Connect with us

Haberler

Maden İşçileri Köleliğe Karşı Yürüyor

Yayınlanma:

-

Maden işçileri köleliğe karşı eşitlik ve adalet talebiyle Soma ve Ermenek’ten Ankara’ya yürüyor.

Bağımsız Maden İşçileri Sendikası, yürüyüşün gerekçelerini ve yürüyüşe dönük engellemeleri ayrıntılı bir şekilde açıkladı.

Açıklamada sermaye sahipleriyle siyasetin birlikteliğinin işleyişine dâir tespit ve değerlendirmeler yer alıyor ve salgın boyunca maden ocaklarında çalışan işçiler için yeterli sağlık önlemleri alınmazken az sayıda işçi ile sosyal mesafeye dikkat edilerek yapılan yürüyüşün pandemi tedbirlerine uyulmadığı gerekçesiyle engellenmeye çalışıldığına vurgu yapılıyor.

Sendikadan yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Çünkü kölelik değil eşitlik istiyoruz.

Zaten büyük bir eşitsizlik ve adaletsizlik  barındıran  çalışma hayatına, patronlar tarafından işçilerin göğsüne sapladığı bir hançer olan üst işveren-alt işveren ilişkisine, yani aslında taşerondan çalışma biçiminde bile geçerli olan müteselsilen sorumluluğun; dünyanın en ağır ve tehlikeli çalışmasının yapıldığı maden işkolunda siyasi iktidarın tercihine göre bazı patronlara (Soma Kömürleri AŞ gibi) uygulanıp bazı patronlara (Uyar Madencilik gibi) uygulanmamasına karşı yürüyoruz. İşte bu ayrımcılığın yapılmasına itiraz etmek için yürüyoruz. Bütün açık, gizli taşeron ilişki biçimleri ortadan kalksın, kıdeme, ücretlere devlet garantisi getirilsin diye yürüyoruz. Kıdem Tazminatı Fonuna  hayır demek için yürüyoruz.

Maden patronlarına, devletin ruhsatlı sahaları verilerek yıllarca işletilmesine izin veriliyor. Ürettiği taş, toprak, ne varsa “Tüvenan” olarak tartılarak devlet tarafından satın alınıyor ve bunun karşılığında ödeme yapılıyor. Bütün üretim, planlama, satın alma süreci devlet tarafından yürütülüyor. Fakat patronlar yıllarca bu üretimi yapan işçilerin ücret, ihbar, kıdem, iş kazası ve ölüm tazminatlarını ödemeyince devlet “beni ilgilendirmez” diyor, işçileri mahkemeye yönlendiriyor. Diğer bütün işkollarının aksine mahkemeler, devleti üst işveren olarak kabul etmiyor, “burası rödovanslı” diyor. Rödovanslı diğer işyerlerinde ise ne hikmetse tazminat alacaklarının ödenmesi için yasal düzenleme yapıyor ama Patron Azim Uyar’ı bu kapsam dışında bırakıyor. Patron Azmi Uyar ise yaşanan bu süreçte sahip olduğu para, gayrimenkul vb. mal varlığının tamamını devletin maliye, noter, tapu dairesi, belediye vb. kurumlarının nezaretinde boşaltıyor. Geriye işçilerin mahkemeyle de teyit ettirdikleri haklarını haciz yoluyla tahsil edebilmeleri için 1970 model bir kamyon kalıyor. Yani 1200 işçinin alacağını alabilmesi için bu kamyonu eşit biçimde bölüşmesi gerekiyor.

14 yıl önce patronun işletmesinde defalarca meydana gelen iş cinayetlerinin birinden sağ kurtulan ama iki gözünü kaybeden Ali Kandemir, iki ayağını kaybeden İdris Sarıkaya hala iş kazası tazminatlarını alabilmiş değiller. Bu iki kardeşimiz ve 748 Uyar Madencilik işçisi hala içeride bıraktıkları maaşlarını, ihbar ve kıdem tazminatlarını alabilmiş değiller. Geçen iki yıl boyunca yürüyen, mücadele eden Soma Holding’e bağlı rödovanslı saha işçileri 23 Temmuz’da TBMM’den çıkartılan yasa ile haklarını aldılar. Yasa, 1980 yılından itibaren ilk kez işçi lehine genişletildi. Şimdi Uyar Madencilik işçileri soruyor: “A işletmesi de rödovanslı saha, onların tazminat, ücret alacakları devlet tarafından sonradan şirketin yönetim kuruluna rücu edilmek üzere ödeniyor, biz de rödovanslı sahada çalıştık bizim ücretlerimiz, tazminatlarımız aynı biçimde  neden ödenmiyor?”  Bu ayrımcılığa son vermek, eşitsizliği gidermek için yola çıkıyoruz, YASA GENİŞLETİLSİN diyoruz ve bunun için yürüyoruz.

