Connect with us

Köşe Yazıları

Korkuyu Bedir’de Yenmek

Yayınlanma:

-

Korku insanı kilitler. Siyasal hareketleri kötürümleştirir. Müslümanın ufkunu kırpar, bir şeye benzemez hâle getirir. Bütün tumturaklı lafların boyasını döker. Onca emek, mücadele mirası anlamsız bir toplama dönüşür.

Âl-i İmran sûresinin 17. ayetine göre zorluklara sabretmek, yani direniş üzere ısrar etmek, sözünü tutmak, Rabbine yürekten bağlı olmak, Allah yolunda infak etmek ve bunların yanında bütün kalbiyle af dilemek korkuya, suskunluk ve geri çekilmelere karşı ayağa kalkmanın temel şartlarıdır. Bu ayetten bu sonucu çok rahat bir şekilde çıkarabiliriz.

Kur’an-ı Kerim, Müslümanlara, zalim Mekke müşrik ordusundan önce korkuyu yendiren Bedir savaşının eşsiz anlatımlarına ayrıntılı bir yer verir. Sabır/direniş ehli olmaya yükselinmişse Rabbimiz çok boyutlu bir desteğin, takviyenin, motivasyonun mü’minleri beklediğini açıkça beyan eder.

Ama önce Bedir meydanına çıkmaya niyet ve azim etmelidir.

Bedir’e çıkmaya niyet etmek de korkuyla savaşarak gerçekleşebilirdi. Bunu Kur’an da teyit etmektedir ancak Müslümanların tarihsel yürüyüşü Bedir’in muhakkak sûrette karşılarına çıkacağına onları inandırmış olmalıdır. Erdem Bayazıt’ın mısralarında şöyle karşılanır bu hakikat:

Bildim bileli kendimi

Hep düşlerimde yaşadım Bedir’i   

Bedir, uzun yürüyüşte etrafından dolanılacak bir aşama değilse muhakkak onunla yüzleşilecektir. Şair zaten çoktan ona niyet etmiştir. Hz. Peygamber ve meselenin künhüne vâkıf yârenleri de bunun elbette farkındaydılar ama korkunun nasıl izale dileceği ve Âlemlerin Rabbinin gaybî yardımının nasıl tecelli edeceğinin tecrübe edilmesi lazım gelmekteydi elbette.

Korkunun temelinde kim vardır? Âl-i İmran sûresi 175. ayete göre kendi dostlarından korkmayı içimize yerleştiren Şeytan’dan başkası değildir. “Öyleyse onlardan değil, yalnızca Benden korkun, eğer gerçek müminler iseniz!” der bu duruma cevaben Rabbimiz. Şeytan ve dostları, yeryüzündeki mümessilleri olan tağutlar/tâğûtî güçler mi kendilerinden korkulmaya daha lâyıktır yoksa Âlemlerin Rabbi olan Allah mı?

Bu hakikati sindirmiş mü’minler, “Bakın, size karşı bir ordu toplanmış, onlardan kendinizi koruyun!” şeklinde kendilerini uyaranlardan etkilenmemiş; bu uyarı, onların sadece imanlarını arttırmıştır. “Allah bize kâfidir; O, ne mükemmel bir koruyucudur!” diye cevap vermişlerdir kendilerinde korku ve panik yaratmak isteyenlere. (3/17) Korkuyu bir provokasyon olarak kullanmak isteyenler çıkacaktır elbette. Korkudan etkili bir şekilde yararlanmak hakikat inkârcılarının en büyük alışkanlığıdır. Çünkü korku insanın en kırılgan, en hassas yanlarına saldırır; bir “aşil topuğu” gediği açar hiç umulmadık cephelerde.

