Connect with us

Haberler

İstanbul’da Ekoloji Eylemi

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği tarafından İstanbul Eminönü’nde düzenlenen eylemle ekolojik ifsada sebebiyet veren, tabiatı tahribine sebebiyet veren politikalar protesto edildi, yerel ve küresel direniş çağrısı yapıldı.

Eylemin açılışında konuşan Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs, Marmara’daki müsilajla herkesin kapitalizmin nasıl bir ifsada sebebiyet verdiğini gördüğünü, ekolojik hassasiyetleriyle ülkenin dört bir yanında mücadele veren insanları daha iyi anladığını söyledi. Sermayenin, devlet destekli yağma ve talanına karşı çıkmamaya, Kanal İstanbul’la yaratılmak istenen rant ve ekolojik yıkıma karşı koyacaklarını dile getirdi.

Eyleme destek veren İkizdere direnişçisi Aslı Eren de bir konuşma yaptı. İkizdere’deki direnişin nasıl bastırılmak istendiğini, oradaki tabiat aleyhine yürütülen taş ocağı faaliyetlerinin neden olduğu tahribatı anlatan Aslı Eren, Karadeniz’deki uzun yıllara yayılan ekoloji direnişlerinden örnek verdi ve her şehirden bu mücadelelere destek verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

İşçinin Kendi Partisi başkanı Cemal Bilgin de tabiata dönük saldırının köylüyü, çiftçiyi yerinden ettiğini, işsizliği patlattığını söyledi ve tabiata sahip çıkışlarını emek mücadelesinin parçası olarak gördüklerini, her zaman ranta dönük politikaların karşısında duracaklarını vurguladı.

Topluluk adına açıklamayı ise Ebrar Yılmaz okudu. Eylem boyunca “Yağmacı Sermaye Doğamızdan Defol, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni, Sermayeyi Değil Hayatı Savun, Yağmacı Sermaye Ormanlardan Defol, Sermaye Büyüyor Tabiat Ölüyor, Kanalı Değil İstanbul’u Savun, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Sermayeye Değil Halka Kulak Ver, Marmara Ölüyor Sermaye Büyüyor, Sermayeye Değil Halka Hizmet Edin, Yağmacı Yasalar İptal Edilsin, Rantı Değil Tabiatı Savun, İfsada Geçit Vermeyeceğiz” gibi sloganlar atıldı, tekbir getirildi.

(Eylemin videosunu buradan izleyebilirsiniz.)

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde: 

İkizdere’den Marmara’ya,

Deniz ve Ormanlardan Kanal İstanbul’a

EKOLOJİK İFSADA HAYIR!

Bismillahirrahmanirrahim

 Arkadaşlar,

 Rize-İkizdere Vadisinde yapılması planlanan taş ocağına karşı yükselen direnişin başlangıcından bu yana yaklaşık 3 ay geçti. Marmara Denizinde müsilaj denilen agregatın belirmesinin üzerinden yaklaşık bir ay ve KANAL İSTANBUL lafzının ilk duyulduğu günlerin üzerinden ise yıllar geçti.

Farklı farklı duran ancak birbiriyle alakasız olmayan bu gelişmelerin hepsi mevcut sosyal ve ekonomik ilişkilerin bir sonucu olarak ortaya çıkan doğa talanlarının ve potansiyel yağmaların örnekleridir.

Bugün Rize’den Marmara’ya, Akdeniz’den Mezopotamya’ya, Karadeniz’den Kapadokya’ya ve oradan Ege’ye kadar ırmaklarımız, ormanlarımız, denizlerimiz ve bilcümle yaratılmış tabiat neoliberal KAPİTALİST-EMPERYALİST düzenin tasallutu altındadır!

Bu tasallut ki kârları ve sefaları için yeryüzünün yaratılmış en nadide parçalarından olan koruma altındaki İkizdere gibi vadilerden Dersim’in ormanlarına, Marmara Denizi ve Ergene Irmağından Munzur sularına kadar yayılmıştır.

Ey Denizlerin ve Canlıların Yoldaşları;

Bugün yeryüzünde canlı türleri hızla azalmakta, ormanlık bölgeler sermayenin iştihasına kurban verilmekte, pek çok özgün ekosistem yok edilmekte ve gezegenimiz hızla ısınmaktadır.