Diğer yandan Ermenek bölgesinde faaliyet gösteren saha ruhsatları Özbey ailesine ait Cenne 1 no’lu ile Seba Maden ocaklarında, yine Özbey ailesine ait ruhsat sahasında Uyar ailesi tarafından işletilen ve 28 Ekim 2014 tarihinde meydana gelen Has Şekerler Maden ocağındaki faciada hayatını kaybeden 18 maden işçisinin aileleri ile maden ocağının kapatılması nedeniyle işten çıkartılan maden işçilerinin ödenmesi gereken başta Ölüm, İş kazası, Malullük ile Kıdem, İhbar ve diğer alacaklarının ödenmesinin sağlanması ve faaliyette olan maden ocaklarında öncelikle işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin mevzuata uygun olarak yerine getirilmesi amacıyla yürüyoruz.

Ayrıca Ermenek havzasında patronların değişik gerekçelerle kapattığı Turab, Özkar, Fetih, Birsa madenlerinde çalışan işçilerin maaş, kıdem ve ihbar tazminatları da ödenmemiştir. Dedesi, babası tazminat haklarını alamamış işçilerin torunları bugün kendi tazminat alacakları için direnirken aynı zamanda kendi babalarının, dedelerinin haklarını almak için de yürüyecekler. İşte yapılan bunca haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliklere karşı yürüyoruz. Tüm bu uygulamalar, haksızlık ve hukuksuzluklar devletin gözü önünde olurken bu haksızlık ve hukuksuzluklara müdahale etmesi gereken devlet, şimdi biz haklarımızı istediğimizde “yasak” diyor.

Bu yasaklar yasal değil, hukuki değil. Bu yasaklarla ilgili gerekli her türlü itirazlarımızı yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Yasaklar sadece patronları korumakta. Çünkü biz sendika olarak öncesinde onlarca kez il ve ilçe pandemi kurullarına yazılar yazdık. Dedik ki, Soma madenlerinde 2000 işçi her hangi bir pandemi önlemi alınmadan binler halinde vardiyalarda çalıştırılıyor, tıka basa dolu servislere bindiriliyoruz. Dedik ki, Covid vakaları yoğunlaşıyor, Manisa’da binlerce işyerinde yüz binin üzerindeki işçi, pandemi koşullarında çalıştırılmaya devam ettik.

Yazdığımız yazılara tek bir yanıt alamadık. Valilik, kaymakamlık bizim taleplerimiz, uyarılarımız yokmuş gibi davrandı. Daha iki gün önce Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, Manisa sınırlarındaki Gördes’te binin üzerinde bir insan topluluğuna sıkışık bir ortamda seslendi, sokaklarda kalabalık bir toplulukla yürüdü.

İşçileri binler halinde çalıştırırken pandemi yok ama 8 yıldır tazminat ve ücret haklarını alamayan 748 aileyi temsilen 60 işçi, açık havada ikişer metre aralıklarla kaldırımın en sağından, tek sıra halinde pandemi önlemlerini alarak yürüdüğünde “yasak” var. Bu saçmalığa, patron kayırmacılığına ne ülkemizde ne de dünyanın hiçbir yerinde kimse inanmaz. Ne zaman ki 60’ar işçi “Soma’dan, Ermenek’ten yürüyeceğiz” dedi, işte o zaman üstelik sadece bu yürüyüşlerin başlangıç noktalarından önce Manisa Valiliği, ardından Karaman ve Konya Valilikleri keyfi, hukuksuz bir yasaklamayı gündeme aldılar. Biz itirazlarımızı yaptık. Herkese öneriyoruz, lütfen söz konusu yasağı alan valiliklerin yasağa hukuken dayanak gösterdikleri ilgili İl Pandemi Kurulu kararlarına baksınlar.  Pandemi kurulu kararları ile valilik kararları arasında tek bir hukuki bağıntı yoktur. Nedeni sadece bir avuç maden işçisinin hak talebinin boğulmasıdır, duyulmamasını sağlamaktır. Diyoruz ki, yasak kararı alanlar hemen bugün Uyar ve Ermenek işçilerinin haklarını ödesinler, biz de tek bir adım atmayalım. Eğer bunu yapmayacaklarsa asla maden işçisinin önüne çıkmasınlar.

Önümüzdeki Salı günü itibariyle Meclisin gündemine getirilecek “Elektrik Piyasası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi” içinde torba kanun biçimindeki maddelerde “Maden Patronlarına Yeni Kıyak Düzenlemeleri” var. Rödovanslı sahalarda çalışan işçilerin haklarını gasp ederek servet biriktiren, işledikleri bu suçlara rağmen asla yargılanmayan patronlara milyarlarca liralık vergi afları, ödüller, teşvikler, hibeler, ruhsatlandırmada yeni kolaylıklar sağlanıyorken biz işçilere yönelik herhangi bir düzenleme yok. Biz bu kanun teklifindeki maddelerden birine ek yapılarak “Rödovanslı sahalarda çalışan işçilerin geçmişe yönelik ücret, iş kazası, ölüm, ihbar ve kıdem tazminatları TKİ tarafından ödenir. İlgili şirketin yönetim kurulu üyelerine rücu ettirilir” ibaresinin acilen konulmasını talep ediyoruz.

Biz biliyoruz ki bedenlerimizi elimizden aldıkları, gözlerimizi kör ettikleri, ellerimizi ayaklarımızı koparttıkları, ciğerlerimizi çürüttükleri bu vahşi sömürü düzeninden alacaklarımız var ve bu alacaklarımızı her koşulda gündeme getireceğiz. Patronlara bol kepçeden Kıyakların Yapıldığı, İşçilerin Alınteri Haklarını Talep Etmesinin Bile Yasak olduğu bu Kölelik Düzenine İtiraz Ediyoruz. Korkmuyoruz ve asla haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Adım adım yürüyeceğiz, mutlaka kazanacağız.

Kaynak: bagimsizmaden.org

 

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Eğitim İlke-Sen: ‘Yaşayan Diller ve Lehçeler’ Dersinin Seçimi Engellenemez

Yayınlanma:

-

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası), MEB’e bağlı ortaokullarda okutulacak seçmeli derslerden “Yaşayan Diller ve Lehçeler”in, özellikle de Kurmancî ile Zazakî’nin seçimi sürecinde yaşanan engellemeler ve dersi okutması gereken Kürt Dili ve Edebiyatı öğretmenlerinin atamalarının yapılmaması hakkında bir açıklama yayımladı.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Seçmeli Yaşayan Diller ve Lehçeler Dersini Engellemek, Zulmü Seçmektir!

MEB’e bağlı ortaokullarda okutulacak seçmeli dersleri tercih süresi 3 Ocak’ta başladı. 21 Ocak’ta bitmesi planlan süreç hava koşulları nedeniyle 7 Şubata kadar uzatıldı. 2012’de müfredata eklendiğinden beri “Yaşayan Diller ve Lehçeler” adı altında verilen özellikle Kurmancî ve Zazakî dersleri için şu aralar yoğun bir kampanya sürdürülüyor. Sivil toplum örgütleri, sanatçılar ve kimi inisiyatifler hiç olmadığı kadar “Yaşayan Diller ve Lehçeler” dersinin seçilmesi için çağrıda bulunuyor.

Böyle bir ilginin büyümesi güzel ancak geçen on yılda ana dilde eğitim gibi daha geniş bir talebin görmezden gelindiği süreçte Kürtçe dersinin önündeki engeller bir türlü kaldırılmıyor. Sahadan edindiğimiz verilere göre “Yaşayan Diller ve Lehçeler” dersi, okul yönetimlerinde verilen seçmeli ders formundan ya çıkarılıyor, ya seçmeli ders satırında yer almıyor ya da öğrencilere farklı dersler seçtiriliyor. Böyle bir ‘ders talep toplama’ şekli baştan yanlıştır. Sunulan dersler üzerinden öğrenciler bir tercihe zorlanamaz. Birkaç dersin sıralandığı bir form, adına ne derseniz deyin seçmeli ders formu olamaz.