Modern kapitalist medeniyetin gayba iman eden cephelerde açtığı gedikler sayısızdır: En başta gayba imanın, gaybî yardımın siyasal-toplumsal mücadelelerde ifade ettiği ehemmiyete, hesapsız azimkârlık ve adanmışlığa, mü’minlerin Rableriyle interaktif bir süreç işletebileceği fikir ve imanına darbe vurmuştur. Bedir ve Huneyn günlerindeki vurgular gerçek ve bilim dışı anlatılar olarak algılanmaktan öteye gitmez çoğu zaman ne yazık ki…

Hâlbuki Allah, Enfal sûresi 9 ve 10. ayetlerde bambaşka bir pencere açar:

Hani, yardım için Rabbinize yakarıyordunuz; ve O da bunun üzerine size şöyle cevap vermişti: “Size birbiri ardından inen bin melekle yardım edeceğim!” Ve Allah bunu yalnızca bir müjde olsun diye ve Allah’tan başka kimsenin katından yardım umulamayacağına göre- bununla kalpleriniz huzur, itminan bulsun diye böyle takdir etti: gerçekten de, Allah, hikmetle edip-eyleyen en yüce iktidar sahibidir.

Bütün bu yardımlar ve dahası kimin içindir? Elbette Bedir meydanına çıkmaya azmetmiş kararlı bilinç ve yürekler için! Zorluklara direnen, ahdine sadakat gösteren, maddi-manevi bütün imkânlarını Allah yolunda seferber edenler için…

Böylece Rabbimiz mü’minlere katından bir güvence olarak, onları bir iç huzurunun kuşatmasını sağlamış, Şeytan’ın kirli vesveselerinden uzak tutmuş, kalplerini güçlendirip adımlarını sağlamlaştırmıştır. (8/11)

Rabbimizin direnişte sebat edenleri ödüllendirmesi korku siyasetini tersine çevirmiştir. Mü’minler arasında Şeytani bir gedik açmak için çırpınarak dolaşıp duran korku, bu durumda karşı cepheye bir ceza kırbacı olarak yönelir. Rabbimiz, Hakkı inkâra kalkanların kalplerine korku salmayı bir yükümlülük olarak üzerine alır. (9/11)

Enfal sûresi 15. ayet gaybî yardımı hak etmek için sıkı bir şart daha sürer öne. Bu şart Âl-i İmran 17. ayetteki ‘zorluklara direnme’yi açımlayan bir şarttır: Mü’minlerden,  hakikati inkâra şartlanmış olan topluluğu büyük bir kuvvetle karşılarında bulduklarında hiçbir sûrette arkalarını dönmemekle tembihler.

Aynı sûrenin 43 ve 44. ayetleri de açıkça gaybî yardımlarını beyan eder Rabbimizin. Düşmanı onlara sayıca az gösterdiğini, bu sûrette korkunun tabii neticesi olan panik ve yılgınlığa meydan vermediğini ifade eder. Benzer bir yardımı yaptığı Huneyn günü de Allah, dağılan, bozguna teslim olan Müslümanlara katından bir sükûnet indirmiş, onları görülmeyen güçlerle donatmış ve hakkı inkâra şartlanan kimseleri azaba uğratmıştır. (9/25-26)

Şimdi, sözü tamamlamak bahsinde Enfal-42’ye bakalım:

Sizin [Bedir] vadisinin bir ucunda, onların da tâ öteki ucunda ve kervanın sizden aşağılarda olduğu o gün[ü hatırlayın]. Ve (düşünün ki,) eğer bir savaşın patlak vereceğini bilseydiniz, muhakkak ki, böyle bir meydan okumayı göğüslemekten kaçınırdınız: Ama [her şeye rağmen] Allah, yapılması[nı irade buyurduğu] işi gerçekleştirsin de yok olup gidecek olan, hakkın açık tecellisiyle yok olup gitsin, kalıp yaşayacak olan da (yine) hakkın açık tecellisiyle yaşasın diye [savaş böylece olup bitiverdi].

Zorluklara direnmek’ imanın bir esası olarak alınıp kabul edildiyse eğer, hakikate meydan okumaları göğüsleyecek bir kararlılık ve iradeyi de kuşanmalıdır. Ayetlerden anlaşılan odur ki ikircikli bir hâle Rabbimiz izin vermeyecektir.

