Connect with us

Haberler

İstanbul Fatih’te Nekbe Eylemi (Video)

Yayınlanma:

-

Nekbe’nin Yıldönümünde

Geri Dönüş Umuduyla Direnişten Yana!

TOKAD, Eğitim İlke-Sen, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen İstanbul Fatih’te NEKBE Günü dolayısıyla bir eylem gerçekleştirdi.

Eylemin başında konuşan Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs, Siyonist işgal rejimine ve onun destekçisi küresel emperyalizme karşı her zaman ve her platformda mücadele vereceklerini söyledi.

Eylem boyunca “Katil İsrail Filistin’den Defol, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Siyonistler Yenilecek Direnen Filistin Kazanacak, Kahrolsun İsrail Kahrolsun Amerika, Filistin Halkı Yalnız Değildir, Kudüs’e Selam Direnişe Devam, Yaşasın Küresel İntifada, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Siyonizme Karşı Omuz Omuza, Filistin’de Düşene Dövüşene Bin Selam, Siyonist Hırsızlar Hesap Verecek, Nekbe Bitecek Filistin Dönecek” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Direniş önderlerinin ve hemşire Neccar, Fadi Ebu Salah ile gazeteci Şirin Ebu Akile’nin anıldığı metnin Türkçesini Berke Kahraman, İngilizcesini Melike Belkıs Örs okudu.

Eylemde okunan Türkçe ve İngilizce metinler şu şekilde:

NEKBE’NİN (BÜYÜK FELÂKET)

YIL DÖNÜMÜNDE

DİRENİŞTEN YANA SAF TUTMAK VE

DÖNÜŞ UMUDUNU BÜYÜTMEK İÇİN

SİYONİST ZULMÜN KARŞISINA DİKİLELİM!

Bugün NEKBE, yani Büyük Felâket!

Biliyor ve öyle inanıyoruz ki bu felâket, sadece Filistin halkının felâketi değildir.

Bu, emperyalizmin koruması altındaki Siyonizm aracılığıyla başta Ortadoğu olmak üzere bütün mazlum ve mustazaf halklara verilen bir gözdağıdır.

Dolayısıyla Filistin halkının NEKBE’si bütün mazlum halkların NEKBE’si, “Büyük Felâketi”dir!

Arkadaşlar,

Emperyalizmin korumasında bir ileri karakol olarak kurulan ve resmi olarak 14 Mayıs 1948’de bağımsızlık verilen işgalci katil Siyonist şebekenin tarihi, başlangıcından bugüne sürgün ve katliam tarihi olmuştur.

14 Mayıs’ın hemen ertesi Filistin halkı için NEKBE’dir, İslam ümmetinin yokluğunda büyük bir felaketin gelip başlarına çöreklenmesidir.

Bu katil şebeke, bağımsızlık ilanından önce terör çeteleri olarak Filistin halkını zaten katletmekte; insanları şehir, kasaba ve köylerinden sürmekteydiler.

Bağımsızlık ilanından sonra Filistin halkına dönük kıyım ve sürgün hızlanmış, tarihin gördüğü eşsiz ırkçı rejimlerden biri küresel güçlerin desteğiyle boy verip serpilmiştir.

Bugün dünyanın dört bir yanına yayılmış milyonlarca Filistinli, bize mülteciliğin en net fotoğraflarını sunmaktadır.

Türlü imkânsızlıklar ve gayriinsani koşulların en çarpıcı sûretlerini sunan mülteci kampları, Siyonist vahşet ve işgalin kanıtı olarak hâlâ insanlığın suratına çarpılan hakikat tokatı olarak varlığını sürdürmektedir.

Can yakıcı bir gündem olarak mülteciliğin Filistin meselesi ve tarihiyle nasıl örneklendiğine de halkımız iyi odaklanmalıdır.

Emperyalizmin tutuşturduğu fitne ateşinin nasıl bir tarih yarattığını görmez, işgal ve sürgüne uğramış halklarla omuz omuza vermezsek haysiyetimiz, hâl-i hazırımız ve yakın geleceğimiz ağır bir yara alacaktır.

Kıymetli dostlar,

Filistin halkının yaşadığı felâket sadece belli bir halk ve coğrafyanın yaşadığı bir felâket değilse Filistin halkının Siyonist şebekeye karşı verdiği mücadele, yükselttiği intifada da belli bir halk ve coğrafya ile sınırlı bir mücadele değildir.

Şunu herkes bilmelidir ki İntifada, Siyonist şebekenin arkasındaki küresel hegemonyaya karşı bir isyan ve benzeri az bulunur topyekûn bir direniştir.

