Connect with us

Haberler

Arnavutköy Ranta Teslim, İstanbul’da Tarım ve Hayvancılık Sürgün

Yayınlanma:

-

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Arnavutköy İlçe Umumi Hıfzıssıhha kararıyla İstanbul tarımına, tarım ve hayvancılık yapan halka ve doğal hayata büyük bir darbe indirildiğini vurgulayan bir açıklama yayımladı. Açıklamada özellikle mega projeler dolayımında ilerleyen inşaat rantının İstanbul’un tarım ve hayvancılık merkezlerinden Arnavutköy’ü hedef aldığına dikkat çekildi.

Açıklamada öne çıkan bazı değerlendirmeler şu şekilde:

– Alınan kararda sadece kent yerleşim alanı içerisinde yaşayan, tarım ve hayvancılıkla uğraşmayan halkın sağlık gerekçeleri gözetilmiş, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan çiftçi aileleri ile hayvanlarının barınma, beslenme ve yaşam alanlarının korunması açısından hiçbir tedbir ve destek oluşturulmadan sürgün edilmelerinin fermanı yazılmıştır.

– Geçimini hayvancılıktan sağlayan yerleşik çiftçiler ve yöre halkı başka yerlere gidecek, bölgenin demografik yapısı değiştirilecek, tarımsal üretimin olmadığı, arsa spekülasyonu ve inşaat rantı için uygun alan yaratılacaktır.

– Bu karar ile Arnavutköy ilçesi ve İstanbul halkının kısa mesafeden tarımsal ürün ve gıdaya ulaşmaları (gıda kısa yolları) engellenmiş olacaktır.

– Kararın etkileyeceği çiftçiler ve aileleri büyük ölçüde hayvancılık yapmaktan vazgeçecek, Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı çiftçi sayısı azalmaya devam edecektir.

– Hayvanlar ve hayvansal üretim yapan çiftçiler bölgeden uzaklaştırıldığında meraların vasıf değişikliği ve amacı dışında kullanılmasının da önü açılacaktır.

– Keyfi olarak, hayvancılık yapan çiftçilerin görüşleri alınmadan oy birliği ile alınan karar, hayvancılık sektörünün geliştirilmesi için görev yetki ve sorumluluğu bulunan ilçe tarım ve orman müdürlüğünün görevlerini yerine getirmediklerinin açık göstergesidir.

– Pandemi koşulları tüm yıkıcılığıyla devam ederken alınan bu karar insani duyarlılıktan da yoksundur. Pandemi yasakları sürerken alınan bu karar ve verilen süreler çiftçilerin sağlıklarına karşı duyarsızlığın ifadesidir.

– Toplumu besleyen tarım kesimi yok sayılmış, inşaat rantı, bitkisel ve hayvansal tarıma tercih edilmiştir. Alınan karar bu uygulamanın derinleşmesine yol açacaktır. Köylere yerleşen tarımsal üretim faaliyeti yapmayan yuttaşların, tarımın doğasından kaynaklanan bazı çevresel etkileri şikayet etmeleri karşısında yerel idarelerin tarımsal üretim aleyhine kararlar almaları kamu çıkarlarına aykırıdır.

– Çiftçiler arazilerini, varlıklarını ve haklarını koruyabilmek için dünyada olduğu gibi dayanışma içinde olmak ve örgütlenmek zorundadır.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

ALINAN ARNAVUTKÖY İLÇE UMUMİ HIFZISSIHHA MECLİS KARARI HAKSIZ VE HUKUKSUZDUR

TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

İSTANBUL ŞUBESİ

BASIN AÇIKLAMASI

16 Şubat 2021

Mega projelerin kesişme noktası olan Arnavutköy ilçesi, inşaat rantına teslimiyetin odağı haline gelmiştir.

İlçe Umumi Hıfzıssıhha Meclisi kararı; hayvansal üretim faaliyetlerinin engellenmesi ve hayvancılıktan başka geçim kaynağı olmayan çiftçilerin sürgün edilmesi veya hayvancılıktan vazgeçmeleri anlamını taşımaktadır.

ARNAVUTKÖY İLÇE UMUMİ HIFZISSIHHA MECLİSİ KARARI HAKSIZ VE HUKUKSUZDUR.

