Connect with us

Haberler

Yeni Pencere 1 Yaşında!

Yayınlanma:

-

Sürüp giden hayatı başka bir zaviyeden görmeye, kavramaya katkı sunsun diye açılan penceremiz 1 yaşını tamamladı.

Yazan, söyleşen ve takip edenlerine hayırlı olsun!

Birçok pencere var elbette hayatımızda bizi çevreleyen ancak başka, yeni bir pencereye neden ihtiyaç duyulduğu umulur ki bu bir yıllık çabayla ortaya konulanlar sayesinde görülmüştür.

Yeni Pencere’nin katkılarla zenginleştirilmeye ihtiyacı var, bu kesin. Bunun için dost ve takipçilerine çağrısı dâimîdir.

İnşallah, Yeni Pencere’den kavrayışlara dolan ışık çoğalacaktır. Kararıp duran dünyamızın o ışığa ihtiyacı her geçen gün daha da artıyor.

Yeni Pencere’nin en büyük dileği ışığı, aydınlığı çoğaltma, hakikati işaret etme çabasında katkı ve desteğin artmasıdır.

Bu vesileyle hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.

Yeni Pencere Yazar ve Editörleri

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Üniversite Öğrencilerinin Barınma Problemi İle İlgili Tepkiler Sürüyor!

Yayınlanma:

-

Üniversite öğrencilerinin barınma problemine karşı mücadelesiyle ilgili tepkiler artarak devam ediyor. Eğitim İlke-Sen de yaptığı açıklama ile meseleyi değerlendirdi. Açıklama şu şekilde:

Öğrencilerin Barınma Problemi Mevcut Politikaların Açık İflasıdır!

Üniversitelerin açılış tarihleri yaklaşırken öğrenciler ciddi bir barınma krizi ile karşı karşıya!

4 milyona yaklaşan üniversite öğrencisi için KYK yurtları sadece yüzde 20’lik bir oranda barınma imkânı sağlamaktadır. Bu durum öğrencilerin sahipsiz bırakıldığının ve başka koşulların insafına terk edildiğinin açık göstergesidir!

Pandemi koşullarının üzerini örttüğü acziyet, hazırlıksızlık okulların açılmasıyla birlikte kendini açık etmiştir. Okulların, üniversitelerin kapalı olduğu sıralarda sonrası dönemler için hiçbir tedbirin alınmadığı ortaya çıkmıştır. Bu, affedilemez bir sorumsuzluktur!

Evlerinden uzakta, başka şehirlerde üniversite eğitimi almak durumunda olan öğrenciler ve onların aileleri için ürkütücü bir dönem başlıyor. Derinleşen ekonomik kriz, geniş yoksulluk baskısı halkın belini bükmüşken öğrencilerin ve ailelerin karşı karşıya olduğu bu yeni travmatik aşama kolaylıkla aşılacak gibi görünmüyor.

Saray düzeninin israfçılığı sınır tanımaz boyutlara ulaşmışken üniversite öğrencilerinin sokaklarda kalması, barınamaması ibretamiz bir tablo sunmaktadır.

Aylık 2 bin 500 liralara varan özel yurt ücretlerinin yanı sıra akıl almaz seviyelere ulaştırılan ev kiralarına karşı da uyarı vazifemizi yerine getirmeliyiz. Krizi fırsata çevirmeye çalışan piyasa ahlaksızlığına teslim olmuş zihin ve tutumların yoksulluğun pençesinde kıvranan halkımıza son darbeyi indirmeye çalışması kabul edilemez! Buna karşı kesin ve net itirazımızı her koşulda sürdüreceğiz!

Sınırsız masraflarla tamamladıkları üniversite eğitimleri sonunda işsizlik baskısıyla yüzleşen öğrencilerin okul aşamasında maruz kaldıkları bu zulüm ülkede yaşanan ağır tablonun açık bir kanıtıdır.

Salgın döneminde KYK, vakıf ya da özel yurtlarda kontenjanların üzerinde sağlıksız koşullarda barınmaya zorlanan öğrencilerin herhangi bir özene lâyık görülmemesi ülkedeki politik iradenin ciddiyetini ele vermektedir.

Lüks, israf, şatafat ve adaletsizliğin yiyip bitirdiği ülkede bir bütün hâlinde yokluk ve yoksulluğa teslim edilen halkımız ve onların evlatları için hakkın ve adaletin şahitliğine durmak temel yükümlülüğümüzdür. Allah’ın bütün kulları için vâr ettiği nimetleri gasp edenlerden bu dünyada hesap sorulmadığı sürece adalet tecelli etmeyecektir.

Şüphesiz ki Allah’ın hesabı daha çetindir!