Bütün saha ve zeminlerde Bedir’e doğru ilerleyen bir akış olmalıdır. Bütün güç ve kudretine rağmen emperyalizmiyle, Siyonizm ve kapitalizmiyle, türlü çeşit şeytani ve tâğûtî saldırganlık ve kuşatmayla katlanıp derinleşen meydan okuyuşu, Rablerine yürekten bağlı olan ve zorluklara direnenlerin göğüslemesi gerekmektedir.

İhtiyaç duyulan yardım Rabbimizdendir. O’nun müdahalesiyle Şeytan ve dostları kendi gözleriyle direniş ehlini kendilerinin iki misli (kalabalık) görürler. Allah, dilediğini yardımıyla güçlendirir: “Bakın, bunda görecek gözleri olan herkes için muhakkak bir ders vardır.” (3/13) Binlerce melek, görünür görünmez güç ve imkânlar, mü’minlerin saflarında, alın teri ve çabalarında yan yana hizalanır. (3/125-126) Her bir yandan sekînet yağar, bir eminlik kaplar bütün hâllerini. (9/26)

Bu durumda mü’minler, korkuya kesin olarak galip gelirler.

8 Şubat 1974’te Niksar’da doğdu. Niksar İmam-Hatip Lisesinden ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Kurucu ve yöneticilerinden olduğu TOKAD, Özgür Yazarlar Birliği, Eğitim İlke-Sen bünyelerinde yer almakta ve 2004 yılında yayımlanmaya başlayan Tasfiye edebiyat-düşünce dergisinin editörlüğünü yürütmektedir. Yüzümüzü Ağartan, Kar Kesilen, Kiralık Meydan ve Ferhat’ın Şemsiyeleri adlı öykü kitaplarının yanı sıra İlim Yayma’nın Penceresi adlı bir de anı kitabı bulunmaktadır. YeniPencere.com sitesinde editörlük ve yazarlık çalışmalarını sürdürmekte ve 1996’dan bu yana edebiyat öğretmenliği yapmaktadır.

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazıları

Müfteriler İçin Yasa

Yayınlanma:

-

Türkiye’de çokça mağduru olan yasalardan biri de 6284 Sayılı Yasa. Bu, öylesine çürük bir yasa ki, kadına şiddeti önlemek gibi iyiniyetli bir çabanın ürünü olsa da yol açtığı yıkım hayli ağır ve yaygın.

Yasayı, müfterileri koruyan, kollayan bir yasa olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Düşünün ki kolayca atılan bir iftira, hakim ve polis gücünü kuşanıp balyoza dönüşüyor ve erkeklerin, babaların suratına iniyor.

Kocanızı evden uzaklaştırıp sevgilinizle alem mi yapmak istiyorsunuz, bu yasa tam size göre, bir telefon veya dilekçe ile iftiranızı atıyorsunuz, hakim 24 saat içinde karar vermek zorunda, “mahkeme” kararı ertesi gün kapınızda. Kocanızın itibarı sarsıldı ve aylarca eve gelemez. Aksi bir durum olursa hapis cezası var, polis hizmetinize amade kılınmış!

İki çocuk babası müvekkilim, bu yasanın şiddetine maruz kalıyor ve dördüncü kez evden uzaklaştırılıyor. Son uzaklaştırma kararı üzerine avukat olarak müdahil oldum ve aşağıdaki dilekçeyi sundum. Uzaklaştırma kararı bir günde alındı, benim itirazım ve takibim sonucu altı gün sonra nihayet karar çıktı: Red. (Şaşırdık mı, hayır.)

Biz de burda avukatçılık oynuyoruz! Eğer kadının sözü ile herhangi bir delile gerek olmaksızın uzaklaştırma kararları verilecekse neden Mahkemeye gidiliyor? Yakındaki bir polis merkezine gidilsin. Neden yargılama yapılıyormuş havası veriliyor? Ve eğer, itirazlar incelenmeden reddedilecekse, neden itiraz hakkı tanınıyor? Yargılama yapılıyormuş gibi bir algı oluşturmak için mi? (Rahat olun, böyle şeylere gerek yok. Kimse bir hukuk devletinde yaşadığına inanıyor değil, beklentimizi düşürdükçe düşürdük zaten.)