 HAYVANSAL ÜRÜN EN FAZLA İSTANBUL’A LAZIM

TC Arnavutköy İlçesi Umumi Hıfzıssıhha Meclisi 19.10.2020 tarihinde, İlçe Belediye Başkanı, İlçe Sağlık Müdürü, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden bir temsilci, İlçe Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürü, bir serbest tabip, bir serbest eczacı üye katılımıyla Arnavutköy kaymakamı başkanlığında tek gündemle toplanmış ve 58 numaralı kararı vermiştir. Gündem ve kararın sonuç bölümü şöyledir;

“GÜNDEM:  1)İlçe genelinde bulunan hayvan ahırları, burada beslenen hayvanların başı boş veya kontrollü olarak ilçe dahilinde dolaştırılmaları ve bu tarz olumsuz durumun önlenmesine yönelik tedbirlerin görüşülmesi.”

KARAR NO:58 ;”….İlçemiz Taşoluk Mahallesi, Haraççı Mahallesi, İstiklal Mahallesi, Adnan Menderes Mahallesi ve Arnavutköy Merkez Mahallesi’nde bulunan tüm hayvan ahırlarının, ivedi bir şekilde tahliye edilmesine, bu çalışma için ahır ve hayvan sahiplerine 20.10.2020-04.12.2020 tarihleri arasında 45 gün süre verilmesine,

Karlıbayır, Mavigöl , İslambey, Nenehatun ve Yavuzselim Mahallelerinde bulunan hayvan ve ahır sahiplerine 05.12.2020-05.01.2021 tarihleri arasında 30 gün süre verilmesine,

Anadolu, Atatürk, Mustafa Kemal Paşa, Hicret ve Yunus Emre Mahallelerinde bulunan hayvan ve ahır sahiplerine 06.01.2021-06.02.2021 tarihleri arasında 30 gün süre verilmesine,

Deliklikaya, Maraşal Fevzi Çakmak, Mehmet Akif Ersoy ve İmrahor Mahallelerinde bulunan hayvan ve ahır sahiplerine 10.03.2021-11.04.2021 tarihleri arasında 30 gün süre verilmesine,

Bu süre zarfları içerisinde hayvanların ahırların dışına çıkarılmamasına, tahliye işleminden sonra mevcut yapıların ahır vb. olarak kullanılmasına devam edildiği taktirde Arnavutköy Belediyesi tarafından yıkım işlemlerinin başlatılmasına, zabıta ekiplerince sürekli denetimler yapılmasına, süre içerisinde ve süre sonunda alınan kararlara uyulmaması halinde Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve T.C.K. dahilinde yasal işlem yapılmasına, bu kararın gereği için ilgili kurumlara yazı ile bildirilmesine karar verilmiştir.”

Bu kararı değerlendirmeden önce karar metninde bulunan maddi bir hatadan bahsetmek gerekir. Kararın gerekçeler kısmında, İlçe Tarım Ve Orman Müdürlüğü, İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü olarak yazılmıştır. Bu isim, 9.7.2018 tarihinde resmi gazetede yayımlanan 703 sayılı KHK’da yapılan isim değişikliğinden önceki isimdir. 8 Haziran 2011`de Resmi Gazete`nin mükerrer sayısında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`nın adı “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” olmuştu.

Bu hata, karar metninin bazı paragraflarının Temmuz-2018 öncesi hazırlanmış olduğu veya o zaman hazırlanan bir metinden kopyala yapıştır olduğu izlenimi vermektedir.  En az üç yıl önce Kanal İstanbul ÇED Raporu ve İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği onaylarından önce bu metnin hazırlanmış olabileceği ancak bu günlerde karar altına alıp uygulamaya geçildiği anlaşılmaktadır.

 

ARNAVUTKÖY’Ü TANIYALIM

Arnavutköy, 41 derece Kuzey enlemi ile 28 derece Doğu boylamının kesiştiği noktada yer almaktadır. Kuzeyinde Karadeniz, güneyinde de Sazlıdere Barajı bulunmaktadır. İstanbul’un ciğerleri tabir edilen ormanlık alanlara sahiptir.

Resmi Gazetede 22 Mart 2008 tarihinde yayınlanan “İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun” ile birlikte resmen ilçe olan Arnavutköy, İstanbul’un 39 ilçesinden biri olmuş ve Avrupa Yakası’nın yüzölçümü en büyük ilçelerinden biri haline gelmiştir. Genç ilçe çevresinde bulunan Boğazköy, Bolluca, Taşoluk, Haraççı, Durusu ve Hadımköy beldelerinin birleşiminden oluşturulmuştur. Önceki nüfusu 60 bin olan Arnavutköy’ün ilçe olmasıyla birlikte nüfusu 140 bin kişiye ulaşmış, 2,33 kat artmıştır. İstanbul’un Avrupa Yakasının içme suyunu karşılayan Durusu Gölü doğu sınırları ve havzası ile Sazlıdere Barajını da içine alan Arnavutköy’ün yüzölçümü, 506,52 km²’ye kadar genişlemiştir.

