Köşe Yazıları

Kudüs Günü Derken

Yayınlanma:

-

Ramazan ayının son cuması Dünya Kudüs Günü…

Kudüs, üzerinde çok fazla spekülasyon üretilen bir sembol hâline getirildi. Kur’an’da karşılığı olmayan birtakım hâdiseler, dinlerine hurafe yerleştirmekte pek mâhir gelenek ve anlayışlar tarafından alabildiğine kullanıldı. Çoğu nesneye kutsallık libası giydirmeye meraklı eğilimler pek çok dimağı bu sûretle maalesef uyuşturmuş oldu.

İslam coğrafyası diye tabir olunan memleketlerdeki yönetimler de Kudüs’ün simgesel karşılıklarını alabildiğine yağmaladılar ya da çarpıttılar. Tümüyle kendi ikballeri için operasyona tabi tuttukları Kudüs imgesi yine geniş kitleler nezdinde iktidarların varlık ve güçlerini tahkim eden bir pekiştireç olmaktan öteye gidemedi.

Dünya Müslümanlarının zihinleri ulus devlet formuyla meflûç önemli bir kısmı bu formu Kudüs’e, Filistin’e taşımakta bir beis görmedi. Bunu düşünüp sorgulamadılar bile! Elbette, iyi bir şey yaptıklarına inanıyorlardı ancak ürettikleri çerçevenin İslam ümmetinin ufkuna kalın bir perde indirdiğini fark edemediler. Böyle bir bilinç az evvel bahsettiğimiz formlar tarafından zaten kötürümleştirilmişti. Ne diyelim, “Başkenti Kudüs” olan bir “Filistin devleti”nden bahseden bu söylemi, daha kendi yerelini kapitalist-emperyalist salvolardan koruyamayan dillendiricileriyle birlikte Wael Hallaq’a havale etmeli!

“Kudüs Günü” at başı yürüyen bu sahte kutsallık hâleleriyle ulus devlet çapsızlıklarının ötesinde, Siyonizm kılıklı emperyalizmi teşhis eden, dolayısıyla sadece İslam halklarının değil bütün bir yeryüzünü, insanlığı özgürlüğüne kavuşturmayı imleyen ve insanlığa başka dünyaları öneren geniş bir anlam alanına sahiptir.

Bu anlam alanı bugün alabildiğine karartılmıştır. Ortadoğu’da son yıllarda yoğunlaşan dış müdahale ve içerde yükselen fitne-fesat iklimi “Kudüs Günü”nün işaret ettiği anlamları belirsizleştirmiştir. Hâlbuki maruz kalınan bu karanlık, fitne-fesat iklimi “Kudüs Günü”nün işaret ettiği çerçeveyi daha bir aranılır kılmalıydı. Ancak, andığımız ya da anmadığımız birçok sebeple ufuksuzluk kötürümlüğüne dûçâr olmuş Müslümanlardan bunu beklemek şimdilik çok zor.

İsrail’in emperyalizm tarafından bir koçbaşı olarak Ortadoğu’da ikame edilmesi dünya düzeninin işleyişi hakkında herkese açık fikirler vermelidir. Çoğu yerde bilinçli ya da bilinçsizce kullanılan “İsrail-Filistin” meselesi gibi ifadeler bilinçlerin ulus-devlet formuna hapsedilmesinden başka bir şey değildir. Hâkezâ “Kudüs’ün başkentliği” vurgusu da öyle…

Şu açık bir hakikattir ki Kudüs’ün özgürleştirilmesi Siyonizm’in mağlubiyeti olacaktır. Siyonizm’in yenilmesi ise küresel emperyalizmin yenilmesi demektir. Küresel emperyalizmin yenilmesi dünya halklarının başka bir geleceğe doğru özgürleşmesi demektir. Peki; bu, bir çırpıda orta yere koyduğumuz sıralama o kadar kolay gerçekleşebilecek midir? Değildir elbette! Bu sıralama, birbirine sıkı sıkıya bağlı çoklu aşamaları gerekli kılar. Kudüs’e ilerleyen yol ve aşamaları bu zaviyeden ele almalıdır.

Bugün Kudüs’te, Gazze’de, işgal altındaki topraklarda taş atan, zeytin ağacı diken her bir iradenin karşısında bütün bir emperyalist blok vardır. Taş atıp zeytin ağacı diken irade bu bloğa karşı direnirken dünya Müslümanlarının bu mücadeleye dönük fiili ve zihinsel takviyelerin nitelikleri hakkında lâyıkıyla düşünme sorumlukları vardır.

Siyonizm kılıklı emperyalist kuşatma sadece Kudüs/Filistin mıntıkasını hedef almaz elbette. Orayı ileri bir karakol/mevzi olarak tasarlamıştır, o mevziden bütün bir Ortadoğu’ya, onun da ötesine vaziyet etmek ister. Bütün dünya halklarına korku salmak, bu yolla küresel tahakkümünü derinleştirmek ister. O zaman emperyalizmi besleyen bütün zemin ve kanalları yeryüzünün her bir noktasında zayıflatmak, geriletmek Kudüs’ün özgürleşmesi perspektifini hayata geçirmek olacaktır.

Emperyalizmle ya da onun gözettiği Siyonizm’le doğrudan, arsızca işleyen bağları kurup hayata geçiren işbirlikçi rejimleri ifşa edip onlara karşı pozisyon almayanların “Başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin devleti” gibi kendi yaşadıkları kısırlık ve sefaleti kurtuluş reçetesi olarak sunabilme zavallılığını alenen ve peşin olarak mahkûm edip çıkar yolu onlara göstermek gerekiyor.

Bütün bir Ortadoğu ABD-NATO üsleriyle doluyken, İslam ülkelerindeki rejimlerle İsrail’in ilişki kurma hamleleri ardı ardına gelirken bu söylemlerin bir karşılığının olmadığı ve emperyalist-Siyonist hatla yerelden başlayan bir hesaplaşmanın hayata geçirilmesi, bu hattın köklerinin, hayat damarlarının hemen bulunduğumuz noktada kurutulması gerektiği vurgulanmalıdır.

Kurtuluşun köklü ve büyük paradigmatik değişimlerle mümkün olabileceği, bütün coğrafyaların ilmek ilmek birbirine ve tabiatıyla da Kudüs’e bağlı olduğu böylece açığa çıkmış bulunuyor. İslam halklarının çırpınıp durduğu siyasal, düşünsel sefalet kurutulmadıkça “başkenti Kudüs olan Filistin devleti” gibi ulus devlet formlarını kutsayan ve çözüm gibi sunan kısırlık; bomba ve füzelerle heyecanlanan hamaset kimseyi bir yere ulaştırmayacaktır, şimdiye kadar ulaştırmadı da!

Utanç verici mezhepçi, bölgeci, kavmiyetçi hastalıkların pençesinde kıvranan, entelektüel perişanlık ve stratejik ufuksuzluk çölünde yolunu şaşıran İslam halklarının/temsilcilerinin “Kudüs Günü”nün ufuklarını idrak edebilme imkânları yoktur. Direnişin topyekûn ve hayatın bütün kılcallarına nüfûz etmesi gereken mahiyeti atlandıkça süreç yeni sapmaları beraberinde getirecek, Siyonist işgal altında zeytin ağacı dikerek ve sayısız kere yıkılan evinin tuğlalarından yine, yeni bir yuva inşa etmeye çalışanların direnişleri bütün çevresel hamasetlere rağmen yalnızlaştırılacaktır.

Tıklayın, yorumlayın

GÜNDEM

Exit mobile version