Öte yandan Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı illerde “Yaşayan Diller ve Lehçeler” adı altında verilen Kurmancî ve Zazakî derslerine girecek öğretmen sayısının yetersizliği bir hayli düşündürücü. Bugüne kadar Kürt Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak atanan sayısı 70 iken, mezun sayısı 500’dür. Kürtçe ve lehçelerine duyulan bunca ilgi ortadayken son on yılda gelinen süreçte derslere girecek öğretmen bulunamaması tam fiyaskodur ve asla iyi niyetle açıklanamaz! Maalesef ki bu konuda kasıtlı bir görmezden gelme politikasının sonuçlarıyla karşı karşıyayız.

Seçmeli derslerle ilgili MEB’in nasıl bir önlem alacağı, soruna yaklaşımını ortaya koyacaktır. Seçmeli ders seçimi sürecinin adil ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğünden kamuoyu emin olmalıdır ve bu konudaki yetersizlikler ve sorunlar derhal giderilmelidir.

Dillerin, toplumsal hayatın her bir noktasında özgürce kullanılamayıp yasaklara maruz kalması ve insanların ana dillerini ancak seçmeli şartına bağlı olarak okuyabilmeleri açık bir utançken bu küçücük imkân dahi türlü engellemelerle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.

Dillerin farklı olması Allah’ın ayetlerindendir. Bu hakikate cephe almak açık zulümdür.

Bu vesileyle bütün duyarlı çevreleri zorunlu eğitim dayatmasına, farklı dilleri başta eğitim olmak üzere bütün toplumsal alanlardan dışlayan baskıcı, yok sayıcı politikalara karşı mücadeleye davet ediyoruz.

EĞİTİM İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

Haberler

İstanbul’da Asgari Ücret Eylemi: Zam, Sömürü, Yağma Düzenine Hayır (Video)

Yayınlanma:

-

İstanbul’da, Eminönü’nde yapılan eylemde asgari ücret ve yoksulluk protesto edildi; hakça bölüşüm, adil paylaşım çağrısı yapıldı.

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen eylemin başında konuşan Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs, her yeni yılın açlık sınırında seyreden asgari ücret köleliği ile başladığını, halkın sefalet politikalarıyla köleleştirilmek istendiğini, buna itiraz etmeye devam edeceklerini söyledi.

Açıklamadan önce konuşan emek hareketi isimlerinden Cemal Bilgin, yoksulluk ve sefalete karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı.

Topluluk adına açıklamayı ise Hasret Aktaş okudu.

Eylem boyunca “Asgari Ücret Köleliktir, Rakamlar Sahte Sömürü Gerçek, Kahrolsun Kapitalist Köle Düzeni, Sermayenin Kölesi Olmayacağız, Zulme Karşı Direneceğiz, Emekçiler Köle Olmayacak, Zam Sömürü Yağma Düzenine Hayır, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Rekabet Değil Dayanışma, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Haber: Elif Aydın

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

ASGARÎ ÜCRET KÖLELİĞİNE, YOKSULLUK VE SEFALET DAYATAN POLİTİKALARA KARŞI

HAKÇA BÖLÜŞÜM VE ADİL PAYLAŞIMI SAVUNACAK; DAYANIŞMAYI YÜKSELTEREK KÖLELİK DÜZENİNİ ALT EDECEĞİZ!

Bismillâhirrahmânirrahîm

Arkadaşlar,

Biliyorsunuz, her yeni yılın başında aynı tabloyla karşılaşıyoruz.

Çünkü bu tablo hiç değişmiyor.

Her yeni yıl, açlık sınırında seyreden asgari ücret köleliği ile başlıyor.

Biz hesap yapmaktan bıktık.

Ne kadar hesap yaparsanız yapın ulaşacağınız netice aynıdır:

Açlık, yoksulluk, sefalet…

Yani bir bütün hâlinde kölelik!

İnişli çıkışlı döviz, faiz hesapları gelip yoksulun, emekçinin alın terini yağmalamaya dayanıyor.

Zamlar yılın ilk saniyelerinden son anlarına kadar yağmur gibi yağıyor.

