Connect with us

Haberler

Maden İşçileri Köleliğe Karşı Yürüyor

Yayınlanma:

-

Maden işçileri köleliğe karşı eşitlik ve adalet talebiyle Soma ve Ermenek’ten Ankara’ya yürüyor.

Bağımsız Maden İşçileri Sendikası, yürüyüşün gerekçelerini ve yürüyüşe dönük engellemeleri ayrıntılı bir şekilde açıkladı.

Açıklamada sermaye sahipleriyle siyasetin birlikteliğinin işleyişine dâir tespit ve değerlendirmeler yer alıyor ve salgın boyunca maden ocaklarında çalışan işçiler için yeterli sağlık önlemleri alınmazken az sayıda işçi ile sosyal mesafeye dikkat edilerek yapılan yürüyüşün pandemi tedbirlerine uyulmadığı gerekçesiyle engellenmeye çalışıldığına vurgu yapılıyor.

Sendikadan yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Çünkü kölelik değil eşitlik istiyoruz.

Zaten büyük bir eşitsizlik ve adaletsizlik  barındıran  çalışma hayatına, patronlar tarafından işçilerin göğsüne sapladığı bir hançer olan üst işveren-alt işveren ilişkisine, yani aslında taşerondan çalışma biçiminde bile geçerli olan müteselsilen sorumluluğun; dünyanın en ağır ve tehlikeli çalışmasının yapıldığı maden işkolunda siyasi iktidarın tercihine göre bazı patronlara (Soma Kömürleri AŞ gibi) uygulanıp bazı patronlara (Uyar Madencilik gibi) uygulanmamasına karşı yürüyoruz. İşte bu ayrımcılığın yapılmasına itiraz etmek için yürüyoruz. Bütün açık, gizli taşeron ilişki biçimleri ortadan kalksın, kıdeme, ücretlere devlet garantisi getirilsin diye yürüyoruz. Kıdem Tazminatı Fonuna  hayır demek için yürüyoruz.

Maden patronlarına, devletin ruhsatlı sahaları verilerek yıllarca işletilmesine izin veriliyor. Ürettiği taş, toprak, ne varsa “Tüvenan” olarak tartılarak devlet tarafından satın alınıyor ve bunun karşılığında ödeme yapılıyor. Bütün üretim, planlama, satın alma süreci devlet tarafından yürütülüyor. Fakat patronlar yıllarca bu üretimi yapan işçilerin ücret, ihbar, kıdem, iş kazası ve ölüm tazminatlarını ödemeyince devlet “beni ilgilendirmez” diyor, işçileri mahkemeye yönlendiriyor. Diğer bütün işkollarının aksine mahkemeler, devleti üst işveren olarak kabul etmiyor, “burası rödovanslı” diyor. Rödovanslı diğer işyerlerinde ise ne hikmetse tazminat alacaklarının ödenmesi için yasal düzenleme yapıyor ama Patron Azim Uyar’ı bu kapsam dışında bırakıyor. Patron Azmi Uyar ise yaşanan bu süreçte sahip olduğu para, gayrimenkul vb. mal varlığının tamamını devletin maliye, noter, tapu dairesi, belediye vb. kurumlarının nezaretinde boşaltıyor. Geriye işçilerin mahkemeyle de teyit ettirdikleri haklarını haciz yoluyla tahsil edebilmeleri için 1970 model bir kamyon kalıyor. Yani 1200 işçinin alacağını alabilmesi için bu kamyonu eşit biçimde bölüşmesi gerekiyor.

14 yıl önce patronun işletmesinde defalarca meydana gelen iş cinayetlerinin birinden sağ kurtulan ama iki gözünü kaybeden Ali Kandemir, iki ayağını kaybeden İdris Sarıkaya hala iş kazası tazminatlarını alabilmiş değiller. Bu iki kardeşimiz ve 748 Uyar Madencilik işçisi hala içeride bıraktıkları maaşlarını, ihbar ve kıdem tazminatlarını alabilmiş değiller. Geçen iki yıl boyunca yürüyen, mücadele eden Soma Holding’e bağlı rödovanslı saha işçileri 23 Temmuz’da TBMM’den çıkartılan yasa ile haklarını aldılar. Yasa, 1980 yılından itibaren ilk kez işçi lehine genişletildi. Şimdi Uyar Madencilik işçileri soruyor: “A işletmesi de rödovanslı saha, onların tazminat, ücret alacakları devlet tarafından sonradan şirketin yönetim kuruluna rücu edilmek üzere ödeniyor, biz de rödovanslı sahada çalıştık bizim ücretlerimiz, tazminatlarımız aynı biçimde  neden ödenmiyor?”  Bu ayrımcılığa son vermek, eşitsizliği gidermek için yola çıkıyoruz, YASA GENİŞLETİLSİN diyoruz ve bunun için yürüyoruz.

