Connect with us

Haberler

İstanbul Fatih’te Nekbe Eylemi (Video)

Yayınlanma:

-

Nekbe’nin Yıldönümünde

Geri Dönüş Umuduyla Direnişten Yana!

TOKAD, Eğitim İlke-Sen, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen İstanbul Fatih’te NEKBE Günü dolayısıyla bir eylem gerçekleştirdi.

Eylemin başında konuşan Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs, Siyonist işgal rejimine ve onun destekçisi küresel emperyalizme karşı her zaman ve her platformda mücadele vereceklerini söyledi.

Eylem boyunca “Katil İsrail Filistin’den Defol, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Siyonistler Yenilecek Direnen Filistin Kazanacak, Kahrolsun İsrail Kahrolsun Amerika, Filistin Halkı Yalnız Değildir, Kudüs’e Selam Direnişe Devam, Yaşasın Küresel İntifada, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Siyonizme Karşı Omuz Omuza, Filistin’de Düşene Dövüşene Bin Selam, Siyonist Hırsızlar Hesap Verecek, Nekbe Bitecek Filistin Dönecek” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Direniş önderlerinin ve hemşire Neccar, Fadi Ebu Salah ile gazeteci Şirin Ebu Akile’nin anıldığı metnin Türkçesini Berke Kahraman, İngilizcesini Melike Belkıs Örs okudu.

Eylemde okunan Türkçe ve İngilizce metinler şu şekilde:

NEKBE’NİN (BÜYÜK FELÂKET)

YIL DÖNÜMÜNDE

DİRENİŞTEN YANA SAF TUTMAK VE

DÖNÜŞ UMUDUNU BÜYÜTMEK İÇİN

SİYONİST ZULMÜN KARŞISINA DİKİLELİM!

Bugün NEKBE, yani Büyük Felâket!

Biliyor ve öyle inanıyoruz ki bu felâket, sadece Filistin halkının felâketi değildir.

Bu, emperyalizmin koruması altındaki Siyonizm aracılığıyla başta Ortadoğu olmak üzere bütün mazlum ve mustazaf halklara verilen bir gözdağıdır.

Dolayısıyla Filistin halkının NEKBE’si bütün mazlum halkların NEKBE’si, “Büyük Felâketi”dir!

Arkadaşlar,

Emperyalizmin korumasında bir ileri karakol olarak kurulan ve resmi olarak 14 Mayıs 1948’de bağımsızlık verilen işgalci katil Siyonist şebekenin tarihi, başlangıcından bugüne sürgün ve katliam tarihi olmuştur.

14 Mayıs’ın hemen ertesi Filistin halkı için NEKBE’dir, İslam ümmetinin yokluğunda büyük bir felaketin gelip başlarına çöreklenmesidir.

Bu katil şebeke, bağımsızlık ilanından önce terör çeteleri olarak Filistin halkını zaten katletmekte; insanları şehir, kasaba ve köylerinden sürmekteydiler.

Bağımsızlık ilanından sonra Filistin halkına dönük kıyım ve sürgün hızlanmış, tarihin gördüğü eşsiz ırkçı rejimlerden biri küresel güçlerin desteğiyle boy verip serpilmiştir.

Bugün dünyanın dört bir yanına yayılmış milyonlarca Filistinli, bize mülteciliğin en net fotoğraflarını sunmaktadır.

Türlü imkânsızlıklar ve gayriinsani koşulların en çarpıcı sûretlerini sunan mülteci kampları, Siyonist vahşet ve işgalin kanıtı olarak hâlâ insanlığın suratına çarpılan hakikat tokatı olarak varlığını sürdürmektedir.

Can yakıcı bir gündem olarak mülteciliğin Filistin meselesi ve tarihiyle nasıl örneklendiğine de halkımız iyi odaklanmalıdır.

Emperyalizmin tutuşturduğu fitne ateşinin nasıl bir tarih yarattığını görmez, işgal ve sürgüne uğramış halklarla omuz omuza vermezsek haysiyetimiz, hâl-i hazırımız ve yakın geleceğimiz ağır bir yara alacaktır.