Kiralar, artıp duran diğer masraflar karabasan gibi ailelerin üzerlerine çöküyor.

Ekmek her gün daha da küçülüyor, un ufak oluyor.

Kıymetli dostlar,

Biliyorsunuz en son, kur korumalı mevduat sistemiyle fukaranın emeği yine zenginlere peşkeş çekildi.

Asgari ücret köleliğine talim ettirilen emekçilere, işçilere yüzde elli zam verildiği ilan edilmişti.

Meseleyi izah etmek için istatistiki verilere, rakam karmaşasına gerek yok.

İster döviz üzerinden, ister enflasyon oranlarından, ister açlık ve yoksulluk sınırlarının karşılaştırmasından…

Neresinden ele alırsanız alın, günün sonunda kaybedenler geniş yoksul emekçi kitlelerdir.

Açlık sınırı 4 bin lirayı çoktan geçti arkadaşlar.

4 bin 253 lira 40 kuruş olan 2022 asgari ücretinin işçinin cebine girmesine daha 30 gün var.

Güya yükseltilen asgari ücret henüz sene başında açlık sınırı seviyesindedir!

Bugünün hesabıyla, güya yükseltilen ve henüz işçinin cebine girmeyen asgari ücret, geçen sene başından 60 dolar daha düşüktür!

Halkımız,

Dediğimiz gibi, her sene başında aynı hesabı yapıyoruz.

Hiçbir şey değişmiyor.

Onca laf, onca açıklama tiyatrodan öte geçmiyor.

Sermaye ve devlet emeği kıskaca alıyor, zihinsel ve siyasal tahakküm için fiili köleliği dayatıyor.

Bu ülkede, 10 milyona yakın emekçi asgari ücretle çalışıyor.

Bu sayının en az yarısı kadar emekçi ise asgari ücret bile alamıyor.

Prekarya için teklif edilen ücret ise artık asgari ücrettir.

Genel ücret haline gelen bir asgari ücret gerçeği ile karşı karşıyız arkadaşlar.

Mülteci emeğinin sömürüsü ise had safhaya çıkmış durumda!

Yetişkin, çocuk demeden mülteci emeği en vahşi koşullarda sömürüye maruz kalıyor.

Siyasal aktörler ülkeye Çin modelini layık görüyor.

Üretimden kopartılan halkımız küresel sermayenin fason ayağının ucuz iş gücü olarak tanımlanıyor.

Emeğin ve hakikatin dostları,

İş cinayetleri, kapitalist tahakküm, yağma ve sömürü düzeninin bir sonucu olarak tüm hızıyla devam ediyor.

Her ay 200 kadar emekçi, iş cinayetlerinde can veriyor.

Dikkat edilsin:

Bu, süregiden bir katliam biçimidir!

Bu vahşi kapitalist düzen, yaşarken köle kıldığı, alın terinin son damlasına kadar sömürdüğü emekçileri birer birer katlediyor.

Bu durumda egemenler tarafından emekçiler için layık görülen senaryo şudur:

Yaşarken kölelik, ölürken cinayet!

Bütün olup bitenin tek anlamı budur!

Herkes duyup bilsin ki artık, sermayenin azgın iştihasına yoksul halkımızı kurban vermeyeceğiz!

Kur’an’ın tabiriyle tuğyan etmiş, yani her türlü ölçüyü aşarak azgınlaşmış efendilere hesap sormak boynumuzun borcudur!

Yeni bir dünyayı, yeni bir baharı muştulamak temel görevimizdir.

Kardeşler,

Tarımdan, köyden, tabiattan yani bir bütün halinde özgürlüğünden kopartılarak şehirlere, sanayi bölgelerine tıkış tıkış doldurulmuş halkımızın bir kurtuluş çağrısına, yeni bir paradigmaya ihtiyacı vardır.

Hakça üretimle bölüşüm ve adil paylaşım bu paradigmanın, kurtuluş çağrısının temelleridir.

Bunu açmak, vâroluşsal boyutlarını ete kemiğe büründürmek bizim sorumluluğumuzdadır.

Zalimlerin çemberini, ifsad ve kölelik mekanizmasını kırıp parçalamak elimizdedir.

İşçi-işveren döngüsünü, ücret çevrimlerini reddedip başka bir işleyişi, yaşamı mümkün kılacak modeller hayal değildir.

Bu bilinç ve kararlılıkla başkalarından, güç merkezlerinden kurtuluş dilenmeyen; kendi irade ve kararlılığından hareket eden, dayanışmayı esas alan bir duruşu kuşanmalıyız.

Arkadaşlar,

Sefalet ve kölelik koşullarının her geçen gün daha da ağırlaştığı dönemleri direniş bilinç ve kararlılığını pekiştiren başlangıçlar kılalım!

Direnişimiz egemenleri şaşırtsın; eşitlik ve adalet mücadelemiz tezgâhlarını dağıtsın!

Bilmekteyiz ki Rabbimiz, halkına açlık sınırını reva gören, yoksuldan alıp zengine veren düzeni lanetlemektedir.

Ölçü ve tartıda hile yapanı, sahte enflasyon rakamlarıyla gerçeği gizleyenleri bilmektedir.

Kölelik bâki değildir.

Kitabımız Kur’an, Beled Sûresi 13. ayette köleliğe meydan okuyan bir iradeyi murad etmektedir.

O irade, neden bizim irademiz olmasın?

Şüphesiz ki Allah iyiliği emreder, her türlü kötülüğü yasaklar!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına, Hasret Aktaş)

Devamını Okuyun

Haberler

Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya’nın Anı Kitabı Okuyucuyla Buluştu

Yayınlanma:

-

Göğüs cerrahı Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya anılarını “BENİM YOLUM / Tababet San’atının İcrası ile Geçen 33 Yıl” adıyla kitaplaştırdı.

Kitap, Aralık ayı içinde KDY tarafından yayımlandı.

Yalçınkaya’nın tıp eğitimi, hekimlik ve akademisyenliğine odaklanan kitap, bu alanların yanı sıra döneme ayna tutan düşünsel, toplumsal ve siyasal bir belgesel niteliğinde.

Kitabın materyallerine https://profdrirfanyalcinkaya.blogspot.com/2021/11/benim-yolum-tababet-sanat-ile-gecen-33.html linkinden ulaşılabilir.

378 sayfalık kitapta “Başlarken, Fakülte Yılları, Mecburi Hizmet Yılı, İhtisas Yılları, Van Tıp Yılları, Süreyyapaşa Yılları, Üç Deneme, Hekim Anı Kitapları” bölümleri yer alıyor.

Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya’nın kitabı anlatan ve arka kapakta yer alan değerlendirmeleri şu şekilde:

“Bir tıp öğrencisi ve doktoru olarak, 40 yıla yakın meslek hayatımdaki, başta hekim-hekim, hekim-hemşire, hekim-hasta, hekim-hasta yakını, hekim-idareci ilişkileri olmak üzere 40 kadar anımı paylaşmaya çalıştım. Kitapta ayrıca üç adet denemem ve yirmi iki adet başka hekim anı kitaplarına dair kısa notlarım da yer almıştır.

Kitabın hedef kitlesi, her ne kadar bir göğüs cerrahisi uzmanı olsam ve anıların önemli bir kısmı göğüs cerrahisi branşı ile ilgili olsa da yalnız göğüs cerrahisi stajyer, asistan ve uzmanları değildir. Anıları yazarken göğüs cerrahisi alanı dışındaki tüm hekimlerin ve hatta hekimlik mesleğine mensup olmayan herkesin de anlayabileceği şekilde yazmaya çaba gösterdiğim gibi ele aldığım konuları (anıları) da bu yönde seçmeye çalıştım. İstedim ki, kim olursa olsun kitabı okuyan biri, bir hekimin 6 yılı tıp öğrencisi (ki hoca olsam bile kendimi hâlâ bir talebe olarak da görürüm), 33 yılı da pratisyen, asistan, uzman, yardımcı doçent, doçent, şef, başhekim yardımcısı, başhekim ve profesör olarak geçirdiği 40 yıla yaklaşan meslek hayatına tanıklık etsin; kendi bildikleri, yaşadıklarına benzer ya da farklı bir şeyler bulsun; hoşça vakit geçirip birikimini, tecrübesini, dağarcığını zenginleştirsin.”

Kaynak: saglikilkesen.org

Devamını Okuyun

GÜNDEM