Diğer yandan Ermenek bölgesinde faaliyet gösteren saha ruhsatları Özbey ailesine ait Cenne 1 no’lu ile Seba Maden ocaklarında, yine Özbey ailesine ait ruhsat sahasında Uyar ailesi tarafından işletilen ve 28 Ekim 2014 tarihinde meydana gelen Has Şekerler Maden ocağındaki faciada hayatını kaybeden 18 maden işçisinin aileleri ile maden ocağının kapatılması nedeniyle işten çıkartılan maden işçilerinin ödenmesi gereken başta Ölüm, İş kazası, Malullük ile Kıdem, İhbar ve diğer alacaklarının ödenmesinin sağlanması ve faaliyette olan maden ocaklarında öncelikle işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin mevzuata uygun olarak yerine getirilmesi amacıyla yürüyoruz.

Ayrıca Ermenek havzasında patronların değişik gerekçelerle kapattığı Turab, Özkar, Fetih, Birsa madenlerinde çalışan işçilerin maaş, kıdem ve ihbar tazminatları da ödenmemiştir. Dedesi, babası tazminat haklarını alamamış işçilerin torunları bugün kendi tazminat alacakları için direnirken aynı zamanda kendi babalarının, dedelerinin haklarını almak için de yürüyecekler. İşte yapılan bunca haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliklere karşı yürüyoruz. Tüm bu uygulamalar, haksızlık ve hukuksuzluklar devletin gözü önünde olurken bu haksızlık ve hukuksuzluklara müdahale etmesi gereken devlet, şimdi biz haklarımızı istediğimizde “yasak” diyor.

Bu yasaklar yasal değil, hukuki değil. Bu yasaklarla ilgili gerekli her türlü itirazlarımızı yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Yasaklar sadece patronları korumakta. Çünkü biz sendika olarak öncesinde onlarca kez il ve ilçe pandemi kurullarına yazılar yazdık. Dedik ki, Soma madenlerinde 2000 işçi her hangi bir pandemi önlemi alınmadan binler halinde vardiyalarda çalıştırılıyor, tıka basa dolu servislere bindiriliyoruz. Dedik ki, Covid vakaları yoğunlaşıyor, Manisa’da binlerce işyerinde yüz binin üzerindeki işçi, pandemi koşullarında çalıştırılmaya devam ettik.

Yazdığımız yazılara tek bir yanıt alamadık. Valilik, kaymakamlık bizim taleplerimiz, uyarılarımız yokmuş gibi davrandı. Daha iki gün önce Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, Manisa sınırlarındaki Gördes’te binin üzerinde bir insan topluluğuna sıkışık bir ortamda seslendi, sokaklarda kalabalık bir toplulukla yürüdü.

İşçileri binler halinde çalıştırırken pandemi yok ama 8 yıldır tazminat ve ücret haklarını alamayan 748 aileyi temsilen 60 işçi, açık havada ikişer metre aralıklarla kaldırımın en sağından, tek sıra halinde pandemi önlemlerini alarak yürüdüğünde “yasak” var. Bu saçmalığa, patron kayırmacılığına ne ülkemizde ne de dünyanın hiçbir yerinde kimse inanmaz. Ne zaman ki 60’ar işçi “Soma’dan, Ermenek’ten yürüyeceğiz” dedi, işte o zaman üstelik sadece bu yürüyüşlerin başlangıç noktalarından önce Manisa Valiliği, ardından Karaman ve Konya Valilikleri keyfi, hukuksuz bir yasaklamayı gündeme aldılar. Biz itirazlarımızı yaptık. Herkese öneriyoruz, lütfen söz konusu yasağı alan valiliklerin yasağa hukuken dayanak gösterdikleri ilgili İl Pandemi Kurulu kararlarına baksınlar.  Pandemi kurulu kararları ile valilik kararları arasında tek bir hukuki bağıntı yoktur. Nedeni sadece bir avuç maden işçisinin hak talebinin boğulmasıdır, duyulmamasını sağlamaktır. Diyoruz ki, yasak kararı alanlar hemen bugün Uyar ve Ermenek işçilerinin haklarını ödesinler, biz de tek bir adım atmayalım. Eğer bunu yapmayacaklarsa asla maden işçisinin önüne çıkmasınlar.