Büsbütün bir ekolojik kriz ve belki de büyük bir çöküş riski ile karşı karşıya iken İkizdere Vadisine yapılmak istenen taş ocakları ya da ülkenin dört bir yanında kurulmak istenen altın madenleri gibi pek çok yıkıcı süreç yoğunlaşarak devam etmektedir.

Sıraladığımız bunca yağma, talan ve ifsat alanı yetmezmiş gibi bütün eleştiri ve önerilere kulak tıkayan iktidar hem Karadeniz hem de Marmara Denizi için yıkıcı ekolojik sonuçları olacağı öngörülen ve türlü çeşit sorunla boğuşan, rant gözlükleriyle bakılıp beton yığınına dönüştürülen İstanbul’a son darbeyi vuracağı açık olan KANAL İSTANBUL projesinde ısrar etmektedir.

Spekülatörler ve kreditörleri hariç kimseye faydası olmayacak bu MEGA projelerden bir an önce vazgeçilmelidir! Daha önce de büyük kaynaklar ayrılarak ve büyük ekonomik vaatler ile yapıldığını bildiğimiz pek çok proje gibi bu proje de kâğıttan kaplandır. Yalnızca hodbinlikleri ile iyice şişmiş spekülatör ve rantçı odaklara yararı olacaktır.

Bu projeler iddia edildiği gibi halkın yararına ise neden kamusal istişârî süreçlerden kaçınıldığı ve bin bir dalavere ile inşaatına başlanılmak istendiği soruları da ayrıca sorulmalıdır.

Kardeşler!

Marmara Denizi ve Karadeniz ekolojik bir fecaat riski ile karşı karşıyadır. Peki, neden? Sırf yerli-yabancı sermaye sahipleri yolunu bulsun diye! Hem ekosistemler üzerinde geri dönülmez tahribatlar üretecek, hem de toplumsal ekonomiye anlamlı bir katkısı olmayacak bu projeye son verilmelidir.

Oysa ekosistemleri tahrip etmeden ve %1’lik azınlığı daha da palazlandırmadan toplumsal fayda üretecek projeler pekâlâ mümkündür. Ama bunun için her şeyden önce istişare kanallarının yeniden açılması zorunludur.

Ey Nehir ve Ormanların Dostları,

2004’te neoliberal uyum süreciyle paralel olarak değiştirilen Maden Yasasıyla beraber memleketimizin altı üstüne getirilmiş, her bir yanı oyulmuş durumdadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının verilerine göre 2008-2018 yılları arasında toplam 120 binden fazla madene işletme ruhsatı verilmiş ve bunun yaklaşık iki katı kadar da maden arama ruhsatı çıkarılmıştır. Yine aynı yasalarla açık ocak tipi işletmeler yaygınlaştırılmış ve dağlarımızın toprak örtüsünün soyulması kolaylaştırılmıştır.

Bu gidiş açıkça göstermektedir ki son dağa taş ocağı, son akarsuya HES yapmadan durmamaya ahdetmiş bir yağma ve talan düzeni ile karşı karşıyayız!

Biz Buradan Tekrar Hatırlatıyoruz:

Rabbimizin ayrım yapmadan bütün insanlığa, canlı cansız bütün varlıklara parçalanıp ayrılamaz bir bütünlükte ikram ettiği yeryüzünü emanet bilip savunmak boynumuzun borcudur!

Yeryüzünü parselleyenlere karşı hakikati dillendirip adaleti savunacağız! Yine Allah’ın nimetlerini gasp edip kulları üzerinde hâkimiyet iddia edenlere karşı direneceğiz!

Hayatı, Tabiatı Savunan Kıymetli Halkımız,

Artık nefes alamaz hâle getirilen bir dünyada yaşıyoruz. Bunu her geçen gün daha bir kesinlikle görüyoruz.

Bugün bütün bir insanlığın temel önceliği dünyayı nefes alamaz hâle getiren şeytâni kapitalist düzenle hesaplaşmak, onu geriletmek olmalıdır.

Dünyanın dört bir yanında yükselen direniş seslerine kulak verelim. Hayatı, tabiatı ve en nihayetinde insanı savunan bu seslerle kendi sesimizi birleştirelim. Müfsit egemen düzenleri durdurup yağma ve talanın önüne geçelim!

Selam olsun toprağını, suyunu savunan İkizdere, Gürpınar, Erbaa, Ünye, Kapadokya, Dersim, İstanbul, Kaz Dağları direnişçilerine!

