kıskaca alınan yoksul emekçi kitleleri bu muhasaradan çekip çıkaracak tarihsel bir yükümlülükle karşı karşıya bulunan İslamî söylem, bağlılarının entelektüel kavrayış ve siyasal kararlılıktan yoksun pozisyonları nedeniyle hâl-i hazırda mevzubahis dertlere derman olacak bir dirilikten oldukça uzak ancak tümüyle de örneksiz/öncüsüz değil.

Bu yazıyı kaleme almama biraz da Yasemen Çoban’ın sosyal medya hesabında mevsimlik tarım işçileriyle ilgili olarak çalışma yapan İslamî STK bulunup bulunmadığına dair sorusu vesile oldu. Sorulması kolay gibi görünen bir soru bu ancak cevaplanması zor çünkü bu soruya verilebilecek olumlu bir cevap için geniş bir düşünsel-siyasal zeminde bütüncül, sağlam bir kavrayış ve inisiyatif şarttır lâkin İslamî çevrelerin umûmu bu kabiliyetten alabildiğine uzaktır.

Ben bu yazıda en azından TOKAD’ın bu alandaki mütevazi çalışmalarını bir model/örneklik olarak hatırlatmak istedim. Belki birileri buradan hareketle benzer ya da daha ileri çalışmaları hayata geçirir ve ülkedeki cahiliye öbeklerini çözüp dağıtan ve ezilenden, dışlanandan, yoksuldan, emekçiden yana pratik bir vahiy modellemesi yapar.

Anadolu’nun pek çok iline yayılan mevsimlik tarım işçileri, külliyen Kürt olmasa da ırkçı saldırılar Kürt kimliği merkezinde ortaya çıkıyor. Bu yazıda İslamî kimlik çerçevesinde bir değerlendirme yaptığım için özellikle müslüman kişilerin ve İslamî iddialı kurumların bu alandaki yetersizliklerini hatta çoğunlukla ilgisizliklerini tartışıyorum.

Irkçı saldırılara maruz kalan, ücretleri ödenmeyen, son derece gayr-i sıhhî koşullarda iskân edilen, sağlık taramaları ihmal edilen ve çoluk çocuk demeden yoksulluğun pençesinde şekerpancarından domatese, fındıktan pamuğa daha nice tarım alanlarında rızkının peşinde koşan; tıka basa doldurdukları minibüslerle uzun yollara sefere çıkarken kazalarda can veren mevsimlik işçilerle dayanışmayan, onlara yapılan zulümlere set olmayan Kur’an halkaları, İslamî çalışmalar kendilerini sorgulamalı, emek ve kimlik bağlamında çok boyutlu dayanakları bulunan bu meselede derinlemesine inisiyatif almalıdır.

Müsaadenizle TOKAD çevresinin mütevazı bazı çalışmalarını örneklik oluşturmaları bakımından buraya alıntılayacağım. Tokat’ta çalışan mevsimlik tarım işçilerinin en azından bir kısmıyla Ramazan aylarında dayanışma iftarları ve bayramlaşmalar düzenleyip ve her yaştan tarım işçisiyle hâlleşmeye gayret etmiştik:

TOKAD, iftarda mevsimlik tarım işçileriyle buluştu:

https://www.tokad.org/2013/07/25/2717/

TOKAD, mevsimlik tarım işçileriyle iftarlarda buluşmaya devam ediyor:

https://www.tokad.org/2013/08/02/tokad-mevsimlik-tarim-iscileriyle-iftarda-bulusmaya-devam-ediyor/

TOKAD, Urfalı Tarım İşçileriyle İftarda Buluşup Sorunlarını Dinledi:

https://www.tokad.org/2012/08/13/tokad-urfali-tarim-iscileriyle-iftarda-bulusup-sorunlarini-dinledi/

Bu pratiklerin yanı sıra yerleşkelerinde yangın gibi afetlere maruz kalan mevsimlik tarım işçi aileleri için dayanışma kampanyaları düzenlemiştik.

2010’lu yıllarda özellikle fındık işçilerinin uğradığı ırkçı saldırıları hatırlarsınız. O dönemde, yolları Tokat’tan geçen tarım işçilerinin araçlarını durdurarak dayanışmalarımızı, ikramlarımızla birlikte sunmaya, trafik kazası geçiren konvoylara gücümüz yettiğince yardımcı olmaya çalışmıştık.

