Connect with us

Haberler

İstanbul Fatih’te Nekbe Eylemi (Video)

Yayınlanma:

-

Nekbe’nin Yıldönümünde

Geri Dönüş Umuduyla Direnişten Yana!

TOKAD, Eğitim İlke-Sen, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen İstanbul Fatih’te NEKBE Günü dolayısıyla bir eylem gerçekleştirdi.

Eylemin başında konuşan Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs, Siyonist işgal rejimine ve onun destekçisi küresel emperyalizme karşı her zaman ve her platformda mücadele vereceklerini söyledi.

Eylem boyunca “Katil İsrail Filistin’den Defol, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Siyonistler Yenilecek Direnen Filistin Kazanacak, Kahrolsun İsrail Kahrolsun Amerika, Filistin Halkı Yalnız Değildir, Kudüs’e Selam Direnişe Devam, Yaşasın Küresel İntifada, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Siyonizme Karşı Omuz Omuza, Filistin’de Düşene Dövüşene Bin Selam, Siyonist Hırsızlar Hesap Verecek, Nekbe Bitecek Filistin Dönecek” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Direniş önderlerinin ve hemşire Neccar, Fadi Ebu Salah ile gazeteci Şirin Ebu Akile’nin anıldığı metnin Türkçesini Berke Kahraman, İngilizcesini Melike Belkıs Örs okudu.

Eylemde okunan Türkçe ve İngilizce metinler şu şekilde:

NEKBE’NİN (BÜYÜK FELÂKET)

YIL DÖNÜMÜNDE

DİRENİŞTEN YANA SAF TUTMAK VE

DÖNÜŞ UMUDUNU BÜYÜTMEK İÇİN

SİYONİST ZULMÜN KARŞISINA DİKİLELİM!

Bugün NEKBE, yani Büyük Felâket!

Biliyor ve öyle inanıyoruz ki bu felâket, sadece Filistin halkının felâketi değildir.

Bu, emperyalizmin koruması altındaki Siyonizm aracılığıyla başta Ortadoğu olmak üzere bütün mazlum ve mustazaf halklara verilen bir gözdağıdır.

Dolayısıyla Filistin halkının NEKBE’si bütün mazlum halkların NEKBE’si, “Büyük Felâketi”dir!

Arkadaşlar,

Emperyalizmin korumasında bir ileri karakol olarak kurulan ve resmi olarak 14 Mayıs 1948’de bağımsızlık verilen işgalci katil Siyonist şebekenin tarihi, başlangıcından bugüne sürgün ve katliam tarihi olmuştur.

14 Mayıs’ın hemen ertesi Filistin halkı için NEKBE’dir, İslam ümmetinin yokluğunda büyük bir felaketin gelip başlarına çöreklenmesidir.

Bu katil şebeke, bağımsızlık ilanından önce terör çeteleri olarak Filistin halkını zaten katletmekte; insanları şehir, kasaba ve köylerinden sürmekteydiler.

Bağımsızlık ilanından sonra Filistin halkına dönük kıyım ve sürgün hızlanmış, tarihin gördüğü eşsiz ırkçı rejimlerden biri küresel güçlerin desteğiyle boy verip serpilmiştir.

Bugün dünyanın dört bir yanına yayılmış milyonlarca Filistinli, bize mülteciliğin en net fotoğraflarını sunmaktadır.

Türlü imkânsızlıklar ve gayriinsani koşulların en çarpıcı sûretlerini sunan mülteci kampları, Siyonist vahşet ve işgalin kanıtı olarak hâlâ insanlığın suratına çarpılan hakikat tokatı olarak varlığını sürdürmektedir.

Can yakıcı bir gündem olarak mülteciliğin Filistin meselesi ve tarihiyle nasıl örneklendiğine de halkımız iyi odaklanmalıdır.

Emperyalizmin tutuşturduğu fitne ateşinin nasıl bir tarih yarattığını görmez, işgal ve sürgüne uğramış halklarla omuz omuza vermezsek haysiyetimiz, hâl-i hazırımız ve yakın geleceğimiz ağır bir yara alacaktır.

Kıymetli dostlar,

Filistin halkının yaşadığı felâket sadece belli bir halk ve coğrafyanın yaşadığı bir felâket değilse Filistin halkının Siyonist şebekeye karşı verdiği mücadele, yükselttiği intifada da belli bir halk ve coğrafya ile sınırlı bir mücadele değildir.

Şunu herkes bilmelidir ki İntifada, Siyonist şebekenin arkasındaki küresel hegemonyaya karşı bir isyan ve benzeri az bulunur topyekûn bir direniştir.

Filistin halkının, Kudüs’ün özgürlüğünün ümmetin, dolayısıyla da insanlığın, bütün bir yeryüzünün özgürlüğü olduğu iddiası içi boş bir iddia değildir.

Kudüs’ün özgürleşmesi demek Siyonizmin, dolayısıyla da onu besleyip büyüten, Ortadoğu’nun bağrına saplanmış bir hançer kılan emperyalizmin yenilmesi demektir!

Emperyalizmin yenilmesi de NEKBE’nin alt edilerek bütün mazlum ve mustazaf halkların özgürlüğe giden yollarının açılması demek olacaktır.

Arkadaşlar,

NEKBE’yi doğuran bütün şeytani kumpaslar, Siyonizm ve emperyalizmle yapılan işbirlikçilik ve ihanetler bu özgürleşme mücadelesini boğmak istiyor.

Bugün Ortadoğu ülkeleri Siyonist işgalci şebeke İsrail’le ilişkileri geliştirme yarışı içindedir. Bahreyn’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne Suudilerden Türkiye’ye uzanan bu işbirlikçi hat utanç tutumunu yaygınlaştırmakta, Siyonizm’in ve emperyalizmin yanında saf tutarak ümmete ihanet etmekte, Filistin davasını hançerlemekte, NEKBE’yi kalıcılaştırmaktadır!

Bütün bu işbirlikçi tutumlar olmasa işgalci, gâsıp İsrail bölgede yaslanabileceği bir dayanak bulabilecek midir?

AKP iktidarı, her yıl rekorlar kıran ticari münasebetleri kesmeyip Mavi Marmara davasını sümen altı ederek Filistin ve Kudüs davasını zaten alabildiğine istismar ettiğini göstermişti. Geçtiğimiz aylarda da Siyonist katil Herzog’u Türkiye’ye davet edip devlet töreniyle ağırlamak suretiyle de işbirlikçi tutumunu kanıtlamıştır.

Bizim hesaplaşmamız gereken nokta işte burasıdır. AKP iktidarı türlü vesilelerle NEKBE’yi İsrail’in milli günü olarak tebrik etmektedir. Türkiye’den İsrail zulmüne karşı çıkmak için ses verenlerin öncelikli olarak neye itiraz etmeleri gerektiği son derece açıktır.

Ey direnişten yana saf tutan bilinçler,

NEKBE’nin sona erdirilip geri dönüş sürecinin başlatılması zorlu mücadeleler gerektiriyor. Müslümanlar, bütün vicdanlı insanlar ve ezilen halklar Siyonizm’e ve onun hâmîsi emperyalizme karşı omuz omuza vermelidir.

Unutmayalım ki Siyonizm’e karşı kazanılacak zafer yeni bir dünyanın anahtarı olacaktır. Buna inancımız tamdır. Bu inançla Filistin halkının yükselttiği İntifada’yı küresel düzleme taşımak temel sorumluluğumuz olmalıdır.

Ahmet Yasinlere, Rantisilere, Abbas Musavilere eklenen hemşire Neccar, Fadi Ebu Salah ile gazeteci Şirin Ebu Akile ve daha nice adanmış yürek geri dönüş mücadelesinin şehitleri olarak Siyonist işgale karşı yükseltilen direnişin tüm dünyada dalgalanan sancaklarına dönüşmüşlerdir. Hepsini minnet ve rahmetle anıyoruz.

Filistinlilerin evlerini çalan, mahallelerini yağmalayan, zeytin ağaçlarını söken yerleşimci arsızlık ve hırsızlığına karşı koyan ve Şeyh Cerrah mahallesi ile sembolleşen direnişin yanında olup onun sesini çoğaltma sorumluluğumuz vardır.

Bu sorumluluğun bilincinde olarak NEKBE’yi ters yüz edip Siyonistlerin felâketine giden yolun taşlarını döşeyenlerle yan yana duracağız!

Selam olsun Siyonist zulme direnip dönüş umudunu büyütenlere!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına, Berke Kahraman)

 

AT THE ANNIVERSARY OF THE GREAT

CATASTROPHE, LET US STAND AGAINST ZIONIST OPPRESSION TO MAINTAIN THE RESISTANCE AND GROW THE HOPE OF RETURN!

Today is NAKBA, the Great Catastrophe!

We know and believe that this catastrophe is not only the catastrophe of the Palestinian people.

This is an intimidation given to all oppressed peoples, especially in the Middle East, through Zionism, which is under the protection of imperialism.

Therefore, the NAKBA of the Palestinian people is the NAKBA, is the “Great Catastrophe” of all oppressed peoples!

The history of the invader murderous Zionist network, which was established as an outpost under the protection of imperialism and was officially given independence on May 14, 1948, has been a history of exile and massacre since its beginning.

The very next day of May 14th, it is the NAKBA for the Palestinian people, and that day, in the absence of the Islamic Ummah, a great catastrophe has come upon them.

This murderous network, as terrorist gangs, was already killing the Palestinian people before the declaration of independence; they were driving people from their cities, towns and villages.

After the declaration of independence, the slaughter and exile of the Palestinian people accelerated, and one of the unique racist regimes that history has seen has flourished with the support of global powers.

Today, millions of Palestinians scattered around the world provide us with the clearest pictures of refugeeism.

Refugee camps, which present the most striking forms of impossibilities and inhumane conditions, still exist as a slap of truth in the face of humanity as evidence of Zionist brutality and occupation.

Our people should also focus on how refugeeism is exemplified by the Palestinian issue and history, as a painful agenda.

If we do not see what kind of history the fire of chaos ignited by imperialism has created, and if we do not stand shoulder to shoulder with the occupied and exiled peoples, our dignity, present and near future will suffer a severe wound.

If the catastrophe experienced by the Palestinian people is not only a catastrophe experienced by a certain people and geography, then, the struggle of the Palestinian people against the Zionist network and the intifada they raised are not a struggle limited to a certain people and geography.

Everyone should know that the Intifada is a rare all-out resistance, like a rebellion against the global hegemony behind the Zionist network.

The claim of the Palestinian people that the freedom of Quds is the freedom of the Ummah, and therefore the freedom of humanity, is not an empty claim.

The liberation of Quds means the defeat of Zionism, and therefore the defeat of imperialism, which feeds it and makes it a dagger stuck in the heart of the Middle East!

The defeat of imperialism will mean defeating the NAKBA and opening the roads to freedom for all oppressed peoples.

All the evil plots that gave birth to NAKBA, collaborations and betrayals with Zionism and imperialism want to strangle this liberation struggle.

Today, Middle Eastern countries are in a race to improve relations with the Zionist invading network Israel. This collaborative line, stretching from Bahrain to the United Arab Emirates, from the Saudis to Turkey, spreads the attitude of shame, betrays the ummah by siding with Zionism and imperialism, stabs the Palestinian cause, and perpetuates the NAKBA!

Without all these collaborative attitudes, will the occupying, usurping Israel find a foothold in the region?

The AKP government has shown that it has already exploited the Palestine and Quds cause to the fullest, by not breaking the record-breaking commercial relations every year, and by undermining the Mavi Marmara case. In the past months, it has proven its collaborative attitude by inviting the Zionist murderer Herzog to Turkey and hosting it with a state ceremony.

This is where we have to settle. The AKP government congratulates NAKBA on various occasions as Israel’s national day. It is very clear what those who give their voice to oppose Israeli oppression from Turkey should primarily object to.

Ending NAKBA and starting the return process will require hard struggles. Muslims, all people of conscience and oppressed peoples must stand shoulder to shoulder against Zionism and its patron imperialism.

Let’s not forget that the victory against Zionism will be the key to a new world. We have full faith in this. With this belief, it should be our main responsibility to carry the Intifada, raised by the Palestinian people, to the global level.

Nurse Al-Najjar, Fadi Abu Salah and journalist Shreen Abu Akleh, who were added to Ahmet Yasins, Rantisi, Abbas Musavi, and many more devoted hearts, as martyrs of the struggle for return, have become the banners of the resistance raised against the Zionist occupation all over the world. We remember them all with gratitude and mercy.

We have a responsibility to stand by the resistance that stands up to the arrogance and theft of the settlers who steal the Palestinians’ homes, loot their neighborhoods, uproot the olive trees, and that is symbolized by the Sheikh Cerrah neighborhood, and we have a responsibility to amplify its voice.

Being aware of this responsibility, we will stand side by side with those who turned the NAKBA upside down and paved the way for the catastrophe of Zionists!

Hail to those who resisted the Zionist persecution and raised their hopes of return!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(On behalf of the community, Melike Belkıs Örs)

Haberler

Aksâ Tûfânı’nın Yıl Dönümünde İstanbul’daki Yürüyüşten Tam Ambargo Çağrısı

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), her yıl dönümünde yaptığı gibi üçüncü yılını dolduran Aksâ Tûfânı için üçüncü büyük yürüyüşünü yaptı. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünden “Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor! Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!” yazılı pankart ve sloganlarla Dolmabahçe’ye kadar süren yürüyüşe binlerce kişi katıldı.

Yürüyüşün sonunda Arapça ve İngilizcesi de okunan açıklamanın tam metni ise şu şekilde:

Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor!

Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!

Değerli basın emekçileri,

Bugün, 7 Ekim 2023 tarihinde Filistin direniş örgütleri tarafından gerçekleştirilen haklı ve meşru bir askerî operasyonun, El Aksa Tûfânı’nın 3. yıldönümü vesilesi ile bu eylemi düzenliyoruz. Amacımız Filistin direnişinin mücadelesini selamlamak, sonrasında Siyonist İsrail tarafından başlatılan soykırımı kınamak ve sorumlularını halkımıza tekrar hatırlatmaktır.

7 Ekim sabahına geldiğimizde, henüz Netanyahu meşhur “Filistinsiz” dünya haritasını BM kürsüsünde sallayalı bir ay kadar olmuştu. Gazze ablukası dayanılmaz bir hal almış ve Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimlerin genişlemesi son derece hızlanmıştı. Türkiye ve Siyonist devlet arasında en üst düzeyde görüşmelerle yeni bir normalleşmenin sinyalleri verilmişti ve Suudî Arabistan’ın da İsrail ile normalleşme yoluna gireceği haberleri iyiden iyiye duyulmaktaydı. İşte böyle bir zamanda, Filistin direniş örgütleri bir saldırıyla Siyonist düşmanı (ve Filistin’in sözde dostlarını) gafil avladı.

Filistinliler, böyle bir askerî harekâtı planlarken, Filistin davasının geldiği bu karanlık noktaya ve haklarının geri dönüşsüz olarak gasp edilmesine varacak bir sürece yanıt vermekteydi. Emperyalistler, İsrail Siyonizm’i, işbirlikçiler, İsrail ile çelişki yaşadığını iddia edip emperyalist-Siyonist ittifaka gönüllü asker olarak yazılan AKP iktidarı ve Katar gibileri, hepsi birden Batı Asya’da emperyalizmin rakipsiz kalacağı bir sözde yeni Ortadoğu’nun parçaları olacak, Filistin halkının geri dönüş hakkı bu arada çöpe atılacaktı. El Aksa Tûfanı, yok edilmeye çalışılan bir halkın kaçınılmaz tepkisiydi ve bu plana ciddi bir darbe indirdi. Yaşasın Filistin direnişi, yaşasın intifada ruhu, yaşasın El Aksa Tûfanı!

Filistinliler, tûfanı, en azından dost bildikleri ülkelerin ayağa kalkacağı, yaptırımlarla, ambargolarla İsrail’i zorlayacakları bir sürecin izleyeceğini umdular. Ama Direniş Ekseni güçleri bir tarafa bırakılırsa, ülkemizdeki hükümet başta olmak üzere hiçbir güç İsrail’e gerçek bir karşılık vermedi. Böylelikle Filistinli direniş örgütlerinin haklı ve meşru eylemini, İsrail’in iki yıl süren ve yüz binden fazla Filistinli’nin katli ile sonuçlanan Siyonist soykırımı izledi.

Eylül 2026 itibarıyla Gazze Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiği soykırım sürecinde katledilen toplam Filistinli sayısı 73 bini aşmış durumda. Enkaz altında olduğu düşünülen kayıplarla birlikte bu sayı 100 binin üzerinde tahmin ediliyor. Gazze’nin eğitim altyapısının yaklaşık %98’i zarar görmüş veya yıkılmış durumda. Eylül 2026’da bile yaygın yıkım, barınma sorunu, yardım girişindeki kısıtlamalar ve devam eden saldırılar ciddi bir insanî kriz potansiyeli yaratmaktadır.

İsrail ve ABD sadece Filistin’e değil, Filistin’in fiilen yanında yer alan tüm güçlere saldırmıştır. Nisan 2024’te İran’ın Suriye’deki diplomatik yerleşkesine saldırmış, 2025 Haziran’ında İran’a yönelik saldırılarını 12 Gün Savaşı ile bir üst alamaya taşımış ve nihayetinde 28 Şubat 2026’da İran’a topyekûn saldırıya geçmişlerdir. Yine Filistin’e destek olan Yemen ve Lübnan da İsrail tarafından sıklıkla hedef alınmıştır.