Filistin halkının, Kudüs’ün özgürlüğünün ümmetin, dolayısıyla da insanlığın, bütün bir yeryüzünün özgürlüğü olduğu iddiası içi boş bir iddia değildir.

Kudüs’ün özgürleşmesi demek Siyonizmin, dolayısıyla da onu besleyip büyüten, Ortadoğu’nun bağrına saplanmış bir hançer kılan emperyalizmin yenilmesi demektir!

Emperyalizmin yenilmesi de NEKBE’nin alt edilerek bütün mazlum ve mustazaf halkların özgürlüğe giden yollarının açılması demek olacaktır.

Arkadaşlar,

NEKBE’yi doğuran bütün şeytani kumpaslar, Siyonizm ve emperyalizmle yapılan işbirlikçilik ve ihanetler bu özgürleşme mücadelesini boğmak istiyor.

Bugün Ortadoğu ülkeleri Siyonist işgalci şebeke İsrail’le ilişkileri geliştirme yarışı içindedir. Bahreyn’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne Suudilerden Türkiye’ye uzanan bu işbirlikçi hat utanç tutumunu yaygınlaştırmakta, Siyonizm’in ve emperyalizmin yanında saf tutarak ümmete ihanet etmekte, Filistin davasını hançerlemekte, NEKBE’yi kalıcılaştırmaktadır!

Bütün bu işbirlikçi tutumlar olmasa işgalci, gâsıp İsrail bölgede yaslanabileceği bir dayanak bulabilecek midir?

AKP iktidarı, her yıl rekorlar kıran ticari münasebetleri kesmeyip Mavi Marmara davasını sümen altı ederek Filistin ve Kudüs davasını zaten alabildiğine istismar ettiğini göstermişti. Geçtiğimiz aylarda da Siyonist katil Herzog’u Türkiye’ye davet edip devlet töreniyle ağırlamak suretiyle de işbirlikçi tutumunu kanıtlamıştır.

Bizim hesaplaşmamız gereken nokta işte burasıdır. AKP iktidarı türlü vesilelerle NEKBE’yi İsrail’in milli günü olarak tebrik etmektedir. Türkiye’den İsrail zulmüne karşı çıkmak için ses verenlerin öncelikli olarak neye itiraz etmeleri gerektiği son derece açıktır.

Ey direnişten yana saf tutan bilinçler,

NEKBE’nin sona erdirilip geri dönüş sürecinin başlatılması zorlu mücadeleler gerektiriyor. Müslümanlar, bütün vicdanlı insanlar ve ezilen halklar Siyonizm’e ve onun hâmîsi emperyalizme karşı omuz omuza vermelidir.

Unutmayalım ki Siyonizm’e karşı kazanılacak zafer yeni bir dünyanın anahtarı olacaktır. Buna inancımız tamdır. Bu inançla Filistin halkının yükselttiği İntifada’yı küresel düzleme taşımak temel sorumluluğumuz olmalıdır.

Ahmet Yasinlere, Rantisilere, Abbas Musavilere eklenen hemşire Neccar, Fadi Ebu Salah ile gazeteci Şirin Ebu Akile ve daha nice adanmış yürek geri dönüş mücadelesinin şehitleri olarak Siyonist işgale karşı yükseltilen direnişin tüm dünyada dalgalanan sancaklarına dönüşmüşlerdir. Hepsini minnet ve rahmetle anıyoruz.

Filistinlilerin evlerini çalan, mahallelerini yağmalayan, zeytin ağaçlarını söken yerleşimci arsızlık ve hırsızlığına karşı koyan ve Şeyh Cerrah mahallesi ile sembolleşen direnişin yanında olup onun sesini çoğaltma sorumluluğumuz vardır.

Bu sorumluluğun bilincinde olarak NEKBE’yi ters yüz edip Siyonistlerin felâketine giden yolun taşlarını döşeyenlerle yan yana duracağız!

Selam olsun Siyonist zulme direnip dönüş umudunu büyütenlere!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına, Berke Kahraman)

 

AT THE ANNIVERSARY OF THE GREAT

CATASTROPHE, LET US STAND AGAINST ZIONIST OPPRESSION TO MAINTAIN THE RESISTANCE AND GROW THE HOPE OF RETURN!

Today is NAKBA, the Great Catastrophe!

We know and believe that this catastrophe is not only the catastrophe of the Palestinian people.

This is an intimidation given to all oppressed peoples, especially in the Middle East, through Zionism, which is under the protection of imperialism.

Therefore, the NAKBA of the Palestinian people is the NAKBA, is the “Great Catastrophe” of all oppressed peoples!

The history of the invader murderous Zionist network, which was established as an outpost under the protection of imperialism and was officially given independence on May 14, 1948, has been a history of exile and massacre since its beginning.

The very next day of May 14th, it is the NAKBA for the Palestinian people, and that day, in the absence of the Islamic Ummah, a great catastrophe has come upon them.

This murderous network, as terrorist gangs, was already killing the Palestinian people before the declaration of independence; they were driving people from their cities, towns and villages.

After the declaration of independence, the slaughter and exile of the Palestinian people accelerated, and one of the unique racist regimes that history has seen has flourished with the support of global powers.

Today, millions of Palestinians scattered around the world provide us with the clearest pictures of refugeeism.

Refugee camps, which present the most striking forms of impossibilities and inhumane conditions, still exist as a slap of truth in the face of humanity as evidence of Zionist brutality and occupation.

Our people should also focus on how refugeeism is exemplified by the Palestinian issue and history, as a painful agenda.

If we do not see what kind of history the fire of chaos ignited by imperialism has created, and if we do not stand shoulder to shoulder with the occupied and exiled peoples, our dignity, present and near future will suffer a severe wound.

If the catastrophe experienced by the Palestinian people is not only a catastrophe experienced by a certain people and geography, then, the struggle of the Palestinian people against the Zionist network and the intifada they raised are not a struggle limited to a certain people and geography.

Everyone should know that the Intifada is a rare all-out resistance, like a rebellion against the global hegemony behind the Zionist network.

The claim of the Palestinian people that the freedom of Quds is the freedom of the Ummah, and therefore the freedom of humanity, is not an empty claim.

The liberation of Quds means the defeat of Zionism, and therefore the defeat of imperialism, which feeds it and makes it a dagger stuck in the heart of the Middle East!

The defeat of imperialism will mean defeating the NAKBA and opening the roads to freedom for all oppressed peoples.

All the evil plots that gave birth to NAKBA, collaborations and betrayals with Zionism and imperialism want to strangle this liberation struggle.

Today, Middle Eastern countries are in a race to improve relations with the Zionist invading network Israel. This collaborative line, stretching from Bahrain to the United Arab Emirates, from the Saudis to Turkey, spreads the attitude of shame, betrays the ummah by siding with Zionism and imperialism, stabs the Palestinian cause, and perpetuates the NAKBA!

Without all these collaborative attitudes, will the occupying, usurping Israel find a foothold in the region?

The AKP government has shown that it has already exploited the Palestine and Quds cause to the fullest, by not breaking the record-breaking commercial relations every year, and by undermining the Mavi Marmara case. In the past months, it has proven its collaborative attitude by inviting the Zionist murderer Herzog to Turkey and hosting it with a state ceremony.

This is where we have to settle. The AKP government congratulates NAKBA on various occasions as Israel’s national day. It is very clear what those who give their voice to oppose Israeli oppression from Turkey should primarily object to.

Ending NAKBA and starting the return process will require hard struggles. Muslims, all people of conscience and oppressed peoples must stand shoulder to shoulder against Zionism and its patron imperialism.

Let’s not forget that the victory against Zionism will be the key to a new world. We have full faith in this. With this belief, it should be our main responsibility to carry the Intifada, raised by the Palestinian people, to the global level.

Nurse Al-Najjar, Fadi Abu Salah and journalist Shreen Abu Akleh, who were added to Ahmet Yasins, Rantisi, Abbas Musavi, and many more devoted hearts, as martyrs of the struggle for return, have become the banners of the resistance raised against the Zionist occupation all over the world. We remember them all with gratitude and mercy.

We have a responsibility to stand by the resistance that stands up to the arrogance and theft of the settlers who steal the Palestinians’ homes, loot their neighborhoods, uproot the olive trees, and that is symbolized by the Sheikh Cerrah neighborhood, and we have a responsibility to amplify its voice.

Being aware of this responsibility, we will stand side by side with those who turned the NAKBA upside down and paved the way for the catastrophe of Zionists!

Hail to those who resisted the Zionist persecution and raised their hopes of return!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(On behalf of the community, Melike Belkıs Örs)

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haberler

Marmara Bölgesindeki Hapishanelerde 1609 Hak İhlali

Yayınlanma:

-

İHD (İnsan Hakları Derneği) İstanbul Şubesi, Ekim-Kasım-Aralık 2022 döneminde yapılan  57 başvuruya göre Marmara Bölgesi hapishanelerinde bu dönemde en az 1609 hak ihlali tespit edildiğini duyurdu.

Basın taraması yolu ile tespit edilen 364 hak ihlali ile  ihlal sayısının 1973’e çıktığının belirtildiği rapora göre, yaşam hakkı, sağlık hakkı, iletişim hakkı ve adil yargılanma hakkı gibi haklar başta olmak üzere temel haklara erişimde önemli sorunlar yaşandığı vurgulandı.

Rapora göre İHD İstanbul şubesine Ekim, Kasım, Aralık aylarında Silivri Kampüs Ceza İnfaz Kurumu (CİK), Kandıra 1 ve 2 Nolu F Tipi CİK, Kocaeli CİK, Maltepe 1 Nolu L Tipi CİK, Edirne F Tipi CİK, Tekirdağ 1 ve 2 Nolu F Tipi CİK, Bolu F Tipi CİK, Silivri Açık CİK, Bakırköy Kadın Kapalı CİK, Gebze M Tipi CİK, Bursa H Tipi Kapalı CİK, Erzurum Dumlu 1 Nolu Yüksek Güvenlikli CİK, Antalya S Tipi CİK, Ahlat T Tipi Kapalın CİK, Sincan Kadın Kapalı CİK, Adana Kürkçüler 1 Nolu T Tipi CİK, Kayseri Bünyan Kadın Kapalı CİK, Şakran T Tipi Kapalı CİK, R Tipi Kapalı CİK, Sincan 2 Nolu F Tipi CİK, Diyarbakır Kadın Kapalı CİK olmak üzere 21 hapishaneden 57 başvuru yapılmış.

Raporda, söz konusu aylarda ihlaller şu şekilde sınıflandırılmış:

Yaşam hakkı ihlali/ Yaşama Yönelik Saldırılar

Ölüm (6) -İntihar girişimi (2) -İntihara zorlama (2) -Ölümle tehdit ve Can güvenliği endişesine neden olacak davranışlar (19)

Ayrıca basın taraması yoluyla tespit edilen ve sayısal veri olarak toplamda gösterilen 6 ölümlü vaka söz konusu olup, tespitlere göre bu rapor döneminde dördü hapisliği devam ederken ve ikisi serbest bırakıldıktan sadece günler sonra olmak üzere 6 hasta mahpus (Tahir Gürdal, Emre Abalak, Ehettin Kaynar, Süphan Çabuk ve Kemal Mutlum, Vural Avar) yaşamını yitirmiştir.

Kötü Muamele, Onur Kırıcı Muamele, Darp, İşkence

Kötü muamele (75) -Psikolojik baskı ( 55 ) – Hücreye koyma (35) – Çıplak aramaya zorlanma (24) – Ağız içine araması (6) – Dayak, işkence (6) – Baskın hücre araması (33) –Aramalarda hücrelerin dağıtılması, eşyalara el koyma ( 50) -Irkçı söylem, etnik ayrımcılık (36) – Ailelere küfür, hakaret (11) – Pişmanlık dayatması (15) – Havalandırmasının üzeri tellerle kaplı hücreye koyma ( 5) – mahpusların darp raporu almasının engellenmesi(11) -Sürgün sevk (38) -mahpuslar hakkında gerçeğe aykırı tutanak tutma (57) – Oda değişikliği talebinin karşılanmaması (10) – Mahpusu tekli hücreye götürerek sorgulama girişimi (1) -Politik mahpusların yanına geçme talebinin karşılanmaması (2) – Kalabalık koğuş (15) – Aramalarda kadınların iç çamaşırlarının teşhir edilmesi (13) – Disiplin cezası (24) – Keyfi ve sık hücre araması(35) – Erkek gardiyanın kadın mahpusun vajinal bölgesine tekme ile vurması (1) – Aramalarda kadın mahpusların havalandırmaya kilitlenmesi (15) -Aramalarda kantin fişi, defter, günlük, mektup vb. el koyma (40) – Giysilere el koyma (15) – mahpusun ameliyat yerine tekme atılarak dikişlerinin açılması(1) -Çıplak süngerli hücreye koyma (4) -Hücreye itfaiye hortumuyla su tutma (1) – darp sonucu mahpusun ayağının kırılması(1) -gerçeğe aykırı tutulan tutanağa dayanılarak 11 gün hücre cezası verilmesi (1) – 3 kişilik odaya 7 kişinin konulması(3) – Elleri arkadan ters kelepçeli hücreye koyma (2) -Mahpusların bulunduğu koğuşun havalandırmasına mermi atılması (1) – Türkü söylediği ve oda değişikliğinde ısrarcı olduğu için disiplin cezası verilmesi(1) -“Terör kimliği” takma dayatması (5) – Sürgün sevk sonrasında 2 ay aile ve avukat görüşü engellemesi (1) -Aileye yakın cezaevine sevk talebinin karşılanmaması (9) – Aramalara jandarmanın hücrelere girmesi (20) – Sivil polislerin aramalara girdiği iddiası (3) – Mahpusun kaldığı hücrenin penceresinin ikinci bir tel örgü ile kapatılıp yeterince hava almasının engellenmesi (3) – Etkinliklere katılmama cezası (5) – Arama sırasında mahpusun boynuna kafasına basma ve copla darp(1) -Kantinden alınan eşyalara el konulması(3) – El yazılı 10 adet deftere el konulması(1) – Kuranı Kerim’i arama sırasında çöpe atma (1) -İtirafçıların politik mahpusların yanına konması (2) -Ağırlaştırılmış müebbet cezası olan mahpusların günlük 3 saat olan havalandırma hakkının 1 saat uygulanması (8) -5 kişilik odaya 1 yatak verilmesi (2) -Odaya giysi dolabı konmaması (1) – Mahpusları tarafsız odaya geçmeye zorlama (7) – FETÖ davası tutukluları ile diğer politik mahpuslar arasında provokasyon yaratma girişimi (5)

Sağlık Hakkı İhlali

Hastane sevklerinin iptali (28) -Revire çıkarılmama (35 ) -Düzenli kullanılan ilaçların verilmemesi(3) -Ameliyatların ertelenmesi ( 2) -Laboratuvar ve tetkik sonuçlarının verilmemesi (16 ) – diş tedavisinin yapılmaması( 27) -Diyet yemeği verilmemesi (18 ) -Kelepçeli muayene zorlanma(19) -Sağlık raporlarının verilmemesi(15) -Hastaneye hücreli ring aracıyla götürme(8) – Hastaneye yatırılan mahpusun tedavi edilmeden aynı gün hapishaneye geri götürülmesi (1) -Doktorun kelepçeyle muayene etmek istemesi (2) -Mahpusa hastalığı ile ilgili bilgi verilmemesi (14) -Revir doktorunun darp raporu vermemesi (2) -Mahpusun hastaneye yatırıldığı bilgisinin aileye bildirilmemesi ( 3) -Ameliyattan hemen sonra mahpusun hücreli ring aracıyla cezaevine götürülmesi (1) – Mahpusun sağlığı için gerekli havadar bir odaya geçme talebinin karşılanmaması (1) – Kalabalık koğuş nedeniyle salgın hastalık riski (2) – Mahpusun sağlık dosyasının aile ve vasisine verilmemesi (3) – Hastaneye geç götürülme nedeniyle hastalığın ileri aşamada teşhisi (1) – Mahpusun kontrol randevusuna götürülmemesi (3) – Doktor tarafından verilen ortopedik yastık ve mindere el konulması( 1) -Kemoterapiye gitmesi gereken mahpusun götürülmemesi (1) -Ağır hasta mahpuslara ATK’nın cezaevinde kalabilir raporu vermesi(9)

Yeterli ve Sağlıklı Beslenme ve Temiz Suya Erişim Hakkı İhlali, Öz Bakım İhtiyaçlarının Karşılanmaması

Yemeklerin az ve kalitesiz verilmesi (75) -Suların kirli akması (3) -Sıcak ve soğuk suya kota uygulaması (2) -Temizlik malzemelerinin verilmemesi (14) – Kantinde çeşit azlığı, fahiş fiyat uygulaması (25) – 7 kişilik koğuşa 3 kişilik yemek verilmesi (5) – Yemeklerin çürük, bayat sebzelerden yapılması, içerisinden böcek ve kıl çıkması (4) – Sabun, bulaşık deterjanı, şampuan, kadın pedi verilmemesi (5) -Yemeklerin az ve kalitesiz oluşuna ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumun gerekçe gösterilmesi (5) -Elektrik faturalarının çok yüksek gelmesi, faturayı ödeyememe (18)

Adalete Erişim Hakkı İhlali

Dilekçelerin işleme konmaması (24 ) – -Dilekçelere cevap ermeme(23) – -Dilekçelerin çıkış numaralarının mahpuslara verilmemesi (7) – – İnfaz hakimliğine yazılan dilekçenin gönderilmemesi(1) – -İtiraz dilekçelerinin içleme konmaması (9 ) – -Dilekçelerin yırtılması ( 1) – -Mahpuslara asılsız suçlamalarla dava açılması (5)

İletişim Hakkı İhlalleri

Tecrit -Sohbet, spor, ortak kullanım alanlarının kullandırılmaması (60 ) -Görüş yasağı, görüş iptali (26) – Telefon hakkının engellenmesi(19) – Süreli süresiz yayın, kitap ve mektup yasakları (49) – Kitap sınırlaması (7) -Politik mahpusların görüntülü telefon görüşmesinden faydalanamaması ( 21) – Gönderilen mektupların adresine ulaşmaması, sakıncalı diyerek el koyma (9) -Muhalif televizyon kanallarının izlenmesinin engellenmesi (11) -Koğuş değişikliği talebinin karşılanmaması (9) -Gelen kargonun verilmemesi (7) İHD’ ye gönderilen mektubun gönderilmemesi (1) -Dışarıyla iletişimi kesme ( 2) – Ailelere bilgi vermeme (7) – Telefon görüş süresinin kısaltılması (13) -Görüş süresinin kısaltılması( 8 ) – Mahpusların APS gönderdiği mektupların çıkış barkodunun mahpuslara verilmemesi (2 ) – Mektupların yerine ulaşmaması(15) – Aynı hücrede bulunan mahpusların aynı kişiye gönderdikleri mektupları aynı zarf içinde gönderememesi (2) – Mahpusun mektubunu korku, panik, yalan yanlış bilgi verdiği gerekçesiyle karalanması (1) – Görüntülü telefon görüşünden yararlanamama (18) – kargoların 2 ayda bir kabul edilmesi( 6) – Kürtçe kitapların alınmaması (3) – Kürtçe kitabın tercüme parasının mahpuslardan istenmesi (3)

Haksız Tutukluluk ve Adil Yargılanma Hakkı, İnfazda Ayrımcılık İhlalleri

Tahliye tarihi geldiği halde “iyi halli değil” denilerek bırakılmama (4) -“Toplumla bütünleşmeye hazır değil” gerekçesiyle tahliye edilmeme(1) – Mahpusun koşullu salıverilmesinin 2 kez 6 şar ay süreyle ertelenmesi (1) – Eski tarihli disiplin cezaları gerekçesiyle tahliyenin engellenmesi (1) – 5-6 ay cezası kalan mahpusun açık cezaevine geçirilmemesi (1) – İnfaz yakma (2) -Adil yargılanmama iddiası (25 ) – Denetimli serbestlik hakkının kullandırılmaması (8 ) – Mahpuslara iyi hal puanı uygulaması (9 ) – Açık cezaevine geçmesi gereken mahpusların bu haktan yararlandırılmaması (4 )

Açlık Grevleri ve Yaşanan İhlaller

Açlık grevi (4) – Ölüm Orucu (1)

Kaynak: ihd.org.tr

Devamını Okuyun

Haberler

Açlık Sınırı, Yeni Asgari Ücreti İlk Ayda Yuttu

Yayınlanma:

-

Açlık Sürüyor, Yoksulluk Derinleşiyor

Türk-İş, 2023 yılı Ocak ayı araştırmasına göre açlık sınırı 8 bin 864, yoksulluk sınırı ise 28 bin 874 liraya yükseldi.

Bu veriler, 2023 yılı için tespit edilen 8 bin 506 liralık yeni asgari ücretin henüz ilk ayında açlık sınırına yenildiğini gösteriyor.

Aynı araştırmada gıda enflasyonu ise yüzde 108,57 olarak ölçüldü.

Devamını Okuyun

Videolar

Ercüment Özkan Ne Söyledi? – Abdullah Pamuk

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği seminerlerinde bu hafta (14.01.2023) İktibas Çizgisi dergisinden Abdullah Pamuk, İslami mücadelenin öncü isimlerinden Ercümet Özkan’ı anlattı. Vefatının yıl dönümü vesilesiyle gerçekleştirilen programın başında kısa bir Ercüment Özkan belgeseli gösterildi. Konuşmacı Abdullah Pamuk, Ercüment Özkan’la tanışıklık ve birlikteliğini, İktibas Dergisini, İslam Partisi girişimini ve Ercüment Özkan’ın öne çıkan ilkelerini anlattı.

Video kaydı sayfamızdan izlenebilecek programdan bazı notlar şu şekilde:

  • Rahmetli Ercüment Özkan, dışarıdan göründüğü gibi bir öncü kişilik değil sadece, öğrencisi, dava arkadaşı olduğum, 19 yıl birlikte olduğumuz bir abimiz.
  • İslami kesimden temel bir farklılığı vardı. Kendine çağırmıyordu, tanıdığı kişileri öncelikle Kur’an’la tanıştırıyordu. Siyer tavsiyesinde bulunuyordu. Ayrıca, siyasi bilinç eksikliğini ortadan kaldıracak şekilde onlara içerdeki ve dışarıdaki gelişmelerden haberdar olmaları için basını takip etmelerini öneriyor, aynı zamanda, yardımcı oluyordu.
  • İktibas, alıntı anlamına gelir. Bu alıntı bir bilinç gerektiriyor. Alıntıladığınız şeyleri öyle bir kompozisyon oluşturacaksınız ki bir anlam oluşsun.
  • Hakikati arayış sürecim, “Bir kitap okudum, tüm hayatım değişti!” gibi oldu. Necip Fazıl’ın “Sahte Kahramanlar” kitabını okuduğumda ülkücüydüm. Çok kitap okuyan biri değildim. Öğrencilik döneminde Ulus’tan geçerken, benim kahraman dediğim insanlara “sahte kahraman” diyen bir kitap gördüm. Onların kahraman olmadığını, İslam’a aykırı adamlar olduğunu gördüm. Necip Fazıl’ı takip etmeye başladım. Böyle böyle Özkan’ı tanıdım.
  • Şekilciydim o zamanlar. Grand kravat giyimli birini görünce şaşırdım o yüzden.
  • Ankara Siyasalı bitirdim. Bu arada Ercüment abiyle sık sık görüşüyoruz. Bununla da kalmadım. Arayışa devam ediyorum tabii. Tarikatlara, partilere, Nurculara, Süleymancılara gittim. Hakikat arayışı bir yerde bir kişi üzerinde olmayacağını az çok fark etmiştim. Ercüment abi de bu konuda bana katkıda bulundu.
  • Süleymancılara gittik muhabbete. Herkesin kendince İslami hareket yöntemi var. Bizim ne olmalı, dedi. Hiç duymamıştım bunu. Biz kimi örnek alarak namaz kılıp oruç tutuyoruz? Resulullah’a göre. O zaman yöntemimiz de ona dayanacak.
  • Kur’an’da da kıssalar anlatılıyor. İlkesel ortaklıklarını anlatıyor peygamberlerin. Bunları görünce o sözün değerini anlamış oldum.
  • Kişi merkezli bir mücadele değil, ilke merkezli bir mücadele… Çünkü bir kişiyi merkeze alırsanız, o yanıldığında siz de yanılırsınız. Ama eğer ilkeleriniz varsa onları referans alarak hem siz yanlışa düşmezsiniz hem o kişiyi de uyarırsınız. Rahmetlide de bunu gördüm. Bizi buna teşvik ederdi: “Beni uyarmazsanız siz yanlış edersiniz, ben uymazsam da ben!”
  • Siyasi ve düşünsel duruşta netlik gerekiyor. Düşünsel olarak bize yakın olanların mesela, siyasi duruşları sakattı.
  • Hayat bir bütündür. Siyasal yaşamı ve hayatı ayırmak doğru değil. Ekonomik, sosyal, siyasi boyutlarını görmezden gelemeyiz bir konuşmada.
  • İnsanları değerlendirirken, kişiliğini, temel inançlarını ve duruşunu dikkate alarak değerlendirme yaparım. Kur’an’ı ve peygamberi temel alarak gözden geçirilir. Çünkü kimseyi sırf sevdiğimiz için övemeyiz.
  • “Abd” olarak, kul olarak, hata edebilir nebimiz. Ama örnek olarak Kur’an da düzeltiyor peygamberi. Hatasız değil yani. O çağın gelenekleriyle vs. değil, ilkesel olarak örnekliği her çağda geçerlidir.
  • Rahmetlinin benden on beş yıl önce başladığı Hizbu’t-Tahrir hareketiyle, sistem dışı tevhidi duruşuyla istisnai bir örnekti.
  • İnanan ve yaşayan adam Ercüment Özkan… Neye inanıyorsa onu yaşardı. Yanlış olduğu söylendiğinde, onu gündemine alırdı, arkadaşlarına danışırdı, orada da onaylanırsa dergide deklare ederdi. İlkeli değişim böyle olur. Bir konuda yanlışlık olduğunu düşündüğünüzde onu gündeminize alırsınız, vardığınız sonuca göre onu yeniden kontrol edersiniz. Değişim normal ve insani bir şeydir. Ama ilkeli değişim olmalı.
  • Hakikati arayış süreci ölene kadar devam eder. Özkan da böyleydi.
  • Hadis usulü konusunda -recmle ilgili hadisler peygambere ters düşen şeyler derdi, ki Sahih-i Buhari’ye bu lafları ettiğinizde tekfir edilirdiniz, ona rağmen bunları söylerdi.
  • Recmin Kur’an’da olmadığını, Kur’an merkezli din anlayışı yerine rivayet merkezli din anlayışının sonucu olduğunu deklare etti dergide.
  • Birçok konuda değişimini görebilirsiniz.
  • Hakikati arayış sürecinde inanan ve yaşayan bir insan olarak, ölünceye kadar bunun için uğraşan biri oldu.
  • Tevhidi eksende, Kur’an merkezli, bütüncül, hayatın bazı boyutlarını dışarıda bırakmayan bir din anlayışını anladığı bildiği kadarıyla yaşadı ve aktarmaya çalıştı. Bunu yaparken geleneksel dindarlarla ve rejimle mücadele etti.
  • Yani ilkeli bir değişim süreciyle devam ettirirken, zekâsı, basireti, halkın reyinden korkmaması, sadece ahiret gününü düşünmesiyle diğer insanlardan farklılaştı.
  • En son bir kalp rahatsızlığı sebebiyle iki yılı aşan bir süre dergiye ara verdi. Bu dönemde “Dergi çıkartmak zorunda değilsiniz dediğimde, hiçbir peygamber mücadelesini terk etmez, nasıl böyle dersin!” diye sinirlendi. Yani o hasta halinde bile çalışmaya devam ediyordu.
  • Rahmetli öldükten sonra arkadaşlarının yüzde onu hariç diğerleri hep duygusal yaklaşmaya başladı. Anlamamışlar orada verilen eğitimi. Bu mesele kişi meselesi değil hâlbuki!
  • Ercüment abinin Hizbu’t-Tahrir’den ayrılmasında birkaç husus vardı. 1. Nebhani rivayet esasına dayalı bir anlayışla İslam’ı yorumladı. Her ne kadar İslami hareket yönteminde peygamberlerin yöntemlerinin takip edilmesi gerektiğini söylediyse de bunu hep uygulayamamıştır.
  • Yani Hizbu’t-Tahrirle ortaklıkları olmasına rağmen, oradan aldığı şeyleri geliştirerek ayrılmıştır oradan. Fikirlerden etkilenilir. Ama aynen geçmez. Aynen kabul ettikleri de ortak doğrulardır zaten.
  • İslam Partisi… İslam Partisinin çok önceden kurulduğu, yetmişli yıllarda arkadaşlarıyla gezerken, “Bizim bir partimiz var.” diyor.
  • 141-142-163 yasaklamaları… “Bunlar olunca biz deklare edeceğiz.” demişler. Ama asıl nedeni, hastalanınca telaşa kapılması… O güne kadar edindiği birikimleri kitlelere anlatmak istiyor.
  • Açık olmayı legal olarak sundular.
  • Kur’an esasına dayalı, laik, seküler anlayışı reddeden bir tüzüğe sahibiz. Bu tüzük nasıl legal olabilir arkadaşlar? Ama maalesef bizim söylediklerimiz değil, konuyu çarpıtanların dedikleri olay oldu.
  • Ocak 2011, İktibas. Abdullah Pamuk olarak, “İnanan ve Yaşayan Adam Ercüment Özkan” başlıklı bir yazım var. Ona da bakabilirsiniz.

