Connect with us

Haberler

İstanbul Fatih’te Nekbe Eylemi (Video)

Yayınlanma:

-

Nekbe’nin Yıldönümünde

Geri Dönüş Umuduyla Direnişten Yana!

TOKAD, Eğitim İlke-Sen, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen İstanbul Fatih’te NEKBE Günü dolayısıyla bir eylem gerçekleştirdi.

Eylemin başında konuşan Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs, Siyonist işgal rejimine ve onun destekçisi küresel emperyalizme karşı her zaman ve her platformda mücadele vereceklerini söyledi.

Eylem boyunca “Katil İsrail Filistin’den Defol, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Siyonistler Yenilecek Direnen Filistin Kazanacak, Kahrolsun İsrail Kahrolsun Amerika, Filistin Halkı Yalnız Değildir, Kudüs’e Selam Direnişe Devam, Yaşasın Küresel İntifada, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Siyonizme Karşı Omuz Omuza, Filistin’de Düşene Dövüşene Bin Selam, Siyonist Hırsızlar Hesap Verecek, Nekbe Bitecek Filistin Dönecek” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Direniş önderlerinin ve hemşire Neccar, Fadi Ebu Salah ile gazeteci Şirin Ebu Akile’nin anıldığı metnin Türkçesini Berke Kahraman, İngilizcesini Melike Belkıs Örs okudu.

Eylemde okunan Türkçe ve İngilizce metinler şu şekilde:

NEKBE’NİN (BÜYÜK FELÂKET)

YIL DÖNÜMÜNDE

DİRENİŞTEN YANA SAF TUTMAK VE

DÖNÜŞ UMUDUNU BÜYÜTMEK İÇİN

SİYONİST ZULMÜN KARŞISINA DİKİLELİM!

Bugün NEKBE, yani Büyük Felâket!

Biliyor ve öyle inanıyoruz ki bu felâket, sadece Filistin halkının felâketi değildir.

Bu, emperyalizmin koruması altındaki Siyonizm aracılığıyla başta Ortadoğu olmak üzere bütün mazlum ve mustazaf halklara verilen bir gözdağıdır.

Dolayısıyla Filistin halkının NEKBE’si bütün mazlum halkların NEKBE’si, “Büyük Felâketi”dir!

Arkadaşlar,

Emperyalizmin korumasında bir ileri karakol olarak kurulan ve resmi olarak 14 Mayıs 1948’de bağımsızlık verilen işgalci katil Siyonist şebekenin tarihi, başlangıcından bugüne sürgün ve katliam tarihi olmuştur.

14 Mayıs’ın hemen ertesi Filistin halkı için NEKBE’dir, İslam ümmetinin yokluğunda büyük bir felaketin gelip başlarına çöreklenmesidir.

Bu katil şebeke, bağımsızlık ilanından önce terör çeteleri olarak Filistin halkını zaten katletmekte; insanları şehir, kasaba ve köylerinden sürmekteydiler.

Bağımsızlık ilanından sonra Filistin halkına dönük kıyım ve sürgün hızlanmış, tarihin gördüğü eşsiz ırkçı rejimlerden biri küresel güçlerin desteğiyle boy verip serpilmiştir.

Bugün dünyanın dört bir yanına yayılmış milyonlarca Filistinli, bize mülteciliğin en net fotoğraflarını sunmaktadır.

Türlü imkânsızlıklar ve gayriinsani koşulların en çarpıcı sûretlerini sunan mülteci kampları, Siyonist vahşet ve işgalin kanıtı olarak hâlâ insanlığın suratına çarpılan hakikat tokatı olarak varlığını sürdürmektedir.

Can yakıcı bir gündem olarak mülteciliğin Filistin meselesi ve tarihiyle nasıl örneklendiğine de halkımız iyi odaklanmalıdır.

Emperyalizmin tutuşturduğu fitne ateşinin nasıl bir tarih yarattığını görmez, işgal ve sürgüne uğramış halklarla omuz omuza vermezsek haysiyetimiz, hâl-i hazırımız ve yakın geleceğimiz ağır bir yara alacaktır.

Kıymetli dostlar,

Filistin halkının yaşadığı felâket sadece belli bir halk ve coğrafyanın yaşadığı bir felâket değilse Filistin halkının Siyonist şebekeye karşı verdiği mücadele, yükselttiği intifada da belli bir halk ve coğrafya ile sınırlı bir mücadele değildir.

Şunu herkes bilmelidir ki İntifada, Siyonist şebekenin arkasındaki küresel hegemonyaya karşı bir isyan ve benzeri az bulunur topyekûn bir direniştir.

Filistin halkının, Kudüs’ün özgürlüğünün ümmetin, dolayısıyla da insanlığın, bütün bir yeryüzünün özgürlüğü olduğu iddiası içi boş bir iddia değildir.

Kudüs’ün özgürleşmesi demek Siyonizmin, dolayısıyla da onu besleyip büyüten, Ortadoğu’nun bağrına saplanmış bir hançer kılan emperyalizmin yenilmesi demektir!

Emperyalizmin yenilmesi de NEKBE’nin alt edilerek bütün mazlum ve mustazaf halkların özgürlüğe giden yollarının açılması demek olacaktır.

Arkadaşlar,

NEKBE’yi doğuran bütün şeytani kumpaslar, Siyonizm ve emperyalizmle yapılan işbirlikçilik ve ihanetler bu özgürleşme mücadelesini boğmak istiyor.

Bugün Ortadoğu ülkeleri Siyonist işgalci şebeke İsrail’le ilişkileri geliştirme yarışı içindedir. Bahreyn’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne Suudilerden Türkiye’ye uzanan bu işbirlikçi hat utanç tutumunu yaygınlaştırmakta, Siyonizm’in ve emperyalizmin yanında saf tutarak ümmete ihanet etmekte, Filistin davasını hançerlemekte, NEKBE’yi kalıcılaştırmaktadır!

Bütün bu işbirlikçi tutumlar olmasa işgalci, gâsıp İsrail bölgede yaslanabileceği bir dayanak bulabilecek midir?

AKP iktidarı, her yıl rekorlar kıran ticari münasebetleri kesmeyip Mavi Marmara davasını sümen altı ederek Filistin ve Kudüs davasını zaten alabildiğine istismar ettiğini göstermişti. Geçtiğimiz aylarda da Siyonist katil Herzog’u Türkiye’ye davet edip devlet töreniyle ağırlamak suretiyle de işbirlikçi tutumunu kanıtlamıştır.

Bizim hesaplaşmamız gereken nokta işte burasıdır. AKP iktidarı türlü vesilelerle NEKBE’yi İsrail’in milli günü olarak tebrik etmektedir. Türkiye’den İsrail zulmüne karşı çıkmak için ses verenlerin öncelikli olarak neye itiraz etmeleri gerektiği son derece açıktır.

Ey direnişten yana saf tutan bilinçler,

NEKBE’nin sona erdirilip geri dönüş sürecinin başlatılması zorlu mücadeleler gerektiriyor. Müslümanlar, bütün vicdanlı insanlar ve ezilen halklar Siyonizm’e ve onun hâmîsi emperyalizme karşı omuz omuza vermelidir.

Unutmayalım ki Siyonizm’e karşı kazanılacak zafer yeni bir dünyanın anahtarı olacaktır. Buna inancımız tamdır. Bu inançla Filistin halkının yükselttiği İntifada’yı küresel düzleme taşımak temel sorumluluğumuz olmalıdır.

Ahmet Yasinlere, Rantisilere, Abbas Musavilere eklenen hemşire Neccar, Fadi Ebu Salah ile gazeteci Şirin Ebu Akile ve daha nice adanmış yürek geri dönüş mücadelesinin şehitleri olarak Siyonist işgale karşı yükseltilen direnişin tüm dünyada dalgalanan sancaklarına dönüşmüşlerdir. Hepsini minnet ve rahmetle anıyoruz.

Filistinlilerin evlerini çalan, mahallelerini yağmalayan, zeytin ağaçlarını söken yerleşimci arsızlık ve hırsızlığına karşı koyan ve Şeyh Cerrah mahallesi ile sembolleşen direnişin yanında olup onun sesini çoğaltma sorumluluğumuz vardır.

Bu sorumluluğun bilincinde olarak NEKBE’yi ters yüz edip Siyonistlerin felâketine giden yolun taşlarını döşeyenlerle yan yana duracağız!

Selam olsun Siyonist zulme direnip dönüş umudunu büyütenlere!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına, Berke Kahraman)

 

AT THE ANNIVERSARY OF THE GREAT

CATASTROPHE, LET US STAND AGAINST ZIONIST OPPRESSION TO MAINTAIN THE RESISTANCE AND GROW THE HOPE OF RETURN!

Today is NAKBA, the Great Catastrophe!

We know and believe that this catastrophe is not only the catastrophe of the Palestinian people.

This is an intimidation given to all oppressed peoples, especially in the Middle East, through Zionism, which is under the protection of imperialism.

Therefore, the NAKBA of the Palestinian people is the NAKBA, is the “Great Catastrophe” of all oppressed peoples!

The history of the invader murderous Zionist network, which was established as an outpost under the protection of imperialism and was officially given independence on May 14, 1948, has been a history of exile and massacre since its beginning.

The very next day of May 14th, it is the NAKBA for the Palestinian people, and that day, in the absence of the Islamic Ummah, a great catastrophe has come upon them.

This murderous network, as terrorist gangs, was already killing the Palestinian people before the declaration of independence; they were driving people from their cities, towns and villages.

After the declaration of independence, the slaughter and exile of the Palestinian people accelerated, and one of the unique racist regimes that history has seen has flourished with the support of global powers.

Today, millions of Palestinians scattered around the world provide us with the clearest pictures of refugeeism.

Refugee camps, which present the most striking forms of impossibilities and inhumane conditions, still exist as a slap of truth in the face of humanity as evidence of Zionist brutality and occupation.

Our people should also focus on how refugeeism is exemplified by the Palestinian issue and history, as a painful agenda.

If we do not see what kind of history the fire of chaos ignited by imperialism has created, and if we do not stand shoulder to shoulder with the occupied and exiled peoples, our dignity, present and near future will suffer a severe wound.

If the catastrophe experienced by the Palestinian people is not only a catastrophe experienced by a certain people and geography, then, the struggle of the Palestinian people against the Zionist network and the intifada they raised are not a struggle limited to a certain people and geography.

Everyone should know that the Intifada is a rare all-out resistance, like a rebellion against the global hegemony behind the Zionist network.

The claim of the Palestinian people that the freedom of Quds is the freedom of the Ummah, and therefore the freedom of humanity, is not an empty claim.

The liberation of Quds means the defeat of Zionism, and therefore the defeat of imperialism, which feeds it and makes it a dagger stuck in the heart of the Middle East!

The defeat of imperialism will mean defeating the NAKBA and opening the roads to freedom for all oppressed peoples.

All the evil plots that gave birth to NAKBA, collaborations and betrayals with Zionism and imperialism want to strangle this liberation struggle.

Today, Middle Eastern countries are in a race to improve relations with the Zionist invading network Israel. This collaborative line, stretching from Bahrain to the United Arab Emirates, from the Saudis to Turkey, spreads the attitude of shame, betrays the ummah by siding with Zionism and imperialism, stabs the Palestinian cause, and perpetuates the NAKBA!

Without all these collaborative attitudes, will the occupying, usurping Israel find a foothold in the region?

The AKP government has shown that it has already exploited the Palestine and Quds cause to the fullest, by not breaking the record-breaking commercial relations every year, and by undermining the Mavi Marmara case. In the past months, it has proven its collaborative attitude by inviting the Zionist murderer Herzog to Turkey and hosting it with a state ceremony.

This is where we have to settle. The AKP government congratulates NAKBA on various occasions as Israel’s national day. It is very clear what those who give their voice to oppose Israeli oppression from Turkey should primarily object to.

Ending NAKBA and starting the return process will require hard struggles. Muslims, all people of conscience and oppressed peoples must stand shoulder to shoulder against Zionism and its patron imperialism.

Let’s not forget that the victory against Zionism will be the key to a new world. We have full faith in this. With this belief, it should be our main responsibility to carry the Intifada, raised by the Palestinian people, to the global level.

Nurse Al-Najjar, Fadi Abu Salah and journalist Shreen Abu Akleh, who were added to Ahmet Yasins, Rantisi, Abbas Musavi, and many more devoted hearts, as martyrs of the struggle for return, have become the banners of the resistance raised against the Zionist occupation all over the world. We remember them all with gratitude and mercy.

We have a responsibility to stand by the resistance that stands up to the arrogance and theft of the settlers who steal the Palestinians’ homes, loot their neighborhoods, uproot the olive trees, and that is symbolized by the Sheikh Cerrah neighborhood, and we have a responsibility to amplify its voice.

Being aware of this responsibility, we will stand side by side with those who turned the NAKBA upside down and paved the way for the catastrophe of Zionists!

Hail to those who resisted the Zionist persecution and raised their hopes of return!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(On behalf of the community, Melike Belkıs Örs)

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haberler

DTÖ’nün Açlığa Mahkûm Eden Serbest Ticaret Politikalarına Karşı Seferberlik Çağrısı

Yayınlanma:

-

13 – 15 Haziran 2022 tarihleri arasında DTÖ Bakanlar Konferansı Cenevre’de yapıldı. Küresel çiftçi örgütü La Via Campesina (Çiftçi Yolu) üyeleri konferansın yapıldığı tarihlerde bir araya gelerek DTÖ ve Serbest Ticaret Anlaşmalarına karşı Cenevre’de protesto etkinlikleri düzenlediler. La Via Campesina, DTÖ Bakanlar Konferansı öncesi, dünya çapında köylülüğü önemli ölçüde zayıflatan ve çok uluslu şirketlerin kaynakları gaspını amaçlayan neoliberal politikalara ve serbest ticaret dayatmasına karşı aşağıdaki çağrıyı yaptı.

 DTÖ Bakanlar Toplantısına Karşı Seferber Olma Çağrısı

Haziran 2022, Cenevre, İsviçre

Çeviri: İlkay ÖZ

1995 yılında DTÖ’nün kurulmasından bu yana La Via Campesina, köylülüğü yok eden ve dünya çapında yerel gıda sistemlerini istikrarsızlaştıran serbest ticaret politikalarını afişe etmektedir. Seattle’dan (1999) Cancun’a (2003), Hong Kong’dan (2005) Buenos Aires’e kadar (2017), büyük şirketlerin ve milyarderlerin çıkarlarına hizmet eden bir serbest ticaret düzeninin dayatılmasına karşı mücadele ettik. 10 Eylül 2003’te, Meksika’nın Cancun kentindeki DTÖ Bakanlar Toplantısına karşı düzenlenen bir protesto sırasında, Kore Köylüler Birliği’nden bir köylü Lee Kyung-Hae kendini bıçaklayarak hayatını feda etti. Bu trajik olay, DTÖ’nün ve ticaretin serbestleştirilmesinin dünya çapında milyonlarca köylünün yaşamı üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya çıkardı.

Seferberliklerimiz serbest ticaret müzakerelerinin engellenmesini mümkün kıldı. 2005 yılında Hong Kong’da gerçekleştirdiğimiz büyük seferberlikten sonra, 2001 yılında başlatılmış Doha Kalkınma Gündemi askıya alındı ve özellikle tarım alanında yeni bir büyük DTÖ anlaşması kabul edilmedi. Bununla birlikte, DTÖ ülkeleri daima pazarlarını çok uluslu şirketlere açmaya zorlayan ve köylü ekonomisi lehine olacak iddialı kamu politikalarının uygulanmasını engelleyen 1994 yılındaki Marakeş anlaşması temelinde kurulmuştu. Ayrıca ikili ve bölgesel serbest ticaret anlaşmaları çoğalmıştı.

Serbest ticaret politikaları köylülüğü yok ediyor!

Neoliberal politikalar ve serbest ticaret dayatması, dünya çapında köylülüğü önemli ölçüde zayıflattı. Bunlar ülkeleri ihracat ürünlerine öncelik vermeye ve kendi nüfuslarını beslemek için ithalata bağımlı olmaya zorlamaktadır. Köylülerin ve yerel toplulukların zararına olacak şekilde, çok uluslu şirketlerin kaynakları gaspını artırmaktadır. Bunlar monokültür işletmeleri, ormansızlaşmayı, aşırı toprak ve su kullanımını ve biyoçeşitliliğin azalmasını teşvik ederek iklim krizinin alevlenmesine katkıda bulunmaktadır.

Bugün, COVID-19 salgınıyla, küresel ısınmayla bağlantılı ekstrem olaylarla ve Ukrayna’da ve başka yerlerdeki savaşla birlikte, halkların gıda güvencesini uluslararası ticarete ve çok uluslu şirketlere bağımlı hale getirmenin suç olduğu açıktır. Buna son verilmeli. DTÖ tarımı terk etmeli. Gıda egemenliği, her ülkede ve uluslararası düzeyde tarım ve gıda politikalarının temeli olmalıdır.

DTÖ Bakanlar Konferansı 13-15 Haziran 2022 tarihleri ​​arasında Cenevre’de gerçekleştirilecek. DTÖ, eşitsizlik, açlık, aşırı yoksulluk, savaşlar ve benzersiz bir salgınla boğuşan bir dünyada geçerliliğini yeniden kazanmaya çalışıyor.

La Via Campesina, sivil toplumu bu örgütü afişe etmek ve halkların gıda egemenliğini savunmak için seferber olmaya çağırıyor. Kırsal bölgelerin sesini bakanlar toplantısının merkezine taşıyacak bir dizi halk seferberliği organize edebilmek için bu hafta Cenevre’de olacağız.

Gıda; yalnızca parası yetenlerin yiyebileceği, kuralsızlaştırılmış piyasanın kaprislerine ve fantezilerine tâbi olamaz!

La Via Campesina ayrıca tüm üyelerini ve müttefiklerini -10 ila 15 Haziran tarihleri ​​arasında- halka açık toplantılar, konferanslar, gösteriler, fuarlar düzenlemeye, açıklama ve basın bültenleri yayınlamaya ve serbest ticaret anlaşmalarıyla DTÖ politikalarının kent ve kırdaki küçük üreticiler üzerindeki etkisini ortaya koymaya çağırıyor.

Bizler, DTÖ ve Serbest Ticaret Anlaşmalarına Karşı Uluslararası Eylem Günü’nde bizim için yani köylüler, yerli halklar, tarım işçileri, göçmenler, balıkçılar ve çobanlar için tek kalıcı çözümün ve tarihsel olarak savunduğumuz tek çözümün DTÖ ve Serbest Ticaret Anlaşmalarının tarım hakkındaki herhangi bir tartışmanın dışında kalması olduğunu yineledik. Gıda, yalnızca parası yetenlerin yiyebileceği, kuralsızlaştırılmış piyasanın kaprislerine ve fantezilerine tabi olamaz.

BM İnsan Hakları Konseyi de Haziran sonunda Cenevre’de toplanacak. Bu, bütün dünyadaki köylü hareketleri açısından alternatif seçeneğin köylü haklarına dayanması gerektiğini doğrulamak ve Köylüler ve Kırsal Alanda Çalışan Diğer Kişilerin Hakları Bildirgesi’nin (UNDROP) uygulanması için gerekli yasal işlemleri talep etmek adına bir fırsat olacaktır.

Serbest ticaret açlığa mahkûm ediyor! DTÖ, tarlalarımızdan defol!

Kaynak: karasaban.net

Devamını Okuyun

Haberler

Açlık Sınırı 6.391, Yoksulluk Sınırı 20.818 Liraya Yükseldi

Yayınlanma:

-

TÜRK-İŞ Araştırmasının 2022 Haziran ayı sonucuna göre;

– Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 4.253 liralık mevcut asgari ücretin yarısı kadar üzerine çıkarak 6.391,17 TL’ye,

– Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) asgari ücretin yaklaşık 5 kat üzerinde bir seviye olan 20.818,14 TL’ye,

– Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 8.313,12 TL’ye yükseldi.

Bekâr çalışanların durumu raporda, “Bir kişiye neredeyse iki asgari ücret gerekiyor!” ifadesiyle değerlendirildi.

Araştırmaya göre gıda enflasyonu yıllık % 117 oldu.

Kaynak: turkis.org.tr

Devamını Okuyun

Haberler

Cihan Aktaş Roman Söyleşisi: Şair ve Gecekuşu

Yayınlanma:

-

Cihan Aktaş, beşinci romanı “Şair ve Gecekuşu” bağlamında bir söyleşi için AKADDER’in (Anadolu Kadın ve Aile Derneği) konuğuydu. Mustafa Zahid Ergün, Fatih’te İstanbul Kitap Kahve’de gerçekleşen söyleşiyle ilgili izlenimlerini Yeni Pencere için yazdı.

Programda, romanın yazım sürecinden, yazarın kahramanları nasıl tanıdığına, ipuçlarının peşinden titizlikle giderek ilmek ilmek dokuduğu metnin ince detaylarına kadar birçok konuya değinildi.

Yazar Cihan Aktaş, İran’da Türk Dili ve Edebiyatı dersi verirken ilk defa ismine rastlıyor şair Cevriye Banu’nun. Yolculukları sırasında “Atkaracalar”  ilçe tabelasını gördüğünde izleri daha detaylı sürmeye başlamasıyla önünde açılan kapılardan merakla giriyor.

Romanda sırayla anlatılan bir diğer hikâye de Nimet Gecekuşu’nun hikâyesi. O da bir akrabasının büyüklerinden, yaşadıklarıyla ilgi çekici bir hayatın “yazılsa roman olur” dediği anlatısı. Birbirleriyle görüşmeleri mümkün olmayan zaman dilimlerinde yaşasalar da ince göndermeler ve tevafuklarla gıyaben tanışıyorlar.

Söyleşi sırasında kitabın dertlerinden biri olan ‘yanlış anlaşılma’ üzerinde çokça duruldu. Cevriye Banu’nun sırf bu yüzden divanını ateşlere vermesi söylense bu bahiste yeterlidir.

Bir Anadolu romanı yazmak istediğini ve bu kitapla bunu başardığını düşündüğünü aktaran Cihan Aktaş’ın altıncı romanı da uzun süredir zihni altyapısını hazırladığı ve bunun için uzun süreli seyahatler yaptığı Afrika romanı olacak. 28 yaşında ve eşinden boşanalı bir sene olmuş erkek kahramanın Kamerun’daki ablasının yanına rehabilitasyon amacıyla gitmesi bağlamında gelişen olayları anlatan romanı şimdiden merak konusu.

Devamını Okuyun

GÜNDEM