Siyonist soykırım kâğıt üzerinde bir ateşkes ile sona ermiş görünmektedir. Oysa Gazze halkına karşı galip gelemeyen, direniş örgütlerini yok edemeyen İsrail, sözde bir “barış kurulunun” varlığına ve gözlemci ülkelere rağmen saldırılarına rahatlıkla devam etmektedir. Ateşkesten bu yana süren saldırılarda 1500 kadar Filistinli katledilmiştir. Gazze’deki Filistinliler halen muhasara altındadır. Üstelik Batı Şeria’da da yerleşimci saldırıları ve Filistinlilerin yerlerinden edilmesi artmış durumdadır. 2026’nın başından bu yana 1.600’den fazla yerleşimci saldırısı kaydedilmiştir. Önümüzdeki ay yapılacak İsrail seçimlerine yaklaştıkça bu sayı artabilir.

Tüm bunlar olurken, bu topraklarda Filistin halkının sesine halkımız ses vermiş, ama halkımızın bu hassasiyeti iktidar ve onun aparatları tarafından manipüle edilmek istenmiştir. Filistinlilerin İsrail’e yönelik boykot, yaptırımlar ve ambargo çağrıları duymazdan gelinmiş, ticaret bypass edilmesi çok kolay olacak şekilde sadece kâğıt üzerinde yasaklanmış, iç politikaya hizmet eden yürüyüşler düzenlenmekle yetinilmiş, hükümet tarafından İsrail’e yönelik dişe dokunur hiçbir adım atılmamıştır. Çok parlatılan İsrail’e ticaretin yasaklanmasına dair düzenleme, malların varış ülkesinin kâğıt üzerinde Filistin olarak gösterilmesiyle veya Filistin dışında üçüncü bir ülkenin aracı kılınmasıyla rahatlıkla aşılabilmektedir.

Aksine, limanlardan İsrail’e mal akışı sürmüş, Azerbaycan petrolü bu topraklardan soykırım boyunca İsrail’e akmaya devam etmiş, Kürecik ve İncirlik üsleri İsrail’e çalışmıştır. Aynı hükümet, içinde Filistin halkının katillerini de barındıran, bir bütün olarak İsrail’in çıkarlarına hizmet eden NATO adlı terör örgütünü geçtiğimiz yaz aylarında Ankara’da ağırlamış, emperyalizme biat tazelemiş ve Filistin halkının dostu halkımızın yaşadığı mahalleleri dev panolarla gizleyerek, onlarca insanı NATO’yu rahatsız etmesinler diye tutuklayarak halkımıza büyük bir utanç yaşatmıştır.

Son olarak iktidarın Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı, fakat TBMM’ye getirmekten kaçındığı anlaşmanın da iktidar kanallarında propagandasının yapıldığı gibi İsrail’e değil, İsrail’in düşmanlarına karşı yapıldığını görüyoruz. Bu ittifakın üyelerinin emperyalizmle hiçbir çelişkisi olmadığı gibi, İsrail ile de temel, çözülemez bir çelişkisi olmadığını biliyoruz. Trump’ın aferinini alan bu ittifakın ilk hedefinin de muhtemelen Yemen gibi Filistin’in yanında yer alan bölge ülkeleri olacak olmasına şaşırmıyoruz.

Bugün Filistin’in yanında olmak demek NATO’dan çıkmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek emperyalist üsleri kapatmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek İsrail’e bir tam ambargo uygulamak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek Filistin direnişinin silahsızlandırma planlarına karşı çıkmak, ateşkesi ihlal eden İsrail’e baskı yapmak yerine Filistin’e silahsızlanması için baskı yapmaktan vazgeçmek, Trump’ın kurduğu sözde barış kurulundan çıkmak demektir.

Filistin eylem Komitesi olarak, Filistin halkının onurlu direnişini bir kez daha selamlıyoruz. Bu topraklarda iktidarın fiilen İsrail ve emperyalizmin yanında olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. İsrail’e derhal tam ambargo başlatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz. Emperyalizm ve Siyonizm’e hizmet eden bütün askeri üslerin derhal kapatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz.

Yaşasın Filistin!

Kahrolsun emperyalizm!

Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!

Filistin Eylem Komitesi (FEK)

Haber: YeniPencere

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x