Bu yakıcı meseleniz edebiyata değen bir çalışmasını da muhakkak buraya iliştirmeliyim.[1]

Mevsimlik tarım işçileri ile ilgili olarak yapmaya çalıştığımız en önemli işlerden biri amatörce de olsa Tokat’ın Kat kasabasında çektiğimiz belgeseldi. O belgeselin özellikle İslamî çevrelerde bu meselenin gündemleşmesi için önemli bir etki yaptığını belirtmeliyiz. Pek çok kez TV ve salon gösterimlerinin yapıldığı belgesel, sosyal medya mecrasında ilgi görmeye devam ediyor:

“Urfa Neree Tokat Nere” Mevsimlik Tarım İşçileri Belgeseli:

https://www.youtube.com/watch?v=MnfE6WJ8vEU

Mevsimlik tarım işçilerinin pek çok alanın kesiştiği bir yerde durduğu anlaşılmış olmalıdır ancak İslamî çevrelerdeki vurdumduymazlık ile egemen siyasetin tümüyle kendi belirlediği açılımların yetersiz ve hakikati saptırıcı icraatlarına genel teslimiyet, bu sahadaki yetersiz kalışları izah etmektedir.

Emek ve kimlik politikalarının kavşağında yoksulluk ve faşizmle mücadele etmek için yan yana gelmek, okumaların perspektifine hayatı yerleştirmek gerekir. Meseleyi yine edebî bir zeminle bağlayayım ve İsmet Özel’in “Aynı Adam”[2] şiirini herkese tavsiye edeyim.

Dipnotlar:

[1] On Beş Kişilik Minibüste Yirmi Beş Kişiydik (öykü), Ahmet Örs; Yüzümüz Ağartan, Tasfiye Kitaplığı, 2020

[2] Aynı Adam (şiir), İsmet Özel, Erbain, Çıdam yay.

Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

Faruk Yeşil’e Küçük Bir Not

Yayınlanma:

-

Bu ne bir cevap ne de polemiği sürdürmek…

Faruk Yeşil’le meseleye dair oldukça yakınlaştığımızı düşünüyorum ve gerçekten çok keyif aldığım kıran kırana bir fikir mübadelesi yaptık. Son iki yazıda ise açıklamalarla konuyu hem derinleştirdiği hem de ister istemez farklı anlamlar da çıkan yazısında asıl kaygısını dile getirdi. Yazıların yazılıp kamuya çıktığında artık yazarının elinden denetiminden çıkması gibi bir yönü var. Bu nedenle Faruk Yeşil’in de yazısı belli ki bu durumun somut örneği olmuş. Bu güzel tartışmayı fikir kalitesini bir milim aşağı çekmeden yürüttüğü için kendisine teşekkür ediyorum.

Açıkçası uzun zamandır takip ettiğim İslamî kesimde İsmet Özel’den sonra “teknoloji” meselesini önemseyen, önemli sorular soran yazılarda böyle kıymetli sorular çok az soruluyordu. Kendimi bir an Şubat öncesi İslamî harekette yaşanan fikir kazanının kaynama noktasında buldum. İslamî kesimde uzun zamandır -hele de AKP sonrası- bu tür ciddî kafa yoran yazılar çölde bir vaha gibi az bulunuyor.

Bu son açıklamasında yazdıklarımı gayet doğru yerden kavramış. Onun kaygısına aslında yazının son bölümünde gerekli ipuçlarını vermiştim ama gözden kaçtığı hissine kapıldım, en kısa zamanda odağına “teknik” kavramını alan bir makale ile kıymetli yazarın sorduğu “Peki ne yapalım; kuzu kuzu teslim mi olalım?” sorusuna açıklık getirmeyi de boynumun borcu sayıyorum.

Dilerim bir ara kendisi ile bir çay içip bu diyalogu yüz yüze de sürdürme fırsatı buluruz. Bir kez daha nazik ama asla zaaf göstermeyen, fikrini gayet sağlam savunan böylece de tatsız polemik maceralarının çok olduğu ülkemizde birbirine saldırmadan, savaş boruları üflemeden sakin ama çok güçlü bir tartışma örneği sergilediği için teşekkür ediyorum.

Yeni Pencere’ye de böyle güzel bir tartışmanın mecrası olmak konusunda gösterdikleri özen için teşekkür ediyorum.

Devamını Okuyun

GÜNDEM

1
0
Would love your thoughts, please comment.x