5747 sayılı kanunla Arnavutköy İlçesi’ne bağlanan Nakkaş (46,78 km²) ve Bahşayış (9,46 km²) mahalleleri 6360 sayılı “Onüç İlde Büyükşehir Belediyesi ve 26 İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile Çatalca İlçesi’ne bağlanmıştır. Böylece ilçenin yüzölçümü 56,24 km² küçülerek 450,28 km² olmuştur. Buna rağmen Arnavutköy İstanbul’un dördüncü büyük ilçesi olma özelliğini korumuştur.

Arnavutköy, sahip olduğu su potansiyeli ile İstanbul’un birçok ilçesini geride bırakmaktadır. Başta Durusu Gölü olmak üzere Sazlıdere Barajı ile kuzeyinde mesire yeri olarak kullanılan ve İstanbulluların hoşça vakit geçirebildiği irili ufaklı birçok gölet bulunmaktadır. Yeşil alanları, piknik alanları, mesire yerleri ve ormanlarıyla Arnavutköy, İstanbulluların özellikle hafta sonları sıkça ziyaret ettiği yerlerin başındadır.

Arnavutköy İlçesi nüfusu 2019’da 282.488, 2020’de 296.709 olmuş, Türkiye nüfus artış ortalaması binde 13,9’ken, Arnavutköy nüfusu yüzde 5,03 artış göstermiştir. İlçede Türkiye ortalamasının 3,61 katı olarak gerçekleşen nüfus artışı, plansız yapılaşma ve alınan aşırı göçten kaynaklıdır.

İstanbul`un nüfusu ve yüzölçümü dikkate alındığında kilometrekareye ortalama 2 bin 841 kişi düşerken, Arnavutköy’de 585 kişi düşmektedir.

5747 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte Arnavutköy İlçesi sınırları içinde kalan 8 orman köyü hariç olmak üzere, diğer bütün köylerin tüzel kişiliği kaldırılmış ve mahalleye dönüştürülmüştür. Orman köyü statüsünü koruyan köyler ise şunlardır: Baklalı, Balaban, Boyalık, Hacımaşlı, Karaburun, Tayakadın, Yassıören, Yeniköy.

İstanbul’un tarım yapılan ve orman köyleri bulunan önemli ilçelerinden olan Arnavutköy’ün, 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’na göre %57’si 259,4 km² ormanlık alandır. Mutlak ve marjinal tarım arazileri İlçe topraklarının %35’ini oluşturmaktadır. 176,4 km² tarım arazisi mevcuttur. Bu alanlar, ilçenin güneyinde, batısında ve orta kesimlerinde yoğunlaşmaktadır. Bu bölgeler hafif dalgalı düzlükler şeklindedir. Ayrıca, ormanlık alanlar arasında da yer yer tarım arazileri bulunmaktadır.

Arnavutköy’de bulunan Terkos kumulları, çok sayıda dar yayılışlı ve bölge için endemik olan türleri içermesi nedeniyle, uluslararası önem kazanmıştır. Bu kumullarda Bern Sözleşmesi kapsamında yer alan ve tehlike altında olan türler bulunmaktadır. Bern Sözleşmesi’ne göre bulunduğu yerde koruma altına alınması taahhüt edilen nadir ve endemik bir bitki olan Centaurea Hermannii (Çatalca Peygamber Çiçeği) adlı bitkinin korunması için Arnavutköy-Şamlar karayolunun inşası esnasında güzergâh değişikliği yapılmıştır. Kanal İstanbul Projesi bu kumul ekosistemini tahrip etme tehlikesi barındırmaktadır.

Arnavutköy-Şamlar Yaban Hayatı Koruma Sahası koruma altına alınan önemli bir alandır. Terkos Gölü ördek ve yaban kazı, diğer ormanlık arazilerde ise yaban domuzu, tilki, çakal, çulluk, sülün ve yaban güvercini görülmektedir. Ayrıca, sürülerinden ayrılmış ve zaman içinde vahşileşmiş mandalar da bulunmaktadır.