Veyl olsun halkı ve tabiatı nefessiz bırakan iktidar ve onun yandaş müteahhitlerine!

Dostlar,

Bu vesileyle vicdanlı bütün insanları tabiatın, hayatın ifsad edilmesine, yozlaşma ve çürümenin yaygınlık kazanmasına karşı sesimizi yükseltelim ve hep birlikte bir kurtuluş duası olarak Rabbimizin sözlerine kulak verelim:

Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. (Araf Sûresi, 54)

İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır. (Rum Sûresi, 41)

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına Ebrar Yılmaz)

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

İstanbul’da, İsrail Saldırganlığına Karşı Sumud Filosuna Destek Eylemi

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), 19 Mayıs 2026 Salı günü İstanbul’da Taksim-Tünel Meydanında bir eylem tertip ederek işgal devleti İsrail’in ablukasını kırmak ve Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla Akdeniz’de seyreden Küresel Sumud Filosu gemilerine yönelik saldırısını protesto etti ve işgal ve işbirlikçiliğe karşı mücadele çağrısında bulundu.

Topluluk adına Görkem Duru‘nun okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SUMUD’A, UMUDA, DİRENİŞE BİN SELAM!

Gazze, 7 Ekim 2023’ten bu yana Siyonist rejimin soykırım saldırıları altında. Bu süreçte binlerce Filistinli yaşamını yitirdi, on binlercesi yaralandı ve halkın tüm yaşam alanları sistematik olarak enkaz yığınına çevrildi. Ancak Siyonist varlığın bu barbarlığı karşısında geri adım atmayan Filistin halkının direnişi tüm dünyada yankı buldu ve işgalcileri kâğıt üzerinde de olsa geri adım atmaya zorladı. Ancak ilan edilen hiçbir ateşkes katliamcı rejimi durdurmaya yetmedi. Anlaşmaları ve uluslararası hukuku pervasızca çiğneyen işgal rejimi, bir yandan sınır hatlarını aşarak askeri yığınaklarını büyütüyor, diğer yandan Gazze’yi en temel insani yardımlardan mahrum bırakarak soykırım politikasını kesintisiz bir biçimde uygulamaya devam ediyor.

Küresel Sumud Filosu da bu yıl tam da bu koşullarda; bu sahte ateşkesi teşhir etmek, Gazze’ye dönük ablukayı kırmak ve Gazze’ye insani yardım malzemelerini ulaştırmak için yola çıktı. 15 Nisan’da Barselona’dan yola çıkan filo, 26 Nisan’da İtalya’nın Augusta limanından da katılan gemilerden sonra bugüne kadarki en büyük uluslararası filo girişimi olarak yoluna devam etmişti. Ancak işgal rejimi hiçbir somut yaptırım uygulanmayan koşullarda 29 Nisan gecesi Sumud Filosu’na saldırarak, 180 kişiyi gemi hapishanesinde rehin alacak kadar ileri gitmiş ve bu Siyonist korsanlık saldırısı sonucu 22 gemiye müdahale edilmişti. Bu saldırıdan kurtulan 31 gemi, Türkiye’den ve Yunanistan’dan katılan yeni gemilerle birlikte Marmaris Limanı’ndan 15 Mayıs’ta yeniden yola çıktılar. Yolda Özgürlük Filosu Koalisyonu’ndan da eklenen gemilerle toplam 52 gemiye ulaştılar. Deniz filosuna aynı zamanda Kuzey Afrika’dan yola çıkan kara konvoyu eşlik etmeye başladı. Ancak 18 Mayıs sabahı itibariyle Gazze’den yaklaşık 350 deniz mili mesafede uluslararası sularda Siyonist varlık filoya yeniden saldırmaya başladı. Bugün de devam eden saldırılar sonrasında şuan 45 Gemi ve 320 aktivist korsanlık faaliyeti ile alıkonulmuş durumda. Bu operasyon Siyonizmin uluslararası hukuku hiçe saydığının, Akdeniz’de korsanlık girişimi yürüttüğünün açık bir göstergesidir.