Kesin olan bir şey var: Bu yasayı yapanlar, böylesi bir “istismara”, “suistimale” kapı aralayanlar büyük vebal altındalar.

Aile Mahkemesi kalemindeki memur hanım, beni hemen tanımış, “Avukat bey, o nasıl bir dilekçe öyle!” diyerek şaşkınlığını dile getirdi.

Dedim: “Memur hanım, az bile!”

Kadının beyanını putlaştıran “sapkın” anlayış yüzünden cinsel saldırı, cinsel taciz suçlarını işlediği iddiasıyla haksız yere ceza alan, hapse giren çok sayıda mağdur var Türkiye’de.

İyi yasaların bile kötü uygulayıcılar elinde bir zulüm aracına dönüştüğü ülkede bir de üstüne kötü yasalar gelince, yaşamak işkence halini alabiliyor.

Müvekkilim kadına/eşine şiddet uygulamıyor ama maruz kaldığı haksızlığı da kolay kolay içine sindiremiyor, şahidim.

İnsanı, kendi insanını, toplumunu tanımayan, Adalet bilinci, hakka inancı yetersiz yasa koyucuların icraatları ortada. Bize düşen, bu yasaları tahkik ve mahkum etmek, adalete hizmete yarar yasalarla değiştirmek için emek vermek.

Çürük yasalardan bir yasanın mağdurlarından bir mağdurun hal-i pürmelâlini ortaya koyan dilekçemin açıklamalar kısmı bu amaçla dikkatinize sunuyorum:

1. Müvekkilim, yapımı ve uygulaması ciddi anlamda sorunlu olduğu aşikar 6284 sayılı kanunun mağdurlarından biridir.

2. İşbu karar müvekkilin evden uzaklaştırması hakkında verilen 4. karardır.

3. Müvekkilin eşine karşı herhangi bir şiddeti, hakareti, tehditi, aşağılamayı veya küçük düşürmeyi içerir söz veya davranışı bulunmaksızın alınan kararlar hukuka aykırıdır.

4. Herhangi bir delil, rapor, tanık, belge, sözlü veya yazılı ispat aracı, haklı bir karine olmaksızın, yalnızca kadının tek taraflı ve gerçeğe aykırı iddialarıyla, adeta bakkaldan sakız alınır gibi alınan kararların akla, vicdana, adalet duygusuna, hakkaniyete uyan bir yanı bulunmamaktadır. Böyle bir usul ve esasla alınan karara “Yargı Kararı” demek ancak şeklen ve kerhen mümkündür. Hukuk kavramı ve Yargılama’nın mahiyetine sırt çevrilerek karar alınmamalıdır.

5. Yasanın Hukuk mantığına aykırı ve çürük olması uygulayıcıların elini kolunu bağlamamalı, hakimlerin altına imza attığı kararların maddi değilse bile manevi yükünü taşıdıklarını gözardı edilmemelidir.

6. Karar alınırken titizlik gösterilmemesinin bedelini müvekkilim ve babalarından koparılmış iki küçük çocuk ödemektedir. Bu “keyfi” kararların veballeri olduğu hatırdan çıkartılmamalıdır. Ortada somut bir gerekçe, hatta ciddiye alınacak bir şüphe bile yokken bir insan 6 aydan fazladır evinden uzak tutulmakta, iki evlat babaları hayattayken kısmen yetim bırakılmaktadır.

7. Müvekkilim son uzaklaştırma kararı uyarınca 2 aylık süresini doldurup evine ve evlatlarının yanına döndüğünde, -ki gidecek başka yeri yoktur, satın aldığı o evin halen kredi borcunu ödemektedir- bu kanunu suistimal etmeyi alışkanlık haline getiren eşi, kendisine “Neden eve geldin!?” diyerek çıkışmıştır. Çocukların yanında tartışmaya girişen eşe, kreşe giden dört yaşındaki küçük çocukları karşı çıkmış ve “Anne, bir daha babamı evden uzaklaştırma!” demiştir. Aylardır annesinin yanında kalan çocuklardan küçüğü, babasının hakim kararıyla evden haksız yere uzaklaştırılmasına dilinin döndüğünce bu şekilde isyan etmiştir. Öte yandan, annesinden çok korkan 7 yaşındaki büyük çocukları, babasının bir kez daha evden uzaklaştırılacağını öğrenince odasına girip ağlamaya başlamıştır.

