Connect with us

Haberler

Kardeşlik Seferberliği Sürüyor

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Aşhane, her akşam Fatih’te “Kardeşlik Seferberliği” çerçevesinde evsizlere yemek dağıtıyor.

Yıllarca İstanbul’un değişik noktalarında sabah ve akşam vakitlerinde evsizlere çorba dağıtan Aşhane, artık yemek dağıtımına başladı.

Saraçhane’de on gündür dağıtım aracı ve gönüllüler aracılığı ile evsizler “Kardeşlik Seferberliği”nin sofrasını paylaşıyor, yemek ikramından nasipleniyor.

Aşhane gönüllüleri, zabıtanın “Burada yemek dağıtamazsınız!” şeklindeki keyfî engellemelerine maruz kalmaktan şikâyetçi.

YeniPencere

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Küçük Çiftçilerin Kendi Topraklarında Kendi Üretimlerini Yapması Esastır

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen) Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, verdiği bir söyleşide gıda fiyatlarını kontrol altına almanın tek yolunun küçük çiftçilerin kendi topraklarında kendi üretimlerini yapması olduğunu söyledi.

Tarımı ve gıdayı ele geçiren şirketlerin, fiyatların düşmesini veya artmasını sağladıklarını belirten Erdem, şöyle konuştu:

Dünya gıda fiyatlarını belirleyen bir merkez var

“Dünya gıda fiyatlarının artması veya düşmesi ile ilgili her şeyi belirleyen bir merkez var. Bu da tarımı ve gıdayı eline geçiren küresel tarım ve gıda şirketleri. Kendi ülkemize baktığımızda ise şunu görüyoruz ki birincisi, pandemi dönemi ile birlikte, tarımda çalışan nüfusun yaş ortalamasının büyümesi sebebiyle 65 yaş üstü pek çok insan tarlaya ulaşamadı. İkinci olarak söyleyebiliriz ki çiftçiler çok zor koşullarda ürettiler. Üçüncüsü, mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı problemler pandemi ile birlikte katlanarak büyüdü. Üretimde ciddi sorunlar yaşanıyor. Bir de üretilen ürünlerin pazara ulaşmasında problemler yaşanıyor.  Bu ve daha pek çok sorunu bir araya getirdiğimizde, gıda fiyatlarının artışının sebeplerini görebiliyoruz.”

Pandemi sürecinde gıdanın denetimi şirketlerin eline geçti

“Pandemi döneminde “aç mı kalacağız” korkusuyla gıdaya artan talep ile birlikte, gıdanın denetimini eline geçiren hem gıda şirketleri hem de bunu pazarlayan market zincirleri büyük bir avantaj sağladılar. Ama çiftçilerin pazara ulaşımları zorlaştı. Yaşadığımız bu problemler aslında dünyanın her yerinde yaşanıyor. Şirketlerin gıda üzerindeki kontrolü, pazara ulaşmadaki zorluklar, tarımın giderek daha çok metalaşması ve kar aracı haline gelmesi, üretimin zorlaşması, ihracata yönelik politikaların uygulanması ve küresel şirketlerin önünün açılması ve bir de küresel iklim değişiminin ortaya çıkardığı kuraklık gıda fiyatlarının yükselmesine neden oluyor.” şeklinde konuştu.

