Connect with us

Haberler

Tokat’ta Eylem: Siyonist Gemiler Türkiye Limanlarında Cirit Atıyor!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Özgür Yazarlar Birliği ve Sağlık İlke-Sen’in 10 Kasım 2024 günü Tokat’ta gerçekleştirdiği eylemde Filistin ve Lübnan’da katliamlar yapan İsrail’le Türkiye’nin ticaret yapmaya devam etmesi kınandı. Eylemde, Siyonist sermaye gemilerinin Türkiye limanlarından rahatça sevkiyatları sürdürmesi, Ceyhan’dan İsrail’e petrol gönderilmesi ve emperyalist üslerin faaliyetlerini sürdürmesi protesto edildi.

Topluluk adına Sağlık İlke-Sen başkanı Emre Ulukaya’nın okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SİYONİST KATLİAM MAKİNESİNİ BESLEYİP KORUYAN PETROL SEVKİYATI VE TİCARET SÜRÜYOR, KÜRECİK RADARI ÇALIŞIYOR!

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli arkadaşlar!

Sadece Filistin’i, Gazze’yi ve yine sadece Siyonist işgal rejimini derinden etkilemekle kalmayıp bütün dünyayı sarsan, halkları ve rejimleri bambaşka bir sabaha ve döneme uyandıran Aksâ Tûfanı’nın üzerinden 13 ay geçti.

Yüz binlercesiyle can veren Filistin ve ona bir kez daha katılan Lübnan halkları, egemen dünya düzeninin desteğiyle benzersiz katliamlar yapan Siyonist soykırım makinesinin hedefinde eşsiz bir mücadele yürütüyor!

Siyonizm’e ve emperyalizme direnen kardeşlerimiz, önderi-takipçisi demeden birer birer şehit oluyorlar. En son Yahya Sinvar’la insanlığın onur ve haysiyet burcuna asılan şehadet sancağı, şirk, zulüm ve tuğyanın karşısına dikilme cesaretini kuşananların sarsılmaz imanlarına, azim ve kararlılıklarına emanet edilmiştir!

Filistin Direnişinin Dostları!  

Filistin’de, Gazze’de savaş, işgal, katliam yeni başlamadı. Tam yüz yıldır bu bölge emperyalizmin, Siyonizm’in muhasarası altındadır. İngilizlerin öncülüğünde Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun kalbine bir hançer gibi saplanan, emperyalizmin ileri karakolu olarak konuşlandırılan İsrail’i püskürtmek için Filistin halkı sayısız evlâdını şehit verdi, yerinden yurdundan oldu, işbirlikçilik ve ihanet kıskacında nefessiz kaldı ancak hiçbir güçlük ve zorluğa boyun eğmedi; ilerleyen yaşına rağmen tank ve top atışlarına göğüs geren, son ânında dahî direnişten geri durmayan Yahya Sinvar örneğinde olduğu gibi zalimlere, işgalcilere teslim olmadı! Katledildi, sürüldü, aç ve açıkta kaldı lâkin yılgınlığa düşmedi!

Son bir yıl boyunca katliam ve direniş tarihinin zirvesine şahit olduk. Bütün dünyanın gözleri önünde ve kayda geçirilerek süren bir soykırım ve direniş süreci var. Küçücük bir coğrafyaya sıkıştırılan bir halk, benzersiz bir vâr oluş kavgası veriyor.

Bu vâr oluş kavgasına dünyanın her bir yanından onurlu halklar destek verdi, destek vermeye devam ediyor. Kendilerini derin bir minnet ve saygıyla andığımız bu insanlar kampüslerde, meydanlarda, cadde ve sokaklarda katliam düzenine karşı seslerini yükselttiler; işbirlikçi rejimlerinin ihanetlerine karşı hakikatin saflarında yer aldılar, hâlâ yılmadan bu mücadelelerine devam ediyorlar. Her biri bizim kardeşimiz ve yoldaşımızdır!

Biz de bu coğrafyada, Türkiye’nin dört bir yanında bu duruşa eşlik etmeye çalıştık. Siyonizm’in bölgedeki köklerini, damarlarını kurutmak için öteden beri dile getirdiğimiz hakikatleri daha bir yüksek sesle haykırmaya çalıştık.

İntifadayı Yükselten Yürekler!

Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki Siyonist rejim ve onun değişmez destekçisi emperyalizm coğrafyamıza iyice kök salmış, bütün araç ve imkânlarıyla kendilerini muhafaza ve müdafaa edecek, koruyup besleyecek bir düzen kurmuş!

Takdir edersiniz ki işgalci İsrail, bölgesel dayanakları olmadan nefes alamaz, meşruiyet devşiremez! Bütün bu dayanakların ticaretten diplomatik münasebetlere, akademiden istihbarata, savunma sanayinden bilişim teknolojilerine ve şimdi burada hepsini sıralayamayacağımız pek çok alana yayılan anlaşmalarla mümkün olabileceğini biliyoruz.