Kıymetli dostlar,

Filistin halkının yaşadığı felâket sadece belli bir halk ve coğrafyanın yaşadığı bir felâket değilse Filistin halkının Siyonist şebekeye karşı verdiği mücadele, yükselttiği intifada da belli bir halk ve coğrafya ile sınırlı bir mücadele değildir.

Şunu herkes bilmelidir ki İntifada, Siyonist şebekenin arkasındaki küresel hegemonyaya karşı bir isyan ve benzeri az bulunur topyekûn bir direniştir.

Filistin halkının, Kudüs’ün özgürlüğünün ümmetin, dolayısıyla da insanlığın, bütün bir yeryüzünün özgürlüğü olduğu iddiası içi boş bir iddia değildir.

Kudüs’ün özgürleşmesi demek Siyonizmin, dolayısıyla da onu besleyip büyüten, Ortadoğu’nun bağrına saplanmış bir hançer kılan emperyalizmin yenilmesi demektir!

Emperyalizmin yenilmesi de NEKBE’nin alt edilerek bütün mazlum ve mustazaf halkların özgürlüğe giden yollarının açılması demek olacaktır.

Arkadaşlar,

NEKBE’yi doğuran bütün şeytani kumpaslar, Siyonizm ve emperyalizmle yapılan işbirlikçilik ve ihanetler bu özgürleşme mücadelesini boğmak istiyor.

Bugün Ortadoğu ülkeleri Siyonist işgalci şebeke İsrail’le ilişkileri geliştirme yarışı içindedir. Bahreyn’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne Suudilerden Türkiye’ye uzanan bu işbirlikçi hat utanç tutumunu yaygınlaştırmakta, Siyonizm’in ve emperyalizmin yanında saf tutarak ümmete ihanet etmekte, Filistin davasını hançerlemekte, NEKBE’yi kalıcılaştırmaktadır!

Bütün bu işbirlikçi tutumlar olmasa işgalci, gâsıp İsrail bölgede yaslanabileceği bir dayanak bulabilecek midir?

AKP iktidarı, her yıl rekorlar kıran ticari münasebetleri kesmeyip Mavi Marmara davasını sümen altı ederek Filistin ve Kudüs davasını zaten alabildiğine istismar ettiğini göstermişti. Geçtiğimiz aylarda da Siyonist katil Herzog’u Türkiye’ye davet edip devlet töreniyle ağırlamak suretiyle de işbirlikçi tutumunu kanıtlamıştır.

Bizim hesaplaşmamız gereken nokta işte burasıdır. AKP iktidarı türlü vesilelerle NEKBE’yi İsrail’in milli günü olarak tebrik etmektedir. Türkiye’den İsrail zulmüne karşı çıkmak için ses verenlerin öncelikli olarak neye itiraz etmeleri gerektiği son derece açıktır.

Ey direnişten yana saf tutan bilinçler,

NEKBE’nin sona erdirilip geri dönüş sürecinin başlatılması zorlu mücadeleler gerektiriyor. Müslümanlar, bütün vicdanlı insanlar ve ezilen halklar Siyonizm’e ve onun hâmîsi emperyalizme karşı omuz omuza vermelidir.

Unutmayalım ki Siyonizm’e karşı kazanılacak zafer yeni bir dünyanın anahtarı olacaktır. Buna inancımız tamdır. Bu inançla Filistin halkının yükselttiği İntifada’yı küresel düzleme taşımak temel sorumluluğumuz olmalıdır.

Ahmet Yasinlere, Rantisilere, Abbas Musavilere eklenen hemşire Neccar, Fadi Ebu Salah ile gazeteci Şirin Ebu Akile ve daha nice adanmış yürek geri dönüş mücadelesinin şehitleri olarak Siyonist işgale karşı yükseltilen direnişin tüm dünyada dalgalanan sancaklarına dönüşmüşlerdir. Hepsini minnet ve rahmetle anıyoruz.