Şirketler gıdayı meta hâline dönüştürüp kriz anlarında fiyatları yükseltiyor

Tarım ve gıda alanında yapılması gerekenlere de değinen Erdem, “Bunun çözümü aslında çok açık ve net; küçük çiftçilerin kendi topraklarında kendi üretimlerini yapması. Kendileri için bile üretseler, gıda fiyatlarının yükselmesine engel olacak bir rol oynayacaklardır. Ama küçük çiftçilerin üretmelerini engelleyecek her şey yapıldı. Küçük çiftçilerin üretimlerine devam edebilmelerini sağlamak yerine tarıma hakim olanların, “tarımda 4.0”, “inovatif tarım” ve “dijital tarım” gibi tanımlamalarla beraber gıdanın giderek daha az elde toplanması sürecini yaşatıyorlar. Bu, tarımda tekelleşmedir.  Gıda kadar az insanın elinde toplandığında gıda fiyatlarının belirlenmesi, gıda fiyatlarının artmasına neden oluyor. Aynı zamanda bu süreç gıda spekülasyonlarını da ortaya çıkarıyor. Gıdayı bir meta haline dönüştürdüğünüz anda, stoklamalar ve kriz anında gıdayı daha yüksek fiyatlardan pazara sunma şansı tanıyor şirketlere.” ifadelerini kullandı.

Kaynak: karasaban.net

Devamını Okuyun

Haberler

Açıklamalar Sürüyor: Asgari Ücret Köleliğine Karşı Ne Yapmalı?

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Yeni yılda yürürlüğe giren ve birçok kesim tarafından “kölelik uygulaması” olarak nitelendirilen asgari ücret için yeni değerlendirmeler gelmeye devam ediyor.

Her sene Asgari Ücret Tespit Komisyonu sürecinde ve her yeni yılın ilk gününde eylemlerle sürece müdahil olan TOKAD, Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen ve ÖYB, asgari ücretin kölelik düzenini pekiştiren bir uygulama olduğunu vurgulayan bir açıklama yaptı ve mücadele çağrısında bulundu.

Ortak açıklamanın metni şu şekilde:

Egemenlerin Kölelik Düzenine Karşı Ayağa Kalkalım!

2021 yılının da halkımız için açlık sınırlarında seyreden bir kölelik yılı olacağı egemen sermaye ve iktidar çevreleri tarafından ilan edilmiştir.

Egemenlerin karakteri ile açlık sınırında seyreden kölelik düzeninin varlığı uyumludur.

Asgari ücret uygulamasının, egemen çevreler tarafından çekip çevrilen üretim sisteminin zorunlu bir parçası olarak vâr olduğunu herkes görmelidir.

Bu soyguncu, yağmacı kapitalist düzen, bu düzenin zalim yürütücüleri mevcut pozisyonlarından geri adım atmayacaklardır. Bu, her sene sonunda yeniden ve yeniden ilan edilmekte ve her sene başından itibaren yeniden ve yeniden tereddütsüz bir şekilde hayata geçirilmektedir.

İnsan haysiyetini ayaklar altına alan zulüm düzeni, birtakım göstermelik kurum ve müzakerelerle müsamereler sergilemekte, umutsuz halkımızın gözünü boyamaya dönük hareketliliklerle mevcut yoksulluğun giderileceğine dair sahte umutlar pompalamaktadır. Bu arsızlık her sene devr-i dâim etmektedir, görüyorsunuz.

Ekmeğin, emek ve alın terinin yağmalandığı değil, neredeyse tümüyle gasp edildiği zamanlardayız. Firavun düzeni küreselleşmiş, zamanlar üstü bir mahiyet kazanmıştır. Allah’tan korkmadan ilerleyen bu düzen kendi karakterini her seferinde açıkça ilan etmesine karşın ezilenlerin adalet arayışı güç ve kuvvet toplayamamakta, kölelik düzeni açlık sınırında pekişmektedir.

Dünyanın her bir noktasında haysiyeti yağmalanan ezilenlerin kalpleri aynı ritimde buluşmalıdır. O ritim kendilerine asgari yaşamları lâyık görenlerin nasıl bir inkılâba uğrayıp devrileceklerini görecekleri vakitlere ayarlanmalıdır.

Zalimin ve zulmün, Nemrutluk ve Firavunluğun karşısında ayağa kalkacak iradelere ihtiyacımız vardır. O iradeleri besleyip tahkim edecek kararlılıklara ihtiyacımız vardır.