Şimdi hep birlikte İsrail’i besleyip koruyan işleyişin farklı alanlarda nasıl seyrettiğini hep beraber hatırlayalım:

Öncelikle şuradan başlayalım: Biliyorsunuz Türkiye, İslam dünyasından İsrail’i tanıyan ilk devlet olmuştur. Başta Erdoğan olmak üzere iktidara yakın çevreler İsrail’i soykırımcı, terörist olarak suçlamakta ancak İsrail’i tanıma kararını geri çekme ihtimalinden bile bahsetmemektedirler. Hâlbuki İsrail’i tanımamak önemli bir samimiyet testidir ve imkânsız değildir. Birleşmiş Milletler üyesi 28 devlet İsrail’i tanımıyor arkadaşlar ve bu nedenle o ülkelerin halkları açlıktan, yoksulluktan ölmüş değil!

Her fırsatta İsrail’in gözünü Türkiye’ye diktiğini söyleyerek propaganda makinesini durmaksızın çalıştıran aynı merkezlere sormak gerekmez mi? “Madem öyle, peki siz bu işgal devletini neden tanıyorsunuz, tanımakla kalmayıp her türlü münasebeti kuruyorsunuz! Neden Siyonist cumhurbaşkanını, caddelerini İsrail bayraklarıyla süslediğiniz Ankara’da şaşaalı törenlerle karşılıyorsunuz? Katil Netanyahu ile New York’ta, hem de Aksâ Tûfânı’ndan 15 gün önce heyetler hâlinde buluşup Filistin halkından çalınan doğal gazı pazarlama plânlarını hangi yüzle müzakere ettiniz?”

Evet, Siyonizm’e ve emperyalizme karşı mücadele, sadece Filistin halkının değil de hepimizin yükümlülüğü ise yakıcı gerçeklerle yüzleşmek, Siyonizm’i besleyen merkezlerle kapışmak zorundayız. Bizim sorumluluğumuz öncelikle kendi ülkemizden başlamaktadır yoksa uzaktan direnişe selam göndermek elbette çok kolay ve zahmetsizdir.

Şimdi dönelim yine bir başka can alıcı hususa! Aksâ Tûfânı’ndan bugüne Türkiye ile İsrail arasındaki ticaretin kesilmesi için Filistin dostları sayısız eylem yaptı. İktidar, tepkileri savuşturmak için ticarete önce kısıtlama getirdi, sonra da ticareti tümden yasakladığını ilan etti. Hâl böyleyken zamanla ticaretin durmadığı, hileli yollarla devam ettirildiği ortaya çıktı. Önce üçüncü ülkeler aracılığıyla sürdürülen ticaretin daha sonra ve yoğunluklu olarak Filistin’in adı kullanılarak yapıldığı görüldü

Açık kaynaklardan herkesin ulaşabileceği ve her biri utanç ve ihanet vesikası olan bilgilere göre resmiyette İsrail’le kesilen ticaret birdenbire makyaj malzemelerinden tutun da çeliğe, kimyasallardan başka diğer tedariklere kadar türlü çeşit ürünlerin güya Filistin’e ihracatı yüzlerce kat artmış durumdadır!  Soykırım savaşı altındaki Filistin birden zenginleşmiş de ithalat patlaması yaşamış gibi!

İşte akıllara ziyan bu arsızlık, başta kendi arazisine yapılan özel gümrük aracılığıyla İsrail’e çelik ihraç eden ve bu yolla doğrudan katliamın destekçisi olan ama yeri geldikçe başta Mehmet Akif Ersoy gibi değerleri istismar etmekten çekinmeyen İÇDAŞ gibi işbirlikçi sermaye grupları tarafından yapılıyor!

Zaten Türkiye-İsrail ekonomik ilişkileri AKP iktidarında geçen yıllarda sürekli büyümüş ve 2002 yılında 1,41 milyar dolar olan ticaret hacmi 2022’de 9,5 milyar dolara kadar çıkmıştı. Siyonist katliam rejiminin nasıl ve kimler tarafından beslenip palazlandırıldığı bu örneğe göre son derece açık değil midir?

Kardeşlerimiz Gazze’nin kuzeyinde açlık ve Siyonist kuşatma altında direnişi sürdürmeye çalışırken bütün bu tezgâhı dağıtmak elbette boynumuzun borcudur! Bu tezgâhı dağıtmak bu coğrafyada yaşayanlar olarak temel önceliğimizdir! Bu tezgâhı dağıtmak insan ve mü’min olmanın temel şartlarındandır!

Direnişin dostları!

Peki, Siyonizm’i besleyen dayanaklar burada bitiyor mu? Elbette hayır!

Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından İsrail’in petrol ihtiyacının yarısını karşılayan petrol, akmaya devam ediyor mu? Evet!

AKP iktidarı, binlerce eylemde dile getirilen çağrılara kulak tıkayarak yüz binlerce Filistinlinin katledilmesinde en önemli role sahip petrolün Siyonist katliam makinesine akmasına izin verdi mi? Evet!

Bir ucunu Azerbaycan devlet şirketi SOCAR’ın, diğer ucunu Türkiye Varlık Fonuna bağlı BOTAŞ’ın tuttuğu boru hattı Filistin halkına ölüm ve yıkım taşıdı mı, hâlâ taşımaya devam ediyor mu? Evet!

Şimdi can alıcı sorumuz şudur:

Ülkemiz bütün imkânlarıyla kimi desteklemelidir? Soruyoruz sizlere!

Elbette hepiniz “Tabii ki Filistin halkını!” cevabını vereceksiniz. Buna inancımız tamdır ancak gelin görün ki uygulama, tam olarak bunun aksi istikametindedir. Görüyor ve anlıyoruz ki Siyonist katilleri besleyip Filistin’le ağlayanlar tarafından idare olunuyoruz! Böyle bir iki yüzlülük ne duyuldu ne görüldü!

Bütün bunlar yetmezmiş gibi ABD’nin İncirlik üssü doğrudan bir işgal merkezi olarak İsrail’i koruyor; NATO’nun Kürecik Radarı, İsrail’e kalkan olmaya devam ediyor. Kürecik Radarının İsrail’e sağladığı koruma NATO genel sekreterleri tarafından çok daha önceleri de itiraf edilmişti. ABD öncülüğündeki emperyalist bloğun İsrail’i tahkim ve takviye etmek için nasıl canhıraş bir çaba içinde olduğunu görüyoruz. Kendi kontrollerinde bulunan Anadolu’daki üsler de elbette bu korumanın bir parçası olacaktır.

İşbirlikçiliğe ve İhanete Geçit Vermeyen Dostlar!

Türkiye, egemenlerin bütün aksi propagandalarına rağmen Siyonizm’e hizmet edenlerin elini kolunu sallayarak işlerini rahatça yapabildiği bir ülke olmuştur!

Türkiye limanları, katil İsrail’le ticareti pervasızca sürdüren, Siyonist katliam ve soykırım makinesine silah taşıyan gemiler için en güvenli sığınak olmuştur!

Herkes duyuyor ve görüyor ki başta Siyonist ZIM şirketinin gemileri, tırları olmak üzere İsrail’le ticareti sürdüren gemiler limanlarımızda, karayollarında cirit atıyor!

Bu ne büyük utanmazlık ve işbirlikçiliktir!

Gazze’ye gidecek yardım gemilerini engelleyen AKP iktidarı, Filistinli kardeşlerimizi katleden Siyonistleri her türlü tahkim ve takviye eden gemilerin, tırların önünü sınırsızca açıyor! Vicdan Gemisi, uluslararası Özgürlük Filosu kapsamında yola çıkmak isterken iktidar tarafından çıkışına izin verilmediği için 68 gündür Haydarpaşa Limanında bekletiliyor. Kardeşlerimiz iki ayı aşkın süredir orada nöbet tutuyor.

İsrail’e silah taşıdığı, dolayısıyla da soykırım ortağı olarak görüldüğü için pek çok ülke tarafından limanlarına giriş izni verilmeyen Kathrin gemisi, izin verilmediği için Haydarpaşa’da tutsak edilen Vicdan Gemisinin yanına demirleyebiliyor!

Yani katliama sevkiyat serbest, mazlum Gazze/Filistin halkına sevkiyat yasak!

Filistin dostları Kocaeli Diliskelesi’nde, İstanbul Ambarlı’da, Antalya ‘da ve pek çok başka noktada yaptıkları eylemlerle Siyonist ZIM şirketinin sevkiyatlarını ve diğer işbirlikçi ticari hareketleri engellemek için eylemler yapıyorlar. Siyasi irade ise sahte şaşkınlık gösterilerinde bulunarak bunca apaçık hakikate rağmen kendilerine iftira atıldığını iddia edebiliyor!

Herkes şunu bilsin ki biz bu gemilere, bütün bu mel’un sevkiyatlara karşı duracağız! Bu işbirlikçilik ve ihanete geçit verenlerin yakasını bırakmayacağız!

Emperyalist – Siyonist Saldırganlığın Karşısına Dikilen Kardeşler!

Sıralamaya gayret ettiğimiz bütün bu hakikatler bize ne yapmamız gerektiğini de açıkça söylemektedir!

Filistin’den Lübnan’a, Ortadoğu’nun dört bir yanına uzanan katliam ve işgal şebekesinin dayanaklarını, damarlarını, köklerini Anadolu’dan söküp atmak öncelikli sorumluluğumuzdur.

Öteden beri mücadelemiz bunun içindir! Direnişi buradan kurmalıyız.

İbrahim sûresi 42. ayette buyurulduğu gibi, “Sakın Allah’ı zalimlerin yaptığı şeylerden habersiz sanmayın!” Şüphesiz ki Allah’ın cezalandırması çok çetindir!

Duamız odur ki Rabbimiz bu amacımızda bizi muvaffak eylesin! Her dâim zalimlerin, katillerin, işbirlikçilerin karşısında olmayı nasip etsin!

Mazlum ve mustazafların, hürriyeti gasp edilenlerin yanında durma irademizden geri koymasın!

Yaşasın Küresel İntifada, Yaşasın Zulme Boyun Eğmeyen Direniş!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x