Connect with us

Yazılar

Haberin Dili: Olumlu ya da Olumsuz – Afra Tek

Yayınlanma:

-

Her gün birçok habere maruz bırakılıyoruz. Haddinden fazla muhatap olma durumundayız. Teknolojinin de ilerlemesiyle haber yapmak, habere ulaşmak (ulaşmak istemesek bile karşılaşma olasılığımız çok yüksek) artık çok kolay.

Mesele haberlerle aramızdaki mesafeyi ayarlayabilmek… Çok yakınlaşmak da çok uzaklaşmak da çözüm değil, mutedil bir yol edinmemiz gerekiyor.

Örneğin politika haberleri: Politika haberi deyince bile bir sıkılma geliyor insana, bir kasvet çöküyor. (Kişiden kişiye değişir, fakat çoğunluk bu şekilde.) Çünkü günümüzde politika/siyaset içerikli haberlerin sunumu, verilişi okuyucuyu/izleyiciyi ilgisiz duruma getiriyor. En önemli haberlerden biri politika haberleridir aslında, halkın en çok bilgilenmesi ve farkında olması gereken haberlerdir bunlar.  Çoğu zaman yapılan haberler insanların güvenlerini de zedeleyebiliyor, güvensizlik de umutsuzluğa götürebiliyor.

Yönetim ve yönetiliş konusunda insanların bilgiye, bilince ve aydınlatılmaya her zaman ihtiyaçları olacaktır. Ne yazık ki politika haberleri, günümüzde en az ilgi gören haber türüdür. Öyle ki haberlerin tarzı, en önemli meseleleri uzun süreli takip etmeyi imkânsız hale getiriyor. Düzensiz, bulanık, bölük pörçük ve kesintili bir şekilde aktararak izleyicinin/okuyucunun kafasını karıştırıp, uzun süreli bir dikkat dağınıklığına sebep olabiliyor. Bu durumdan kaynaklı olarak meselenin yeterince farkındalığına sahip olmayan ilgisiz bir izleyici kitlesi oluşuyor. Bu durumda sansüre bile gerek kalmıyor, çünkü ilgisiz kalabalık politikayı merak dahî etmiyor.

Aynı durum ekonomi haberleri için de geçerlidir. Halk ekonomi terimlerine/kavramlarına o kadar uzak ki, ilgili olması bir yerde, anlamakta güçlük çekiyor. O kadar karışık tablolara maruz kalıyoruz ki, meseleyi nereden tutacağımızı bilemiyoruz. Medyanın bize sunduğu şey gerçek değil, gerçeklik çoğu zaman. Haberler bizleri yani halkı, toplumsallığın içine katmak yerine dışarı atıyor.

Maalesef istisna durumların pek faydası olmuyor, çoğunluğun hisleri kalanlara sirayet ediyor.

Ve felaket haberleri…

İnsanda umuda dair bir şey bırakmıyorlar bazen. Dünyada her gün birçok iyi ve kötü şey oluyor, olmaya da devam ediyor. Bunların bir kısmıyla karşılaşıyoruz yalnızca, bilincinde olmamız gereken de aslında bu olmalı. Okuyor/izliyor olduklarımız yalnızca gerçekleşmiyor, bunların dışında milyon tane şey yaşanıyor. Biz kötü olanlarıyla muhatabız çoğu zaman. Depremler, doğal felaketler, savaşlar, katliamlar, yıkımlar ve birçok suç ve kötü şeyler içeren haberler…

‘Şu kadar kişi hayatını kaybetti, şu kadar kişi göçük altında kaldı, yanarak can verdiler, depremler can alıyor,’ ‘felaketlerin ardı arkası kesilmiyor’ buna benzer, bu dilde haberler yapmak yerine; felaketin etkeninin ne olduğu ve bu etkene karşı önlem alındığında hayatların nasıl kurtulduğuna dair başka bir haber dili oluşturulabilir.

Bu haberler karşısında çoğu zaman duygularımız korku, öfke ve acı oluyor. Haberler karşısında mantığımız bazen devrede, bazen devre dışında kalıyor. Bu da duygularımızın yoğunluğu ile ilgili.

Medyanın ve haberlerin az da olsa olumlu yanları da var tabi. Aslında üzerinde biraz çalışılsa, olumlu havayı daha da arttırabiliriz.

Örneğin hastalığın ve kıtlığın yaşandığı coğrafyaların haberlerini yapmak, farkındalık yaratmada olumlu bir etkiye sahip olabilir. İnsanlarda dayanışma ruhunun artmasına vesile olurken, insanlarla/halklarla yardımlaşma ve dayanışmanın da önemi bir kez daha hatırlanabilir.