EĞİTİM İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

Yazılar

Almanya’da Seçimler Yaklaşırken

Yayınlanma:

-

Ülkede eylül ayında yapılacak genel seçimler için partiler pozisyonlarını, politik duruşlarını ve yeni gündemlere (pandemi, iklim vb.) ilişkin önerilerini somut olarak belirledi. Aslında partiler belirli periyotlarla gelişmelere dönük fikirlerini kamuoyuyla paylaşıyordu ama seçime doğru bu fikirler kamuoyuna bir seçim programı olarak açıklandı. Bu programlarda partilerin temel konulara ilişkin vaatlerini şeffaf bir şekilde açıkladıklarını görebilirsiniz.

Kısa bir süredir Almanya’da bulunmama rağmen elimden geldiğince takip etmeye çalıştım. Dün bulunduğum şehir olan Bremen’de Yeşiller’in adayı Annalena Baerbock halka seslendi. Büyük bir kitleye seslenen Baerbock’un gündemi çevre felaketiydi elbette. Özellikle Yeşiller’den başlamak istedim çünkü Merkel’in yerine olası aday durumundalar. Kısa sürede ana teması çevre olan bir partinin liderliğe oynaması iklim konusunda gelinen noktanın ne kadar ciddi olduğunu ve buna dönük duyarlılığın da zirveye oynadığını görebiliyoruz. Çevre konusunun hayati bir mesele olduğuna Almanya’da yakın zamanda yaşanan sel felaketi ile birebir tanık olduk. Bu konu birçok boyutuyla tartışılıyor şu anda.

Yeşillere dönük en ciddi eleştiri ise elbette Sol Parti (Die Linke)’den. Kapitalizmle hakkıyla mücadele etmeden çevre konusundabaşarıya ulaşmanın imkânsız olduğunu özellikle belirtiyorlar. Sol, iktidara oynayacak bir güce sahip olamasa da yine de bütün bu felâketlere karşı en somut önerileri seçim programında belirtiyor. Özellikle silah ihracatının sonlanması ve dış ülkelere asker gönderilmesi konularında barışı önemseyen bir tutum sergiliyorlar.

Bütün dünyanın gündeminde olduğu gibi pandemi konusu da burada seçime dönük tartışılıyor. Bir genel kural olarak sağ kesimler kısıtlama ve aşı karşıtlığının temsilciliğini yaparken sol ve liberal taraftan da sağlığı önceleyen bir eğilim gözlemleyebiliyoruz.

Tabi sağ demişken aklımıza hemen AFD geliyor. Sağ diyorum ama daha çok ‘ırkçı’ parti diye isimlendiriliyor. Mülteci karşıtlığı ve İslam düşmanlığı üzerinden politika yapan bu parti yüzde 10 civarı oy oranıyla hafife alınmayacak bir potansiyele sahip.

Buradan da mülteci politikasına geçersek sağ AFD dışında mülteci ve yabancı karşıtlığı yapan bir siyasi eğilim yok. Şuan iktidarda bulunan sağı temsil eden Hristiyan Demokrat partiler bile mülteci kabulü konusunda çok pozitif bir siyaset izlediler.

Ayrıca şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki sol ve özgürlükçü kesimlerin psikolojik bir saha üstünlüğü var, elbette sağın bir nebze güçlü olduğu yerleri istisna tutarsak.

Peki, Almanya bağlamında konuştuğumuz ve bütün insanlığı ilgilendiren çevre felâketleri başta olmak üzere yeni siyasal değişimler ve eğilimler bu kötü gidişe dur diyebilecek mi? Çok zor görünüyor. Küçük reform hareketleriyle sorunları düzeltemeyiz, sadece biraz ileriye atmış oluruz. Yeşil duyarlılığı yükselmesi bir umut ama esas köklü değişimler için bu yeter mi?

YeniPencere, M. Salih Kaya – Almanya

Devamını Okuyun

Haberler

Kamu TİS Müzakerelerinin Hak ve Adalet Temelinde Yürütülme Çağrısı

Yayınlanma:

-

Kamuda toplu iş sözleşme (TİS) süreci başlarken sendikalardan da süreçle ilgili açıklama ve değerlendirmeler geliyor. Eğitim İlke-Sen ve Sağlık İlke-Sen ortak açıklamasında müzakerelerin hak ve adalet temelinde yapılması, problemlerin bir bütün olarak ele alınması çağrısında bulunuldu.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Kamu TİS Müzakereleri Hak ve Adalet Temelinde Yürütülmelidir

Kamuda toplu sözleşme süreci grev yasaklarının gölgesinde başladı. Öncelikle altını çizerek vurgulamalıyız ki, bu sürecin kamuoyunda “memurların zam pazarlığı” olarak algılanması, müzakereci sendikaların da bu algıyı besleyen tavırları kabul edilemez.