Filistinlilerin evlerini çalan, mahallelerini yağmalayan, zeytin ağaçlarını söken yerleşimci arsızlık ve hırsızlığına karşı koyan ve Şeyh Cerrah mahallesi ile sembolleşen direnişin yanında olup onun sesini çoğaltma sorumluluğumuz vardır.

Bu sorumluluğun bilincinde olarak NEKBE’yi ters yüz edip Siyonistlerin felâketine giden yolun taşlarını döşeyenlerle yan yana duracağız!

Selam olsun Siyonist zulme direnip dönüş umudunu büyütenlere!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına, Berke Kahraman)

 

AT THE ANNIVERSARY OF THE GREAT

CATASTROPHE, LET US STAND AGAINST ZIONIST OPPRESSION TO MAINTAIN THE RESISTANCE AND GROW THE HOPE OF RETURN!

Today is NAKBA, the Great Catastrophe!

We know and believe that this catastrophe is not only the catastrophe of the Palestinian people.

This is an intimidation given to all oppressed peoples, especially in the Middle East, through Zionism, which is under the protection of imperialism.

Therefore, the NAKBA of the Palestinian people is the NAKBA, is the “Great Catastrophe” of all oppressed peoples!

The history of the invader murderous Zionist network, which was established as an outpost under the protection of imperialism and was officially given independence on May 14, 1948, has been a history of exile and massacre since its beginning.

The very next day of May 14th, it is the NAKBA for the Palestinian people, and that day, in the absence of the Islamic Ummah, a great catastrophe has come upon them.

This murderous network, as terrorist gangs, was already killing the Palestinian people before the declaration of independence; they were driving people from their cities, towns and villages.

After the declaration of independence, the slaughter and exile of the Palestinian people accelerated, and one of the unique racist regimes that history has seen has flourished with the support of global powers.

Today, millions of Palestinians scattered around the world provide us with the clearest pictures of refugeeism.

Refugee camps, which present the most striking forms of impossibilities and inhumane conditions, still exist as a slap of truth in the face of humanity as evidence of Zionist brutality and occupation.

Our people should also focus on how refugeeism is exemplified by the Palestinian issue and history, as a painful agenda.

If we do not see what kind of history the fire of chaos ignited by imperialism has created, and if we do not stand shoulder to shoulder with the occupied and exiled peoples, our dignity, present and near future will suffer a severe wound.

If the catastrophe experienced by the Palestinian people is not only a catastrophe experienced by a certain people and geography, then, the struggle of the Palestinian people against the Zionist network and the intifada they raised are not a struggle limited to a certain people and geography.

Everyone should know that the Intifada is a rare all-out resistance, like a rebellion against the global hegemony behind the Zionist network.

The claim of the Palestinian people that the freedom of Quds is the freedom of the Ummah, and therefore the freedom of humanity, is not an empty claim.

The liberation of Quds means the defeat of Zionism, and therefore the defeat of imperialism, which feeds it and makes it a dagger stuck in the heart of the Middle East!

The defeat of imperialism will mean defeating the NAKBA and opening the roads to freedom for all oppressed peoples.

All the evil plots that gave birth to NAKBA, collaborations and betrayals with Zionism and imperialism want to strangle this liberation struggle.

Today, Middle Eastern countries are in a race to improve relations with the Zionist invading network Israel. This collaborative line, stretching from Bahrain to the United Arab Emirates, from the Saudis to Turkey, spreads the attitude of shame, betrays the ummah by siding with Zionism and imperialism, stabs the Palestinian cause, and perpetuates the NAKBA!

Without all these collaborative attitudes, will the occupying, usurping Israel find a foothold in the region?

The AKP government has shown that it has already exploited the Palestine and Quds cause to the fullest, by not breaking the record-breaking commercial relations every year, and by undermining the Mavi Marmara case. In the past months, it has proven its collaborative attitude by inviting the Zionist murderer Herzog to Turkey and hosting it with a state ceremony.

This is where we have to settle. The AKP government congratulates NAKBA on various occasions as Israel’s national day. It is very clear what those who give their voice to oppose Israeli oppression from Turkey should primarily object to.