Savaşın kötü etkilerini, trajedilerini haber yapmak, insanlara barışın ne kadar hayati bir şey olduğunu hatırlatabilir.

Aynı durum sağlık alanında da söz konusu olabilir. Bazı haberler insanların tedbirli ve temkinli olmasına yarayabilir, aynı şekilde bu haberler onları panik de edebilir. Haberlerin diline göre bu durum değişiklik gösterecektir.

Ya da başarı ve takdir hikâyeleri…

İnsanların azmini arttırabilir, zorluklarla mücadele etmede gayret göstermelerine manen yardımcı olabilir. Aydınlık bir geleceğin mümkün olabileceğine, bunun için umutlarını diri tutmalarına yardımcı olabilir.

Tam tersi de mümkün elbette: Başarılı olmaya, başarılı olan ve takdir gören insanlara dair haberler, insanlarda ezikliğe ve özgüven eksikliğine de sebep olabilir. Bu özgüven eksikliği idealist düşünmelerini engelleyip, başarının ve takdir görmenin yalnızca belli bir kesime ait olduğu düşüncesine varmalarına sebep olabilir.

Burada haberlerin dili, veriliş tarzı çok önem taşıyor.

Haberler insanları iyi yönde etkileyebilir ve bu kapasiteye sahipler de…

Haberlerin olumlu bir etkiye sahip olması için haberin ve haberi oluşturan unsurların insanların akıl ve vicdanlarına seslenişinde objektif olması gerekir.

Maalesef çoğu zaman günümüz dünyası olayları ve durumları çarpıtmasıyla meşhurdur.

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Köşe Yazıları

Kendini Kandırmayı Sevdiren Döngü

Yayınlanma:

-

Bir seçimin insanları, hele de onca problemi üst üste, iç içe yaşayan bir halkı heyecanlandırması pek tabiidir. Geniş kitleler hemen bir mucize olsun bekler, insanlığın uzun tarihi bunun sayısız örneği ile doludur ancak  hakikat başka bir zaviyeden seslenmeye devam ediyor.

Problemlerin birden çözüme kavuşturulduğu görülmüş şey midir? İdeolojik bir perspektiften bakıldığında bunun cevabı net ve kesindir ancak insanız işte, bir mucize gerçekleşmeli ve gelecek günler için güneş bir an evvel yüzünü göstermelidir.

Bütün güzel temennilere kapımız ve gönlümüz açık. Ayaz bıçak gibi keserken bu ılık beklentiye kim kapısını sımsıkı kapatabilir ki?

Gelin görün ki hayat başka hatlardan akıyor. İnsanlığın en temel çelişkilerindeki en mühim aktörler öyle yerli yerinde duruyor. Kavi ve muhkem duruşlarını tehdit edecek, meydan okuma cesareti gösterecek bir seda işitmiş değiller.

Köşe başları tutulmuş hatta köşeler keskinleştirilmiş! Bu durumda köşeyi, başlarıyla alt üst edecek; okumayı, bağlantılı olarak çözümlemeyi, akabinde de sökümü azimle ve istikamet dairesinde yapacak bir süreç gerekiyor.

Ekonomi, Kürt meselesi, kapitalist tahakküm, küresel çevreleme, bütün boyutlarıyla resmi ideoloji, adalet, ekoloji, eğitim… Kabarıp duran bir listemiz var.  Önümüze sunulan krokide bütün çerçeve ayrıntıları ile belirlenmiş, sınırlar çekilmiş. Enerjimize yazıktır. “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.” tekrar ve aymazlığına düşmek uzak durmamız gereken birinci tehlikedir.

Kur’an ve siyerin birlikte okunmasından devşirilecek rota bilgisi ve hikmetlerle yol almak temel İslami sorumlulukken bu güzergâhın adının şeklen olması dışında umumiyetle anılmaması kaybın başlangıç noktası ve yeni kaybedişlerin teminatıdır.

Misâk-ı milli sınırlarına hapsedilen, eleştirel siyasal hatlara onun dışında bir alan izni çıkmayan bir oyundan çıkmak hakikatten yana olanların boynuna borçtur, ısrarla tekrar edelim. İşin ucunda ahiret ve en nihayetinde âlemlerin rabbine teslimiyet varsa kurulacak siyasetin her bir parça ve aşaması mevcutların dışında ve bambaşka olmalıdır.