Filistin’de şuan sahte bir barış planı söz konusu. Bu maske altında işgal, soykırım ve abluka sürüyor ve bu durum normalleştirilmeye çalışılıyor. Küresel Sumud Filosu, 39 ülkeden 52 gemi ve 426 katılımcıyla, bu normalleştirmeye hayır demek için, ablukayı yıkmak için yola çıktı. Siyonist varlığın bu korsanlık saldırısına derhal son vermesi, alıkoyduğu katılımcıları ve Filistinli tüm politik esirleri serbest bırakması için bulunduğumuz tüm alanlarda Siyonist varlıkla tüm ilişkilerin kesilmesi için seferber olmalıyız. Siyonist varlıkla ilişkiler kesilmedikçe, soykırım, işgal ve abluka sürüyor!

Siyonist varlık, bu saldırıları AB hükümetlerinin ve ABD’nin desteğiyle gerçekleştirebildi. ABD emperyalizmi ve Trump yönetimi Siyonizmin en azılı hamisiyken, AB ve hükümetleri de Siyonizmin ve soykırımın bir diğer asli finansörü ve destekçisi konumunda. AB-İsrail Ortaklık Anlaşması çerçevesinde AB, 43 milyar dolarlık dış ticaret hacmiyle İsrail’in en büyük ekonomik partneri. Siyonizme karşı zaman zaman eleştirel sesler yükselten hükümetler de, Marmaris limanını Filo’ya açmasına rağmen Türkiye’deki siyasal iktidar da bu tablodan azade değil. Siyonist saldırganlığın kağıt üzerindeki kınama mesajlarıyla durdurulamayacağı açık. Siyasal iktidar istediği kadar kınasın, Türkiye vanaları kapamadıkça, günlük ortalama 100 bin varil Azerbaycan ham petrolü Bakü-Ceyhan boru hattı üzerinden Siyonizme can damarı olmayı sürdürüyor. Siyonist varlığı tanıma kararını geri alıp tam ambargo uygulamadıkça, stratejik hammadde akışı sürdükçe, işgal ordusunun çeliği ve mühimmatı bu limanlardan gönderildikçe, askeri istihbarat protokolleri feshedilmedikçe ve tüm ilişkiler kesilmedikçe Filistin’in özgürlük mücadelesine gerçek bir destek söz konusu değildir! Hamaset bırakılmalı, tüm ilişkiler kesilmelidir!

  • Soykırımcı İsrail’e tam ambargo uygulanmalı, tanıma kararı geri alınmalı, her türlü siyasi, ticari, askeri ve akademik ilişki derhal kesilmelidir!
  • Limanlar soykırımı besleyen gemilere kapatılmalı, Bakü-Ceyhan hattından soykırımcılara giden petrol akışı durdurulmalıdır!
  • Kürecik ve İncirlik başta olmak üzere, siyonizme güvenlik kalkanı olan tüm emperyalist üsler kapatılmalıdır!

Filistin Eylem Komitesi olarak; tüm emekçileri, sendikalar, meslek örgütlerini, üniversiteleri; Küresel Sumud Filosu katılımcılarının serbest bırakılması, Siyonizmin hapishanelerindeki 9 binin üzerinde Filistinli politik tutsağın özgür kalması, Gazze’deki abluka ve işgalin son bulması için bu talepler etrafında sesini yükseltmeye ve seferberliği büyütmeye çağırıyoruz. Soykırımı besleyen hiçbir gemiye, hiçbir şirkete, hiçbir askerî anlaşmaya, hiçbir akademik işbirliğine geçit vermeyelim. Filistin halkıyla dayanışmayı meydanlardan işyerlerine, kampüslere ve limanlara taşıyalım! Siyonist varlığın tüm hukuksuz uygulamalarına karşı, nehirden denize özgür Filistin için eylemlerle, grevlerle, ortak kampanyalarla Filistin halkının mücadelesini destekleyelim.

Siyonizm yenilecek, direnen Filistin kazanacak!

Nehirden denize özgür Filistin!

Yaşasın küresel intifada!

Yaşasın işçilerin, emekçilerin ve dünya halklarının Filistin’le enternasyonalist dayanışması!

Devamını Okuyun

Haberler

Filistin Eylem Komitesinden Yıldönümünde NAKBA Yürüyüşü

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), NAKBA’nın yıldönümü vesilesiyle İstanbul’da 16 Mayıs 2026 günü bir yürüyüş tertip etti.

Sirkeci Büyük Postane önünde başlayan yürüyüş, Eminönü Meydanında sona erdi.

Topluluk adına Gülyeter Aktepe’nin okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

NAKBA SOYKIRIMLA SÜRÜYOR, FİLİSTİN HALKI DİRENİYOR!

Filistin halkının kolektif hafızasında bir kırılma noktası olan ve Büyük Felaket olarak anılan Nakba’nın üzerinden 78 yıl geçti. 1948 yılında siyonist yerleşimcilerin silahlı çeteleri, işgal ettikleri toprakların sahibi olan Filistinlileri sürgüne zorlayıp gayrimeşru bir devlet kurabilme hedefiyle birçok katliama girişti. Emperyalistlerden alınan icazet ve aleni destekle başlatılan bu saldırı silsilesinde 800 bini aşkın Filistinli toprağından koparıldı, en az 15 bin Filistinli katledildi, 400’den fazla Filistin köyü haritadan silindi. Nakba’nın ardından işgal devletinin ilanıyla birlikte Filistin halkının topraklarına ve evlerine el konuldu, siyonist yerleşimciler sürgüne zorlanan Filistinli nüfusun yaşam alanlarına yerleştirildi, köylerin, kasabaların, şehirlerin isimleri değiştirildi ve işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinli Arap nüfus, hakları ellerinden alınarak ırk-ayrımcı apartheid rejimine tabi kılındı.

Bugün bu meydanda andığımız Nakba, 1948’de başlayıp biten bir tarihsel kesitten ibaret değil. Siyonist işgal rejimi her sabah Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te soykırım, etnik temizlik, abluka ve işgal saldırılarıyla Filistin halkını sürgüne zorluyor ve Nakba devam ediyor. 7 Ekim 2023’te bir direniş hamlesi olarak gerçekleştirilen Aksa Tufanı’nın ardından işgal rejiminin Gazze’yi hedef alan soykırım saldırılarında binlerce Filistinli katledildi, binlercesi yaralandı ve yaşam alanları yok edildi. İşgale karşı direnişin kazanımla sonuçlanması ve küresel intifada sesinin tüm dünyayı sarmasıyla birlikte ateşkes ilan edilse de işgal rejimi saldırılarını sürdürüyor. Ateşkes defalarca ihlal edildi, işgalciler sınırların ötesine geçip askeri inşaatlarını sürdürüyor, temel ihtiyaç malzemelerinin Gazze’ye geçişi sınırlanıyor ve soykırım saldırıları devam ediyor.

Siyonist işgal rejiminin kesintisiz saldırılarına karşı Filistin halkı yüz yılı aşkın süredir direnişini ve geri dönüş başta olmak üzere tüm tarihsel haklarına kavuşmak için özgürlük mücadelesini sürdürüyor. Mülksüzleştirme, sistematik işgal, tehcir ve katliamla inşa edilen yerleşimci sömürgeci apartheid rejimi, bugün sadece Filistin’i değil; Lübnan’ı, Yemen’i, Suriye’yi ve İran’ı hedef alıyor. ABD başta olmak üzere emperyalist suç ortaklarının desteğiyle beslenen siyonist saldırganlık tüm bölgeyi savaşa sürüklüyor.

Soykırımcı apartheid rejimi, işgal hapishanelerinde tutulan Filistinli esirler için yakın zamanda ilan ettiği insanlık dışı “idam yasası” ile hiçbir hukuki kaideyi tanımadığını bir kez daha tescilledi. Netanyahu başta olmak üzere soykırım suçluları dokunulmazlık zırhıyla dolaşırken tüm dünya halkları uluslararası hukukun iflasına tekrar tanıklık etti. Hiçbir somut yaptırım uygulanmayan koşullarda işgal rejimi her geçen gün suçlarına bir yenisini ekledi. Gazze’deki ablukayı kırmak için yola çıkan Sumud Filosu gönüllülerini uluslararası sularda rehin alacak kadar ileri giden bu haydutluk, bütün cesareti hesap sorulmamasından almaktadır. Siyonist saldırganlığın kağıt üzerindeki kınama mesajlarıyla durdurulamayacağı açıktır. Soykırım ateşkesle bitmemiştir ve Trump’ın planıyla kurulan “barış meclisi” Filistin halkına yerleşimci sömürgeciliğin devamını dayatmaktadır. Barış; direnişi silahsızlandırmaya çalışanların diplomasisiyle değil, emperyalizmin bölgedeki ileri karakolunu kuşatanların mücadelesiyle tesis edilecektir.

Türkiye’de siyasal iktidar, soykırım süreci boyunca kürsülerde işlevsiz hamaseti sürdürürken imzacısı olduğu Bogota Bildirisi’ni hayata geçirmemiş ve yaptırım uygulamamıştır. Siyonist işgal rejimini 1949’da ilk tanıyan bölge ülkelerinden biri olmanın tarihsel utancıyla yüzleşilmemiştir. İsrail’i bir “devlet” olarak tanımaya devam etmek, Nakba’yı, etnik temizlik ve mülksüzleştirme saldırılarını meşru görmektir. Hükümet bu tanıma kararını geri alıp tam ambargo uygulamadıkça, petrol sevkiyatını kesip vanaları kapatmadıkça, stratejik hammadde akışı sürdükçe, işgal ordusunun çeliği ve mühimmatı bu limanlardan gönderildikçe, SAHA EXPO ve IDEF gibi savunma sanayii fuarlarında soykırımı besleyen silah şirketleri ağırlandıkça, askeri istihbarat protokolleri feshedilmedikçe ve tüm ilişkiler kesilmedikçe kürsülerdeki sahte öfke nöbetlerinin ve dökülen timsah gözyaşlarının hiçbir hükmü yoktur.

  • Soykırımcı İsrail’e tam ambargo uygulanmalı, tanıma kararı geri alınmalı, her türlü siyasi, ticari, askeri ve akademik ilişki derhal kesilmelidir!
  • Limanlar soykırımı besleyen gemilere kapatılmalı, Bakü-Ceyhan hattından soykırımcılara giden petrol akışı durdurulmalıdır!
  • Kürecik ve İncirlik başta olmak üzere, siyonizme güvenlik kalkanı olan tüm emperyalist üsler kapatılmalıdır!

Bu ülkenin işçilerine, liman emekçilerine, sendikalarına, meslek örgütlerine, üniversitelerine, gençliğine ve tüm emekçi halkına çağrımızdır: Soykırımı besleyen hiçbir gemiye, hiçbir şirkete, hiçbir askerî anlaşmaya, hiçbir akademik işbirliğine geçit vermeyelim. Filistin halkıyla dayanışmayı meydanlardan işyerlerine, kampüslere ve limanlara taşıyalım.

Filistin Eylem Komitesi olarak, Nakba’nın 78. yılını anmak için toplandığımız bu meydanda bir kez daha küresel intifadanın sesini yükselteceğimizi, ablukaya, işgale ve soykırıma direnen Filistin halkının onurlu mücadelesine omuz vereceğimizi ilan ediyoruz. 1948’de gasp edilen her bir karış toprak özgürleşene, sökülen zeytin ağaçları yeniden yeşerene, sürgünde anahtarına tutunan son Filistinli evine geri dönene ve “nehirden denize” özgür bir Filistin kurulana kadar bu kavgayı büyüteceğiz.

Siyonizm yenilecek, direnen Filistin kazanacak!

Nehirden denize özgür Filistin!

Yaşasın küresel intifada!

Yaşasın işçilerin, emekçilerin ve dünya halklarının Filistin’le enternasyonalist dayanışması!

Filistin Eylem Komitesi

16 Mayıs 2026

Devamını Okuyun

Haberler

Yaşam Savunucuları, Esra Işık İçin Nöbette

Yayınlanma:

-

Akbelen İstanbul Dayanışması, İkizköy’deki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına itiraz ettiği için tutuklanan Esra Işık için başlattığı nöbetlerine devam ediyor.

Ormanlık arazilerin madene açılmasına bölge halkı ve köylüleriyle birlikte karşı çıkan Işık’ın tutukluluğuna itiraz eden Akbelen İstanbul Dayanışması, Kadıköy Yoğurtçu Parkı ve Beşiktaş Meydanındaki nöbetlerin ardından üçüncü nöbetinde Üsküdar Mimar Sinan Parkında bir araya gelerek Esra Işık ve bütün doğa savunucuları için özgürlük çağrısı yaptı.

“Doğa İçin Sanat Derneği”nden sanatçıların Esra Işık ve ninesinin direnişini resmettikleri ve bilgilendirici konuşmaların yapıldığı nöbet yaklaşık iki saat sürdü.

Topluluk üyelerinden Aslı Kahraman Eren’le yaptığımız söyleşiyi video kaydından izleyebilirsiniz.

Haber: Ahmet Örs, YeniPencere  

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x