“Terkos ve Kasatura arasındaki ormanlık alan ve kıyı şeridi ekolojik ve biyolojik önem taşıyan doğal yaşam mekânıdır. Terkos Gölü ve civarı ülke düzeyinde önemli bir kuş alanıdır. Ayrıca, Terkos ormanları İstanbul’da uluslar arası kriterlere uyan üç orman alanından biridir. (İstanbul İl Çevre Düzeni Planı, s. 116) Terkos Gölü civarındaki 5790 hektarlık alan aynı zamanda muhafaza ormanı niteliğindedir (İstanbul İl Çevre Düzeni Planı, s. 127). Terkos Gölü aynı zamanda İstanbul’daki sulak alan statüsündeki üç bölgeden biridir.

İstanbul’daki dört ekolojik koridorun 3 tanesi Arnavutköy ilçesini kuzey-güney doğrultusunda katetmektedir. Bunlar Büyükçekmece-Terkos, Küçükçekmece-Terkos ve Haliç-Terkos koridorlarıdır. Buralar İstanbul’un nefes boruları fonksiyonunu görmektedir.”

ARNAVUTKÖY’DE TARIM

12 Kasım 2012`de Büyükşehir Yasası değişiklik yapılarak 30 ilde 16 bin 220 köy, mahalleye dönüştürüldü. Mahalleye dönüşen köylerin ve beldelerin ortak kullanılan tüm malları, meraları, taşınmazları bağlandıkları belediyeye geçti.

İlçede, köylerin önemli geçim kaynaklarından birisi süt üretimine yönelik hayvancılıktır. Hayvancılık, büyük çiftliklerden ziyade küçük aile çiftçiliği şeklinde devam etmektedir. 2008 yılı verilerine göre, büyükbaş hayvancılık yapan 1.150 aile bulunmakta olup toplam 14.800 adet büyükbaş hayvan varlığı mevcuttur. Küçükbaş hayvancılık yapan 96 aile 12.200 adet küçükbaş hayvan yetiştirmektedir.

Günümüzde Arnavutköy İlçesinde tarımsal üretimle uğraşan yaklaşık 500 çiftçi ailesi 72.000 dekar tarım alanında ağırlıklı olarak hububat, ayçiçeği, kanola, fiğ ve silajlık mısır ekimi yapmaktadır. Bu çiftçi ailelerine ait 9.000 büyükbaş, 13.000 küçükbaş,1.000 manda bulunmakta olup, mevcut 4.000 dekar kaba yem ihtiyacını karşılamakta kullanılan mera alanına sahiptir. Arnavutköy’ün bugüne kalan meraları, mevcut hayvan varlığını besleyemeyecek oranda azalmıştır. Mera varlığının her geçen yıl azalması yetiştiricilerin yem ihtiyacını satınalma yoluyla temin etmek zorunda bırakmakta, hayvansal ürün maliyetlerinin ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır.

MEGA PROJELERİN ODAĞI ARNAVUTKÖY

Arnavutköy’ün ekolojik, kültürel ve sosyolojik yapısı 3 koldan kırıma uğramıştır. Mega projelerin kesişme noktası olan ilçe, inşaat rantına teslimiyetin odağı haline gelmiştir.

  1. Köprü Yolu Kuzey Marmara Otoyolu için Arnavutköy`de Deliklikaya, Hadımköy, Ömerli, Sazlıbosna ve Yeşilbayır mahallelerinde acele kamulaştırma kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırmalar yapılmıştır.
  1. Havalimanı için Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından yapılması öngörülen acele kamulaştırma kararı, Arnavutköy İlçesi, İmrahor, Tayakadın ve Yeniköy  mahallelerinde yapılmıştır. 3. havalimanının 76 milyon metrekarelik inşaat alanının bir kısmı maden ve orman alanıdır. 3. Havalimanı için Akpınar Köyü`nde kamulaştırma kapsamına alınan 60 parsel arazinin 12`si madencilikle uğraşan şirketlere aittir.

45,2 km uzunluğunda planlanan Kanal İstanbul’un 28,6 km’si Arnavutköy sınırlarından geçmektedir. Kanal İstanbul projesine ilişkin hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna son şekli verilerek 23 Aralık 2019 günü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından askıya çıkarılmış, 10 gün boyunca halkın görüşüne açılan nihai ÇED raporuna 100.000’e yakın İstanbullu itiraz dilekçesi vererek itiraz etmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ÇED raporunun İnceleme Değerlendirme Komisyonu tarafından değerlendirildiğini, komisyon çalışmaları ve halkın görüşleri(!) dikkate alınarak 17 Ocak 2020 itibari ile “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı verdiğini duyurmuştu. Böylece tartışmalı projenin ÇED Raporu tüm itirazlara rağmen aynen onaylanmıştı.

23.12.2019 tarihinde Çevre Şehircilik Bakanlığınca onaylanan, “İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği”ne ilişkin itiraz başvurularına yönelik, “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği” ve yürürlükteki çevre düzeni planı amaç, ilke, esasları ile iletilen bilgi ve belgeler çerçevesinde yapılan değerlendirmeler neticesinde; 23.12.2019 tarihli İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda yapılan değişikliklerin 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 6. maddesi ile 1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 22.06.2020 tarihinde onaylanmıştır.

İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği Plan Açıklama Raporundan aldığımız verilere göre;

Sultangazi İlçesinin; Malkoçoğlu Mahallesinde 24 hektarlık alan dahil olmak üzere toplamda 33.498 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Ayrıca Planlama alanının sınırları içerisinde Küçükçekmece Gölü, Sazlıbosna Baraj Gölü, Terkos Gölünün bir kısmı olmak üzere toplam 2.954 hektarlık göl alanı da yer almaktadır.

Planlama alanında, Arnavutköy ilçesinin; Karaburun, Yeniköy, Terkos, Durusu, Tayakadın, Boyalık, Baklalı, Yassıören, Dursunköy, Çilingir, Hadımköy, Haraççı, Sazlıbosna, Deliklikaya, Hacımaşlı, İmrahor, Bolluca mahalleleri, 20.160 hektarlık alan ile toplam plan alanının % 60,18’ini kapsamaktadır.

Arnavutköy İlçesi, zengin tarım ve orman alanlarına sahiptir.

Arnavutköy ilçesinde toplanan atıklar, katı atık aktarma istasyonuna döküm yapmadan direkt Odayeri Düzenli Depolama İstasyonu’na götürülmektedir.

İstanbul Havalimanından kaynaklanacak gürültü analizine göre planlama alanının kuzeyinde; özellikle Karadeniz kıyısındaki yerleşmelerde ve Arnavutköy yerleşmesinde gürültü kirliliğinin oluşacağı öngörülmektedir. Özellikle Yeniköy yerleşmesi gürültü analizi kapsamında en çok etkilenen yerleşme alanı olarak görülmektedir. Gürültü analizine göre gürültüden etkilenecek alanlarda yoğun yapılaşmalardan kaçınılması gerekmektedir.

Planlama alanında temel makroform stratejileri ifade edilirken “gelişme alanları, planlama alanının etrafında gelişme baskısı altında olan Arnavutköy yerleşmesindeki baskıyı azaltacak nitelikte belirlenmelidir” denmektedir.

Bu açıklama ve nitelemelere rağmen planlama alanının Arnavutköy yerleşmesi ile sınır oluşturan bölgesi “Gelişme, Konut ve Ticaret Bölgesi” olarak tanımlanmakta planlama ilkelerine aykırı olarak planlanmaktadır.

İnşaat rantına dayalı, planlama ilkelerine aykırı yeni rant alanları oluşturma arayışının ürünü olan 3 mega projenin kesiştiği ilçe olan Arnavutköy, yeni yerleşim alanları açma uğruna ekolojik, kültürel ve sosyolojik olarak tahrip edilmeye devam etmektedir.

Bunun son örneği, İlçe Hıfzıssıhha Meclisinin hayvancılıkla ilgili aldığı karardır. Ne yazık ki İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü de bu karara destek vermiştir.

Bu karar; İlçe belediyesinin inşaat ruhsat pazarını büyütmek, imar uygulamalarına alan açmak, yeni yerleşmeyi ve göçü teşvik etmek için İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planını onaylayan Çevre Şehircilik Bakanlığı desteğinde ilgili mahallelerde hayvansal üretim faaliyetlerinin engellenmesi ve hayvancılıktan başka geçim kaynağı olmayan çiftçilerin sürgün edilmesi veya hayvancılıktan vazgeçmeleri anlamını taşımaktadır. Bu kararın bir hükumet kararı olduğu, çiftçilerin bağlı bulunduğu bakanlık olan Tarım ve Orman Bakanlığının sessizliğinden anlaşılmaktadır.

KÖYLÜLER VE KIRSALDA ÇALIŞAN DİĞER İNSANLARIN HAKLARI

Büyükşehir yasası ile bir gecede mahalle yapılan köylerde yaşayan halkın, yaşamlarını sürdürebilmeleri için yapmaları gereken üretim faaliyeti, tarım olmaya devam etmiş, yerine herhangi bir kentsel istihdam olanağı koyulmamış, buna karşın çeşitli düzenlemelerle tarımsal üretim faaliyetini sürdürmeleri engellenmeye/zorlaştırılmaya devam etmiş ve etmektedir.

18 Aralık 2018’de BM Genel Kurulu’nda Köylüler ve Kırsalda Çalışan Diğer İnsanların Hakları Deklarasyonu, 121 kabul, 54 çekimser, 8 karşı oy alarak onaylandı. Türkiye çekimser oy kullandı.

“Bu Deklarasyona göre; Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanlar çalışma hakkına sahiptir.”

“Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların doğrudan ve/veya temsilci örgütleri aracılığıyla, kendi hayatlarını, topraklarını ve geçimlerini etkileyen politika, program ve projelerin oluşturulmasına, uygulanmasına ve değerlendirilmesine aktif, özgür, etkili, anlamlı ve bilinçli katılma hakkı vardır.”

“Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanlar, topraklarından, ikamet yerlerinden veya çeşitli faaliyetleri ve uygun yaşam koşullarını sağlamak için kullandıkları doğal kaynakların bulunduğu yerlerden keyfi şekilde uzaklaştırılmaya karşı korunma hakkına sahiptir. Devletler, yerinden edilmeye karşı koruyucu tedbirleri, uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk standartlarıyla uyumlu bir biçimde, yerel mevzuatlarına dahil etmelidir. Devletler, cezai tedbir veya savaş aracı ya da yöntemi olarak uygulanması dahil olmak üzere, zorla tahliye, ev yıkımları, tarım alanlarının tahrip edilmesi ile toprak ve diğer doğal kaynaklara keyfi olarak el konulması veya kamulaştırılmasını yasaklamalıdır.”

“Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların evlerinden zorla tahliyeye, tacize ve diğer tehditlere karşı korunma hakları vardır.”

“Devletler, köylüleri ve kırsalda çalışan diğer insanları, uygun yasal koruma veya başka tür korunma yöntemlerine erişimleri veya güçleri yetmeden mesken tuttukları evlerinden veya topraklarından rızaları olmadan geçici veya kalıcı tahliye edemezler. Tahliyenin kaçınılmaz olduğu hallerde, devlet doğabilecek maddi ve diğer kayıpları karşılamalı veya adil bir tazminat temin etmelidir.”

“Tahliye durumunda devletler köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların erişilebilirlik, finansman gücü, barınabilme, imtiyaz güvencesi, kültürel açıdan uygunluk, uygun konum, sağlık, eğitim ve su gibi temel haklara erişim şartlarını karşılayan konut edindirme seçeneklerini içerecek şekilde yeniden iskanını garanti etmelidir.”

KARAR YANLI VE EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRIDIR

Arnavutköy ilçe merkezi ile Taşoluk-Hadımköy-Haraççı ve Bolluca mahallelerinin merkezi ve trafiğin çok olduğu yerlerde plansız kentleşme uygulamaları nedeniyle tarım dışı nüfus artmış olduğundan alınan karar doğru gibi görünüyor olsa bile hayvancılıkla uğraşan çiftçilerin yurtlarından uzaklaştırılarak cezalandırılması adil değildir. Bu gerekçe İmrahor, Terkos, Karlıbayır, Deliklikaya, Ömerli gibi kırsal özelliğini sürdüren ve yoğun nüfusun olmadığı mahallelerde hayvancılık işletmelerinin kaldırılmasını açıklamakta yetersizdir. Buralar her ne kadar mahalle olsa bile bildiğimiz anlamda köy türü üretiminin yaygın olduğu, sadece hayvansal tarım değil, bitkisel tarımın da aktif olduğu yerlerdir. Bu mahallelerde sadece hayvancılık ile geçinen yaklaşık 350 aile, bitkisel üretimle uğraşan 60 aile vardır.

İlçe Umumi Hıfzıssıhha Meclisinin almış olduğu karar yanlı olup eşitlik ilkesine aykırıdır.

Alınan kararda sadece kent yerleşim alanı içerisinde yaşayan, tarım ve hayvancılıkla uğraşmayan halkın sağlık gerekçeleri gözetilmiş, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan çiftçi aileleri ile hayvanlarının barınma, beslenme ve yaşam alanlarının korunması açısından hiçbir tedbir ve destek oluşturulmadan sürgün edilmelerinin fermanı yazılmıştır.

Geçimini hayvancılıktan sağlayan yerleşik çiftçiler ve yöre halkı başka yerlere gidecek, bölgenin demografik yapısı değiştirilecek, tarımsal üretimin olmadığı, arsa spekülasyonu ve inşaat rantı için uygun alan yaratılacaktır.

Bu karar ile Arnavutköy ilçesi ve İstanbul halkının kısa mesafeden tarımsal ürün ve gıdaya ulaşmaları (gıda kısa yolları) engellenmiş olacaktır.

Kararın etkileyeceği çiftçiler ve aileleri büyük ölçüde hayvancılık yapmaktan vazgeçecek, Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı çiftçi sayısı azalmaya devam edecektir.

Hayvanlar ve hayvansal üretim yapan çiftçiler bölgeden uzaklaştırıldığında meraların vasıf değişikliği ve amacı dışında kullanılmasının da önü açılacaktır.

Keyfi olarak, hayvancılık yapan çiftçilerin görüşleri alınmadan oy birliği ile alınan karar, hayvancılık sektörünün geliştirilmesi için görev yetki ve sorumluluğu bulunan ilçe tarım ve orman müdürlüğünün görevlerini yerine getirmediklerinin açık göstergesidir.

Pandemi koşulları tüm yıkıcılığıyla devam ederken alınan bu karar insani duyarlılıktan da yoksundur. Pandemi yasakları sürerken alınan bu karar ve verilen süreler çiftçilerin sağlıklarına karşı duyarsızlığın ifadesidir.

İlçe Umumi Hıfzıssıhha Meclisi kararında, sahil mahallelerinde bulunan hayvancılık işletmelerinin turizmi olumsuz yönde etkileyeceği ifade edilmektedir. Bu anlayış bilimsel temelden yoksun sadece rantçı bir bakış açısının ortaya konmuş halidir. Doğa koruma ve tarım alanında hukuksal düzenlemeleri yapmış ve kültürel gelişimini tamamlamış ülkelerde, kırsal tarım ile turizmin bir arada yürütüldüğü agro-ekolojik turizm faaliyetlerinin birçok sektörden daha fazla bütüncül fayda sağladığı görülmüştür. Aynı durum iç turizm açısından da büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde bu amaçla kurulmuş çok sayıda işletme bulunmaktadır. Arnavutköy’ün sahil mahalleleri bir yana diğer mahallelerinde bile Valilik, belediye, kaymakamlık ve çiftçi aileleri işbirliğinde agro-ekolojik turizm alanları yaratılarak tarım, hayvancılık ve turizm faaliyetlerinin bir arada yürütülmesi mümkündür.

İstanbul İli gıda gereksiniminin karşılanması ve tarımsal nüfusun yerinde istihdamının sağlanması yerel kalkınmada başarılı bir araç olarak kullanılan ve İstanbul’da geçmişten beri gerçekleştirilen “Kentsel Tarım” uygulamalarının desteklenmesi, Terkos Gölü çevresinin ekolojik üretime yönlendirilmesi. Tarım turizmi (agro-turizm) potansiyelinden faydalanılabilmesi amacıyla gerekli tarımsal örgütlenme ve uygulamalara geçilmesi yerine büyükşehir yasasına sığınarak hayvancılık yapan çiftçilerin faaliyetlerinden men edilmesi insan haklarına ve eşitlik ilkesine aykırı, toplumun gıda güvencesi ve gıda egemenliğine ulaşma yolunda çıkarılan engeldir.

Kanal İstanbul çevresinde bulunan ve yasa gereği tarımsal niteliği korunması gereken tarım arazileri ve meraların vasıfları nasıl değiştirildiyse zaman içinde bu arazilere komşu olan arazilerde de aynı uygulamaların olmasını beklemek eşyanın tabiatı gereğidir.

Toplumu besleyen tarım kesimi yok sayılmış, inşaat rantı, bitkisel ve hayvansal tarıma tercih edilmiştir. Alınan karar bu uygulamanın derinleşmesine yol açacaktır. Köylere yerleşen tarımsal üretim faaliyeti yapmayan yuttaşların, tarımın doğasından kaynaklanan bazı çevresel etkileri şikayet etmeleri karşısında yerel idarelerin tarımsal üretim aleyhine kararlar almaları kamu çıkarlarına aykırıdır.

Çiftçiler arazilerini, varlıklarını ve haklarını koruyabilmek için dünyada olduğu gibi dayanışma içinde olmak ve örgütlenmek zorundadır.

Murat KAPIKIRAN

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası

İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

(Yönetim Kurulu Adına)

 

Kaynak: www.zmo.org.tr

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

NATO’ya Hayır İmza Kampanyası Sürüyor

Yayınlanma:

-

Ankara’nın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapmaya hazırlandığı NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’deki antiemperyalist ve İslami çevrelerden itirazlar yükselmeye devam ediyor. NATO’ya Hayır İnisiyatifi tarafından başlatılan ve Vicdan Çağrısı sitesinde kamuoyuna duyurulan imza kampanyası, kısa sürede 2000 imza barajını aştı.

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız”

Kampanya web sitesinde yer alan “Biz kimiz?” içeriğinde şu açıklamaya yer verildi: “NATO’ya Hayır İnisiyatifi, emperyalist savaşlara, işgallere ve mazlum halklara yönelik saldırılara karşı Müslümanların ortak vicdanını ve sorumluluğunu ortaya koymak amacıyla bir araya gelmiş gönüllülerin oluşturduğu bağımsız bir platformdur. İnancımız bize, zulme ortak olmamayı ve zalimlere meyletmemeyi emretmektedir. Nitekim Rabbimiz, “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur…” (Hud, 11/113) buyurmaktadır. Bu bilinçle, zulmü meşrulaştıran ve savaş politikalarını besleyen yapılara karşı sesimizi yükseltiyor; adaletin, hakkın ve mazlumların yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”

İmza kampanyası bildirisi ise şöyle:

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Vicdan Çağrısı sitesi üzerinden devam eden kampanyanın, zirve boyunca devam ederek kitlesel bir bilince dönüşmesi hedefleniyor.

İmza kampanyasına katılmak için www.vicdancagrisi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yenipencere.com

Devamını Okuyun

Haberler

NATO Zirvesine Karşı Beşiktaş Nöbeti: NATO’nun Askeri Olmayacağız

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan söz konusu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbetlerinin dördüncüsünü 01 Temmuz 2026 Çarşamba günü Beşiktaş İskele (Barbaros) Meydanında yaptılar. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi. Ayrıca Beykoz’a kurulacak NATO Deniz Unsurları Komutanlığı ile Adana’da konuşlandırılacak NATO kolordusu protesto edildi, bu üslerin işgali pekiştirdiği savunuldu.

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesinin bütün bir memleket adına utanç verici olduğu dile getirilen açıklamada halkın bu utanca karşı ayağa kalkması istendi ve NATO zirvesi nedeniyle Ankara’nın yasaklarla bir hayalet kente çevrildiği kınandı.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara da değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da, sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Yine geçtiğimiz gün Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katıldığı NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden en az 100 NATO karşıtı, göz altına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar.

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Görülmemiş güvenlik tedbirleriyle, gözaltılarla, baskı ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar.

Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!”

Eylem boyunca, “NATO’cu AKP Hesap Verecek, Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Facebook bağlantı linki

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Mehmet Ali Başaran’dan Yeni Anlatı: “Uzun Bir Cumartesi”

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran’ın “Uzun Bir Cumartesi” adlı kitabı okuyucuyla buluştu. Otobiyografik bir hat üzerinde ilerleyen anlatı, en az 25 yıllık bir arka plâna sahip. Aynı zamanda avukat olan Mehmet Ali Başaran, bu kitapta kendine ve okuruna adeta ifade verir gibi geçmişin bir muhasebesini yapıyor.
Kitabın arka kapak yazısı ise şöyle:
“Mehmet Ali Başaran hukuk ve edebiyatın kestiği yerlerde çiçeklenen hikâyelerle çıkıyor okurun huzuruna.
Bazen tek başına bazen sanıklarla yan yana. Bu, bir yazarın büyüme yolculuğu aynı zamanda.
“Uzun Bir Cumartesi” başta hikâye, deneme ve röportaj olmak üzere farklı anlatı türlerinden oluşuyor. Yazar; öğrenci evlerinden üniversitelere, eylemlerden cezaevlerine, arka sokaklardan ıssız sapaklara geçip gidiyor. Okuru, Türkiye’nin yakın tarihinden kendi hafızasının kıyılarına uzanan bir atlı gezintiye davet ediyor.
Türkiye’de yargılanıyorsanız şüpheden genellikle devlet yararlanır. Bir Mehmet Ali Başaran kitabına yaslanıyorsanız şüpheden de şiirden de özellikle siz yararlanırsınız.”
“Uzun Bir Cumartesi”, Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık (KDY) tarafından yayımlanıyor ve 450 sayfadan oluşuyor.
YeniPencere

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x