Yerel ve küresel, hangi alan ya da merkez esas alınırsa alınsın “tağutu red ve inkâr” esası “tevhid” ilkesinin tüm teorik ve pratik boyutlarıyla mü’minlerce rehber edinilmelidir. Mütehakkim bir gelecek tasavvurunun bütün tarafları hakikat ve hikmet zemininden ihraç edeceği bilgisi, çıkılacak yolun niteliğine dair taliplisi için mühim ipuçları vermektedir.

İnsanın aceleci tabiatı nice tuzakları davet etmektedir; türümüzün tarihi, İslami bütün çağlar ve aşamalar yine bunun sayısız kanıtıyla dolu iken başka projelerin ıslahına yönelmek büyük nasipsizliktir.

Hakikate davet ve bu davetin eş zamanlı olarak ürettiği direniş bilinciyle zulüm yapılarından çekilmek, tehditler karşısında kenetlenmiş binalar gibi saf tutmak ve Zülkarneyn gibi mazlumların çağrısına yetişmek şiarı çıkılacak yolculukların ışığıdır.

Kendini kandırmayı sevdiren döngü en büyük tuzaktır.

Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

Firavun’un Adamlarının Karşısına ve Büyük Kalabalıkların Önüne Çıkan Musa

Yayınlanma:

-

Sözün cazibesine kapılmamak mümkün değildir çoğu zaman, bir şey diyemem lâkin söz bir yerden sonra boş gösterene dönüşürse artık ihtiramını kaybeder. Lafazanlık bu manada son derece tehlikeli bir evredir, uzayıp gider. Eylemden kopuktur. İman, salih amelle anlam kazanır, ete kemiğe bürünür. Lafazanlıktaki maharetin büyüsel bir karşılığı yok değildir ancak eylemden kopukluğu nihayetinde imhasına sebebiyet verecektir.

Eylemin teorik çerçeveden, ilmî-usûlî derinlikten kopuk oluşu bir müddet sonra yavanlığı ve kaba tekrarı beraberinde getirecektir. Paulo Freire Ezilenlerin Pedagojisi’nde bu tehlikeye dikkat çeker. Kuran’ı Kerim’in iman-amel bütünlüğüne, sözün somut karşılıklarına dair uyarıları iman edenler için çok daha geniş bir çemberi daha başından çizer.

İslamcılık tartışmalarına müdahalede bulunan bir yazımda[1] İslamcılığın sahada üretilen bir şey olduğunu vurgulamaya çalışmıştım. Evet, İslamcılık sahada üretilen bir şeydi. Bütün siyasal çalışmalarda, taban örgütlenmelerde, tebliğ-dayanışma çabalarında, kültür-sanat faaliyetlerinde, eylem ve yürüyüşlerde, yoksula uzanan elde kendini somutlamaktaydı. Kitlelerle, hayatla temas kuran İslamcılık teorik tartışmaları da beraberinde büyütüyor, yayın ve diğer tartışma zeminlerini güçlendirip çeşitlendiriyordu.

İslamcılığın AKP iktidarı tarafından rehin alınmasıyla bu bereket imha edildi, devlet imkânları safına geçen belediye, stk ve türlü çeşit bakanlıklar tarafından finanse edilen sempozyum ve benzeri faaliyetlerde İslamcılık bir kadavra muamelesi gördü. Öldürülmüştü, hakkında konuşmaya iştahlı ücretli ağızlar tarafından işlendi, işlendi ve kullanım ömrü tümüyle dolduruldu. Az evvel bahsettiğim yazı doğrudan bu hakikate dönük bir isyandı aynı zamanda. İslamcılık sahada olan bir şeydi ve arsızca kadavra muamelesine tabi tutulamazdı. Gece gündüz çalışan kadınların, malını mülkünü bu uğurda harcayan fedakârların, uzak İslam coğrafyalarında can veren yiğitlerin, dergi-gazete satırlarına nefes veren gayretkeşlerin omuzlarında yükselmişti. Saf değiştiren ücretli koronun haddine değildi onu tartışmak, bereketinden rant devşirmek!

İslami hareket de denilebilir, hatta denilmelidir, sahada olan bir şeyse eğer bu, bugün için de geçerlidir. Her zaman geçerlidir muhakkak ama elde avuçta ne varsa, yani nerede ne kadar bağlısı kaldıysa artık, işte o kitle şaka götürmez hakikatle yüzleşmelidir: Lafazanlıkla eylemcilik arasındaki dengeyi sağlamaya ayarlamalıdır kendini. Sosyal medya çağının tembelliği ve tarafını belli etme imkânını oturduğu yerden belli etme yanılsamasını körüklediği bir zamanın büyüsünden sıyrılmalıdır. Problemli teorik tutumlarla az evvel değinmeye çalıştığım büyüsel yanılsamaların birlikte ürettiği tavırsızlık İslamcılığın son unsurlarını da sahnenin dışına itmek üzeredir.