Mazlum ve mustazafların emek ve özgürlüklerini gasp edip rablik taslayanları aramaya gerek yoktur. Onlar sırıtarak, yeryüzündeki bütün halkları aşağılayarak, köpeksiz köylerde köteksiz dolaşmaktadırlar.

Zaman, üçün-beşin hesabını yapan sahte kurumsallıklara bel bağlayarak ömür tüketmek, ardından boyun eğip köleliği sürdürmek zamanı değildir. Zaman, başka bir ufku ve dünyayı işaret ederek bu zulüm mekanizmalarından kopma zamanıdır!

Aradığımız adalet ve özgürlük tevhidin ilkelerine, şanlı resullerin örnekliklerine sarılarak, oradan bugüne modeller geliştirip sunarak gelip bizi bulacaktır. Egemenlerin açlık sınırında dayattıkları kuşatmalar ancak bu şekilde parçalanabilir.

Rabbimizin beyanı, her dâim kendisine güvenip sığınacağımız tek dayanak olmalıdır:

Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyorduk.” (Kasas Sûresi, 5)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği)

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği)                                             

Devamını Okuyun

Haberler

Üniversitelerin Özerkliği Korunmalı

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Boğaziçi Üniversitesine kurum dışından rektör atanmasına tepkiler devam ediyor. Eğitim İlke-Sen de yaptığı bir açıklamayla keyfî uygulamaların kalıcı hâle getirildiğini vurguladı ve bu tutumdan bir an önce vazgeçilmesini istedi.

Eğitim İlke-Sen’in açıklamasının tam metni şu şekilde:

Üniversitelerin Özerk Yapı ve İşleyişlerini Tahrip Eden

Müdahalelerden Vazgeçilmelidir! 

Boğaziçi Üniversitesine atanan yeni rektör vesilesi ile üniversitelerin özerkliklerinin diğer toplumsal alanlardaki baskılamalara paralel olarak nasıl her geçen gün daha bir tırpanlandığı bir kez daha görülmüştür.

Şunu özellikle vurgulamak gerekir ki, bu durum yalnızca herhangi bir üniversiteye has değildir. Seçimsiz rektör atanması, KHK uygulamaları, belediyelere dönük kayyım politikalarının ve en son henüz geçen haftalarda TBMM’de kabul edilen derneklerle ilgili düzenlemelerin ve 2016 yılından bu yana üniversitelere rektör atamalarındaki keyfiliklerin son halkası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu ve benzeri baskılamalar, kurumların özgün ve özerk yapılarının aşındırılması, dernek-vakıf-sendika gibi sosyal çevrelerin hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması nefessiz bir toplumsallık vâr edecek, keyfî tasarrufları kalıcılaştıracak ve kurumsal dinamizmleri tümüyle iptal edecektir.

Elbette sadece Boğaziçi Üniversitesi için değil, bütün üniversite ve toplumsal örgütlenmeler için aslolan özgürlüklerdir, kendi inisiyatif ve iradelerinde mümkün olabildiğince bağımsızlaşabilmeleridir. Liyakat meselesinin ileri derecede tartışma mevzuu hâline geldiği bir vasatta üniversite rektörlerinin atanmasında esas alınan kriterlerin belirsiz oluşu ülke için büyük bir olumsuzluktur, asla kabul edilemez!

Kurumsal geleneklerini oluşturarak ilmî-fikrî-sanatsal çalışma ve hareketliliklerin, sosyal ilgi ve hassasiyetlerin merkezi olması gereken üniversitelerin özerk işleyiş ve ritimlerine dönük keyfî müdahalelerin pozitif anlamda herhangi bir toplumsal karşılığı olmayacaktır.

Siyasi iktidar, bahsettiğimiz diğer toplumsal alanlardaki baskılamalarla birlikte üniversitelere dönük operasyonel tutumlardan vazgeçmeli, liyakati ve seçimleri esas almalı, adaleti tehdit eden herhangi bir benzer uygulamaya yeltenmemelidir.

EĞİTİM İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM