Connect with us

Haberler

İsrailli Hukukçular da “İsrail Apartheid Uyguluyor” Diyor

Yayınlanma:

-

İsrailli Hukuk Profesörlerinin düzenlediği Demokrasi Forumu, Başbakan Benjamin Netanyahu liderliğindeki mevcut hükumet tarafından yapılan değişikliklerin “İsrail’in apartheid uyguladığı iddiasını doğruladığını” ortaya koydu.

Bu grup, İsrail’in en tanınmış 120 hukuk profesörünü temsil ediyor.  Bu sonuca, “Sivil İdareyi Savunma Bakanlığı’ndaki İlave Bakana Tabi Kılan Anlaşmanın Etkileri” (Implications of the Agreement Subordinating the Civil Administration to the Additional Minister in the Ministry of Defence) başlıklı bir makale üzerinden ulaşılmıştır.

Netanyahu, Likud Partisi ile Dini Siyonizm Partisi arasında Şubat ayında imzalanan iktidar dağılımı/paylaşımı anlaşmasına binaen işgal altındaki Batı Şeria’nın sorumluluğunu ve yönetimini sivillere devretmeyi kabul etti. Anlaşma, Dini Siyonizm Partisinin aşırı sağcı lideri Bezalel Smotrich’e işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde özel yetki verilmesini öngörüyordu.

Profesörler, “Mülki İdare, askeri hükümetin sivil koludur. Uluslararası hukuka göre Batı Şeria’yı yönetmesi gereken tek organ budur. Sivil İdarenin sivil bir otoriteye (Savunma Bakanlığı) bağlanması uluslararası hukukun ve özellikle de 1907 Lahey Düzenlemelerinin ihlalidir.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

İsrail güvenlik servisindeki üst düzey hukuk uzmanları ise, iktidar dağılımı/paylaşımı önerisine ilişkin endişelerini henüz Ocak ayı itibariyle dile getirmişti. Bu uzmanlar, Topraklardaki Hükümet Faaliyetlerinin Koordinasyonu Birimi (COGAT) üzerindeki yetkinin Smotrich’e devredilmesine karşı uyarıda bulunmuş olsalar da o dönem kimse apartheid’den söz etmemişti.

Bununla birlikte biliyoruz ki birçok hatırı sayılır öneme sahip insan hakları grupları İsrail’in apartheid uyguladığı sonucuna varmıştır; bu, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (ICC) yargılanabilecek bir insanlık suçudur. Bu sonuçlar İsrail ve işgal devletinin savunucuları tarafından reddedilmiş, bu terimi İsrail’i tanımlamak için kullanan herkese “antisemitizm” suçlamaları yöneltilmiştir.

Öte yandan açıkça görülüyor ki, Demokrasi Forum’u tarafından bu ayın başlarında yayımlanan makale, İsrail içinde bile tutumların değiştiğinin bir işareti. Hukuk profesörleri, “Anlaşma, İsrail’in uygulamalarının uluslararası hukuk tarafından yasaklanan apartheid’i meydana getirdiği iddialarına geçerlilik kazandıran sarih ve resmi bir adımdır.” sonucuna varmıştır.

Kaynak: middleeastmonitor.com

Çeviren: Dilara Öztekin

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x