Emek mücadelesinin türlü çeşit cephelerine, ekoloji savunusundan antiemperyalist-antisiyonist tutumlara uzanan geniş yelpazede halkın ve egemenlerin önünde fiili olarak boy gösteremeyen siyasi-İslami kimlik ilan edilmeyen bir iflas halindedir. Lafazanlığın iştiha ile zirve yaptığı ve sözün meydanlarda, direnişlerde sınanmadığı; Firavun’un adamlarının karşısına ve büyük kalabalıkların önüne çıkan Musa’nın rehber edinilmediği bir mücadele söylemi karşılıksızdır, boş gösterendir. İzahı yapılamaz bir gerçek dışılıktır.

Yerelden küresel direniş ağlarına uzanacak fiili bir perspektiften uzak, sözün çekim alanına hapsolmuş siyasal tavır(sızlık)dan tevbe etmek yeni bir ilk adım olmalıdır. Bunun için eli tutulacak örneklikler dünyanın her tarafında vardır. Sahih bir niyete bakar.

[1] https://www.tasfiyedergisi.net/islamcilik-sahada-olan-bir-seydi/

Devamını Okuyun

Yazılar

Türkiye ile Mısır: Normalleşmenin Seyri – İslam Özkan

Yayınlanma:

-

AKP’nin ekonomi gündemi diğer alanlardaki fiyaskoları ciddi ölçüde arka plana itti. Örneğin Müslüman Kardeşler’e -ki AKP’nin siyasi müttefikidir- sahip çıkmaması hakkıyla değerlendirilmedi.

Son dönemde yapılanlar, iktidarın Sisi darbesi ve hemen sonraki süreçlerde Müslüman Kardeşler’in davasını sahipleniyor görünmesinin en önemli nedeninin, Mısır’da İhvan karşıtı gösterilerle neredeyse eş zamanlı yaşanan Gezi olaylarının iktidara yönelik tehdidi olduğu algısını güçlendiriyor.

İktidarın Rabia meselesini bu kadar sahiplenmesi, aslında bütünüyle koltuk mücadelesinden ve kendisini iktidarda tutma gayretinden ibaret kavgasını, sanki İslami-ideolojik bir kavgaymış gibi kamuoyuna sunma gayreti olarak açıklanabilir. Bu şekilde Müslüman dünyanın desteğini arkasına alarak hem dışarıda, hem içeride konsolidasyon amaçlanmıştı. Şayet sahiplenme fikri duruş ve dini inançlardan kaynaklanan ideolojik bir tutum olsaydı, aynı tavrın bugün de sürmesi gerekirdi. Ancak iktidarda yıllandıkça tıpkı bir Leviathan gibi taraftarlarını dahî yutan, kendisine daha çok kurban isteyen doymak bilmez güç arayışı inanç, itikat, fikri hedef gibi herhangi bir yüce değerle ilgisinin kalmadığını gösterir niteliktedir.

Önce Müslüman Kardeşler’e yakın kanallardaki siyasi programlar kaldırıldı. Ardından Nisan ayında doğrudan İhvan’ın kanalı olan “Mükemmilin”i kapattılar. Şimdi de birçok İhvan üyesi, Mısır’a iade edilmek üzere gözaltına alınıyor ya da tutuklanıyor. En son gazeteci Husam el Ğamri, Mısır’a iade edilmek üzere gözaltına alındı. Muhtemelen talimat en üstten gelmiş ve “Sisi yönetimi ne istiyorsa yapılsın, İhvan yetkililerinden Türkiye’de siyasi faaliyet yapmayacaklarına dair belge imzalatılsın!” denmiş. Arap basınına göre bütün İhvan yetkilileri taahhüt içeren belgeyi imzalamışlar.

Türkiye’nin Mısır’la ilişkileri normalleştirme konusundaki bu ısrarının arkasında Libya’da giderek etkisizleşen Ankara’nın, Mısır’la barışarak yeniden orada etkin hale gelme arayışlarının yattığı belirtiliyor. Bu arada Husam Ğamri’nin tutuklanma nedeni, Şermu’ş Şeyh’te yapılacak iklim toplantısı önünde gösteri yapılması çağrısında bulunması olduğu tahmin ediliyor. Zira Ğamri bu çağrıyı yaptıktan sonra oğlu Yusuf el Ğamri, Mısır polisi tarafından kaçırılmıştı.

Devamını Okuyun

GÜNDEM