Soru-Cevap:

  • Mücadelesinde örgütlülük oranı çok dardı. Zamanın şartlarından dolayı.
  • İran Devrimi’nin, Humeyni’nin yöntemi, kesinlikle nebevi yönteme benzeyen bir yöntem. O açıdan desteklendi ama hiçbir zaman düşüncesi desteklenmedi.
  • İran devleti Humeyni’nin ilkelerini terk etmeye başlayınca biz düşünsel eleştirilerimizi de yapmaya başladık.
  • Ciddi bir örgütlenmeden söz edilemez ama halkalar vardı, onlar kısmi bir örgütlenme sayılabilir. İktibas dergisinin düşünsel ve konjonktürel duruşu hiç değişmeden devam etmiştir ama örgütlenme ayağı ciddi anlamda eksik kalmıştır.
  • İslam dini örgütsüz yaşanmaz. Peygamberlere baktığımızda, eğer inkılap aşamasında küresel güçler bu değişimi engellerse orada bir şiddet ortaya çıkıyor. Yoksa hep savunma durumunda.
  • Temel referansının Kur’an olması, hakikati arayış sürecini hep devam ettirmesi, kişi değil, vahiy kaynaklı bir anlayış oluşturması…
  • Kitapta diyor ki, “Partiyi açıklamanın bir nedeni de Türkiye’de kendine İslami parti diyen partilerin aslında rejimin partileri olduğunu, İslami parti diye tanıttığımızda kendimizi, nasıl davranacaklarını ifşa etmek için partiyi deklare ettik.”

Notlar: Melike Belkıs Örs

Devamını Okuyun

GÜNDEM