Ekonomisinden adaletine, siyasetinden ekolojisine kadar her bir yanıyla ciddi problemlerle yüz yüze olduğumuz ülkedeki meselelere bir bütün hâlinde bakıp talepleri ona göre oluşturan, müzakereleri bu perspektifle yürüten bir sendikal iradeye ihtiyaç vardır.

İçinde bulunduğumuz açmazlardan çıkmak için kamu emekçilerinin sözcüsü olanların radikal önerileri olmalı; bu öneriler, sorunlara hak ve adalet temelinde insandan tabiata uzanan bir perspektifle odaklanmalı, muhataplarını da bu çizgiye çekmelidir.

Açlık ve yoksulluk sınırının zirve yaptığı bir vasatta artık bütün güvenilirliğini yitirmiş TÜİK verileri üzerinden pazarlıkların yürütüldüğü bir sözleşme süreci çaremiz değildir. Asgari ücret köleliğinin derinleştiği, hem resmî hem de gayr-ı resmî enflasyon rakamlarının zirve yaptığı, işsizlik ve yoksulluğun geniş halk kesimlerini kuşattığı, adalet ve liyakatin iptal edildiği bir ortamda başka ve köklü mevzular konuşulmalıdır.

Bizim İLKE-SEN olarak başından beri yaklaşımımız budur. Yandaş sendikaların birtakım rakamsal pazarlıklarının kamu emekçilerini ve ülkede kamu emekçilerine dönük algıları nasıl etkilediği ortadadır. Sıralamaya gayret ettiğimiz problemleri bir bütün olarak gören ve bunlara dâir eleştirel pozisyonunu tahkim eden ve mes’ullerden bütün halk kesimleri adına hesap soran bir irade sendikal duruşumuzun merkezinde yer almaktadır.

Bütün halkımız gibi kamu emekçileri de en azından yoksulluk sınırının üzerinde bir güvenceyi hak etmektedir. “Hakça Üretim ve Bölüşüm, Âdil Paylaşım” asla ödün veremeyeceğimiz temel ilkelerimizdendir.

Yokluğunu KHK’lılar örneğinde acı bir şekilde tecrübe ettiğimiz üzere tam ve kâmil manada bir adaletin tesisi adalet arayan vicdan sahibi herkes gibi kamu emekçilerinin de baş talebidir. Haksız-hukuksuz ihraçlara sebebiyet veren OHAL ürünü KHK’lar iptal edilmeli, adil yargılamaların yokluğunda zalimce muamele görerek işlerinden edilip hapislerde çürütülen kamu çalışanları özür ve maddî-manevî zararlarının tazmini ile işlerine iade edilmelidir.

Yine OHAL döneminde hukuksuz bir şekilde iptal edilen ve aynı hukuksuzlukla işletilen belediye başkanlıkları örneğinde de olduğu gibi kayyım düzenine geçilen üniversitelerdeki rektörlük seçimlerinin de açıkça gösterdiği üzere liyakat değil emir eri zihniyeti öne çıkmıştır. Baştan aşağı her alana yayılan bu yönetme tarzı bizim doğrudan karşı çıktığımız ve acilen düzeltilmesini istediğimiz bir hukuksuzluk ve perişanlıktır.

Kovid-19 salgınına karşı hayatlarını ortaya koyarak canla başla mücadele eden sağlık çalışanlarına reva görülen düşük ücretler, insanlık dışı yoğun nöbetler ve gerekli personel istihdamından sakınıldığı için giderek artan iş yükü öncelikli olarak görüşülmeli ve herkesin razı olacağı bir neticeye bağlanılmalıdır.

Bütün kurum ve kuruluşların işletilmesinde istişare süreçleri egemen olmalıdır. İstişarenin yokluğunda liyakatsizlik ve huzursuzluk, ardından da yıkım kaçınılmaz aşamalar olarak karşımıza çıkacaktır.

Halkımızı kuşatan her türlü ideolojik baskı, ekonomik tahakküm ve köleleştirme ile dayatılan siyasal pasifizmler doğrudan karşı çıktığımız olumsuzluklardır. Toplu İş Sözleşme süreci bu geniş zemini müzakere etmezse bizim için herhangi bir anlam ifade etmeyecek ve maalesef bu süreç yine müsamereden öteye gidemeyecektir.

Dile getirdiğimiz örneklerin çok ötesinde bir toplam olarak karşımızda duran ve bütün halk kesimlerinin birlikte tecrübe ettiği problemler için haktan yana duran, bu merkezden kalkarak zulme direnen tavırlara ihtiyacımız vardır. Bütün meselelerdeki temel duruşumuz bu zaviyenin uzantısı olmalıdır. Çünkü adalet ancak bu şekilde tesis edilebilecektir.

Şüphesiz ki Allah adaleti emreder, her türlü kötülüğü yasaklar.

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

Devamını Okuyun

GÜNDEM