Ending NAKBA and starting the return process will require hard struggles. Muslims, all people of conscience and oppressed peoples must stand shoulder to shoulder against Zionism and its patron imperialism.

Let’s not forget that the victory against Zionism will be the key to a new world. We have full faith in this. With this belief, it should be our main responsibility to carry the Intifada, raised by the Palestinian people, to the global level.

Nurse Al-Najjar, Fadi Abu Salah and journalist Shreen Abu Akleh, who were added to Ahmet Yasins, Rantisi, Abbas Musavi, and many more devoted hearts, as martyrs of the struggle for return, have become the banners of the resistance raised against the Zionist occupation all over the world. We remember them all with gratitude and mercy.

We have a responsibility to stand by the resistance that stands up to the arrogance and theft of the settlers who steal the Palestinians’ homes, loot their neighborhoods, uproot the olive trees, and that is symbolized by the Sheikh Cerrah neighborhood, and we have a responsibility to amplify its voice.

Being aware of this responsibility, we will stand side by side with those who turned the NAKBA upside down and paved the way for the catastrophe of Zionists!

Hail to those who resisted the Zionist persecution and raised their hopes of return!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(On behalf of the community, Melike Belkıs Örs)

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

Haberler

NATO’ya Hayır İmza Kampanyası Sürüyor

Yayınlanma:

-

Ankara’nın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapmaya hazırlandığı NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’deki antiemperyalist ve İslami çevrelerden itirazlar yükselmeye devam ediyor. NATO’ya Hayır İnisiyatifi tarafından başlatılan ve Vicdan Çağrısı sitesinde kamuoyuna duyurulan imza kampanyası, kısa sürede 2000 imza barajını aştı.

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız”

Kampanya web sitesinde yer alan “Biz kimiz?” içeriğinde şu açıklamaya yer verildi: “NATO’ya Hayır İnisiyatifi, emperyalist savaşlara, işgallere ve mazlum halklara yönelik saldırılara karşı Müslümanların ortak vicdanını ve sorumluluğunu ortaya koymak amacıyla bir araya gelmiş gönüllülerin oluşturduğu bağımsız bir platformdur. İnancımız bize, zulme ortak olmamayı ve zalimlere meyletmemeyi emretmektedir. Nitekim Rabbimiz, “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur…” (Hud, 11/113) buyurmaktadır. Bu bilinçle, zulmü meşrulaştıran ve savaş politikalarını besleyen yapılara karşı sesimizi yükseltiyor; adaletin, hakkın ve mazlumların yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”

İmza kampanyası bildirisi ise şöyle:

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Vicdan Çağrısı sitesi üzerinden devam eden kampanyanın, zirve boyunca devam ederek kitlesel bir bilince dönüşmesi hedefleniyor.

İmza kampanyasına katılmak için www.vicdancagrisi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yenipencere.com

Devamını Okuyun

Haberler

NATO Zirvesine Karşı Beşiktaş Nöbeti: NATO’nun Askeri Olmayacağız

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan söz konusu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbetlerinin dördüncüsünü 01 Temmuz 2026 Çarşamba günü Beşiktaş İskele (Barbaros) Meydanında yaptılar. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi. Ayrıca Beykoz’a kurulacak NATO Deniz Unsurları Komutanlığı ile Adana’da konuşlandırılacak NATO kolordusu protesto edildi, bu üslerin işgali pekiştirdiği savunuldu.

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesinin bütün bir memleket adına utanç verici olduğu dile getirilen açıklamada halkın bu utanca karşı ayağa kalkması istendi ve NATO zirvesi nedeniyle Ankara’nın yasaklarla bir hayalet kente çevrildiği kınandı.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara da değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da, sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Yine geçtiğimiz gün Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katıldığı NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden en az 100 NATO karşıtı, göz altına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar.

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Görülmemiş güvenlik tedbirleriyle, gözaltılarla, baskı ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar.

Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!”

Eylem boyunca, “NATO’cu AKP Hesap Verecek, Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Facebook bağlantı linki

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x