8. Peygamber eşlerinin bile Allah tarafından vahiyle uyarıldığı bir dünyada bu ülkenin kadınları kelimenin tam anlamıyla melek olsalar bile bu yasa hukuka aykırıdır. Yalnızca kadının beyanı ile, hiçbir somut delile ihtiyaç duymadan verilen kararlar zulüm niteliğindedir.

NETİCE VE TALEP :

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle, müvekkilim ve iki çocuğunun daha fazla mağdur olmasına engel olunması adına mezkur haksız ve hukuksuz koruma kararının tümüyle kaldırılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederim.

Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

Aynı Hikâye

Yayınlanma:

-

Zamanlar ve nesiller değişiyor elbette ama hikâye aynı. Aktörler farklı, kurgular benzer. Kurgu da denebilir mi, emin değilim doğrusu. Mutlak bir kurgunun farklı vakitlerde biraz farklı biçimlerde arz-ı endam edişi, ötesi yok gibi.

Habil ile Kâbil’in misyona dayalı soyları her dönem yanımızda, karşımızda duruyorlar. İttifak ve karşıtlıklarımız onların o mutlak kurgudan mülhem pozisyonlarına göre değişiyor ama hikâye devam ediyor, özünü koruyor.

Genç kuşakları heyecanlandıracak, onların havsalalarını yeni anlam alanları ile muhatap alacak bir çizgi ve akışın yokluğundan yakınılabilir. Bu tarz sızlanmaların iyi niyeti mündemiç niteliklerine saygı duyulmalıdır ancak yakınmanın “ne”liğine dâir tartışmalara ihtiyacımız var.

Dönemsel heyecanları tetikleyen yasaklamalar, baskı ve yıldırma politikaları, egemenlerin yaşamların bambaşka taraflarına dönük kuşatmaları gençleri, ideolojik cenahları harekete geçirme potansiyeli vardır mutlaka.

Gençlere dâir bu yazıda da öne çıkan vurgular muhakkak büyük beklentilerin, onların yokluğunda oluşan hayal kırıklıklarının yansımasıdır, bunu da ‘hikâye’ benzetmesiyle dile getirmek tabii karşılanmalıdır.

Genci-yaşlısı ile hakikat yolculuklarında adalet mücadelesi vermeye azmetmiş bir toplam hangi hikâyenin ardından yürüyecektir ya da hangi hikâye onların derlenip toparlanmasına, davranmasına vesile olacaktır?

Hikâye orada öylece duruyor.

Devasa büyüklükte bir destan demeli belki de. Hikâye, görece kısa anlatımlar için daha uygun bir adlandırma.

Orada öylece duran hikâye, üzerinde vâr olduğumuz coğrafya ile yakın zamanlar birlikteliğiyle uzak coğrafyalar ve ciğer paralayan vaziyetler arasında gezinip duruyor: Halk hikâyelerinde olduğu gibi enstrümanlarla buluşan yanık seslerle feryatlarını bütün bir âleme, halklara, coğrafyalara salıyor.

Dijital varlıkların hakikat hedefli kavrayış alanlarında boy verme iddialarından Anadolu’da kuruyan göllerin dudakları çatlatan kuraklıklara uzanan zihinsel altüst oluşlara, Ceylan kızımızdan Aylan bebeğimize kesiksiz ilerleyen zulümlere, alın terinin ayaklar altına alınmaya çalışılan haysiyetine, yıldızlardan cadde ve sokaklara değin hayal edilemez büyüklükteki alanlara tahakküm eden egemenlik biçimlerine, börtü böceğin çığlıklarına, insanın türlü çeşit kuşatmayla nefessiz kalışına kadar aynı hikâye destan olma yolunda emin adımlarla ve gözümüzün içine baka baka devam ediyor.