Önümüzdeki Salı günü itibariyle Meclisin gündemine getirilecek “Elektrik Piyasası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi” içinde torba kanun biçimindeki maddelerde “Maden Patronlarına Yeni Kıyak Düzenlemeleri” var. Rödovanslı sahalarda çalışan işçilerin haklarını gasp ederek servet biriktiren, işledikleri bu suçlara rağmen asla yargılanmayan patronlara milyarlarca liralık vergi afları, ödüller, teşvikler, hibeler, ruhsatlandırmada yeni kolaylıklar sağlanıyorken biz işçilere yönelik herhangi bir düzenleme yok. Biz bu kanun teklifindeki maddelerden birine ek yapılarak “Rödovanslı sahalarda çalışan işçilerin geçmişe yönelik ücret, iş kazası, ölüm, ihbar ve kıdem tazminatları TKİ tarafından ödenir. İlgili şirketin yönetim kurulu üyelerine rücu ettirilir” ibaresinin acilen konulmasını talep ediyoruz.

Biz biliyoruz ki bedenlerimizi elimizden aldıkları, gözlerimizi kör ettikleri, ellerimizi ayaklarımızı koparttıkları, ciğerlerimizi çürüttükleri bu vahşi sömürü düzeninden alacaklarımız var ve bu alacaklarımızı her koşulda gündeme getireceğiz. Patronlara bol kepçeden Kıyakların Yapıldığı, İşçilerin Alınteri Haklarını Talep Etmesinin Bile Yasak olduğu bu Kölelik Düzenine İtiraz Ediyoruz. Korkmuyoruz ve asla haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Adım adım yürüyeceğiz, mutlaka kazanacağız.

Kaynak: bagimsizmaden.org

 

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

Haberler

NATO’ya Hayır İmza Kampanyası Sürüyor

Yayınlanma:

-

Ankara’nın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapmaya hazırlandığı NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’deki antiemperyalist ve İslami çevrelerden itirazlar yükselmeye devam ediyor. NATO’ya Hayır İnisiyatifi tarafından başlatılan ve Vicdan Çağrısı sitesinde kamuoyuna duyurulan imza kampanyası, kısa sürede 2000 imza barajını aştı.

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız”

Kampanya web sitesinde yer alan “Biz kimiz?” içeriğinde şu açıklamaya yer verildi: “NATO’ya Hayır İnisiyatifi, emperyalist savaşlara, işgallere ve mazlum halklara yönelik saldırılara karşı Müslümanların ortak vicdanını ve sorumluluğunu ortaya koymak amacıyla bir araya gelmiş gönüllülerin oluşturduğu bağımsız bir platformdur. İnancımız bize, zulme ortak olmamayı ve zalimlere meyletmemeyi emretmektedir. Nitekim Rabbimiz, “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur…” (Hud, 11/113) buyurmaktadır. Bu bilinçle, zulmü meşrulaştıran ve savaş politikalarını besleyen yapılara karşı sesimizi yükseltiyor; adaletin, hakkın ve mazlumların yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”

İmza kampanyası bildirisi ise şöyle:

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Vicdan Çağrısı sitesi üzerinden devam eden kampanyanın, zirve boyunca devam ederek kitlesel bir bilince dönüşmesi hedefleniyor.

İmza kampanyasına katılmak için www.vicdancagrisi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yenipencere.com

Devamını Okuyun

Haberler

NATO Zirvesine Karşı Beşiktaş Nöbeti: NATO’nun Askeri Olmayacağız

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan söz konusu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbetlerinin dördüncüsünü 01 Temmuz 2026 Çarşamba günü Beşiktaş İskele (Barbaros) Meydanında yaptılar. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi. Ayrıca Beykoz’a kurulacak NATO Deniz Unsurları Komutanlığı ile Adana’da konuşlandırılacak NATO kolordusu protesto edildi, bu üslerin işgali pekiştirdiği savunuldu.

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesinin bütün bir memleket adına utanç verici olduğu dile getirilen açıklamada halkın bu utanca karşı ayağa kalkması istendi ve NATO zirvesi nedeniyle Ankara’nın yasaklarla bir hayalet kente çevrildiği kınandı.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara da değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da, sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Yine geçtiğimiz gün Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katıldığı NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden en az 100 NATO karşıtı, göz altına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar.

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Görülmemiş güvenlik tedbirleriyle, gözaltılarla, baskı ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar.

Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!”

Eylem boyunca, “NATO’cu AKP Hesap Verecek, Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Facebook bağlantı linki

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x