Hikâye, kendini arayanlar için orada duruyor.

Az evvel dediğimiz gibi, kolayca görünebilmek için kendini büyüterek, azmanlaştırarak. Okuyucu, hadi dinleyici diyelim, esasen yabancısı olmadığı bu kurguya muttali olduktan sonra ne yapacak? İhata imkânlarını aştığı için o çerçeveyi yabancılayıp kendisinden uzak mı duracak?

Hikâye aynı… Muhatapların dönemsel zayıflıkları, alınamayan pozisyonlar onun aynılığını etkilemiyor. Sanırım, İsmet Özel’in “Aynı Adam” şiirindeki “aynılık” eksik olmalı.

Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

İttifaklarda Nereden Başlamalı?  

Yayınlanma:

-

Farklı kişi ve çevrelerin birlikteliği hassas ve kırılgan olur. Dolayısıyla tarafları hırpalayıp yıpratacak ve herhangi bir yakın ya da uzun vadeli fayda hâsıl etmeyecek lüzumsuz ve yersiz tartışmalardan uzak durmak gerekir.

Bu tespitler yakıcı tartışmaların mutlak sûrette yapılmaması gerektiği anlamına gelmez. Bu tarz birlikteliklerin özel konumlarının bir gereği olarak ele alınmalıdır.

Belli/adı konuşmuş bir alan ve pratiğe odaklanmak, çerçevesi belirlenmiş meseleleri ele almak başka oluşumlarla ortak işler yapmak için adım atan çevrelerin işini kolaylaştıracaktır. Niyet ve pozisyonlar kesinleşince oluşacak özgüven iklimi gelecekte çok daha samimi tartışma atmosfer ve ortamları oluşturacaktır.

Uzun ve yorucu müzakereler, teorik tartışmalar bahsettiğimiz bu birliktelikler için risklidir. Salt düşünsel tartışmalarla bir yere varılamaz. Bir şekilde geçmişte yolları kesişmiş, acı tecrübeler etrafında duygusal kopuş ve karşıtlıklar yaşamış grup ya da kişilerin yıkıcı hesaplaşmalara varabilecek değerlendirmeleri fazlasıyla sürdürmelerinin önüne geçilmelidir.

Pratik sorunlar, somut mücadele alanları etrafında bir araya gelmeler sıraladığımız olumsuzlukların aksine bir seyir takip edecek, bambaşka neticeler üretecektir. Belirlenen ve ortaklaşılan alanlarda zulme karşı egemenlerin karşısına dikilen bir irade örgütlenebilirse farklı çevrelerden oluşan mezkûr yapılarda duygudaşlıklar pekişecek, düşünsel/teorik tartışmalar bu iklimin bereketli ortamında çok daha içten ve sıcak koşullarda ilerleyebilecektir.

İslami çevrelerin -çok azı dışında- ısrarla uzak durdukları yerel ve küresel zulüm, yozlaşma ve fitne alanları var. Bahis mevzu ettiğimiz oluşumların, ortak iradelerin ufkunda evvel emirde bu zulüm başlıkları olmalıdır. Sıralanacak madde başlıklarından besmele çekilerek yola koyulmalıdır.

Herhangi bir zulüm alanından yola çıkacak hakikat ve adalet talebi/mücadelesi, meseleleri genele teşmil eden ve zalim-mazlum gerilimini bütün aktör ve süreçleriyle ortaya koyan yapısıyla her adımında, her şeyi söylemiş olabilecektir. Bu zaten ilkesel bir tutumdur.

Gereksiz ve yeni yaralara sebebiyet verecek tartışmalara fazla heveslenmeden, olur olmaz yer ve aşamalarda geçmişi ve hataları deşelemeden yol alındıkça birçok mevzunun kendiliğinden kapandığı ya da bir hâle yola konulduğu görülecektir.

Devamını Okuyun

GÜNDEM