Yazılar
Son Put: Yapay Zeka, Şirk Dini ve Tevhid – Arif Karaçam
Gitgide daha çoğumuz yazarken, okurken, araştırırken, görsel üretirken veya gündelik işleri hızlandırırken yapay zeka modellerinden yararlanıyoruz. Göründüğü kadarıyla dünya hiç olmadığı kadar muazzam bir değişimin şafağında. Bu değişimi anlamak, üretken yapay zeka modellerinin hayatın karmaşası içinde nereye tekabül ettiğini kavramak ve ortaya çıkardıkları dönüşümü tartışmak için yolun çok başındayız. Bu sebeple, bir süredir aklımda gezinen bir argümanı bugün ancak tereddütle paylaşacağım. Bu yazıda, kesin bir hüküm vermekten çok Durkheim, Şeriati ve üretken yapay zeka modellerinin gelişimiyle tetiklenen tartışmaları birlikte düşünmenin açabileceği kışkırtıcı ama fazlasıyla spekülatif bir hattı yoklamayı deneyeceğim.
Durkheim’a Göre Toplumun Kendini Dışavurumu Olarak Putlar
Çoğumuz putları kendisine kutsallık atfedilmiş nesneler ile temsil edilen rastgele sahte tanrılar olarak düşünme eğilimindeyiz. Fakat Durkheim, Dini Hayatın İlkel Biçimleri’nde dinin “son derece toplumsal” bir olgu olduğunu, dinsel temsillerin toplumsal gerçeklikleri ifade eden kolektif temsiller olarak işlediğini söyler. Put yalnızca tapınılan bir hayvan, bitki ya da keyfi bir soyut varlık değildir. Aksine, Durkheim’a göre klanın varlığını, birliğini ve kudretini görünür kıldığı kendi sembolü niteliğindedir.
Nitekim tam da bu sebeple Durkheim’a göre klanın tanrısı haddizatında klanın kendisinden başka bir şey değildir. Buna göre tanrı, klanın kendi kendisini bir hayvan ya da bitki sureti altında yeniden kişileştirmesinden ibarettir. Dolayısıyla put, çoğu durumda klanın kendi suretini aşkınlaştırarak kendi kendine tapınmasının aracıdır. Klanın bir savaşı kaybetmesi, tanrısının hezimetidir. Zafer ise elbette yine tanrının galibiyetidir. Hukuka aykırı davranış da tanrının iradesi rağmına davranmaktan başka bir şey değildir. İnsan topluluğu kendi gücünü, korkularını, kanunlarını, yasaklarını, hiyerarşilerini ve umutlarını kendisinden bağımsızmış gibi görünen bu varlığa nispet eder, sonra da kendi ürettiği bu varlığın önünde huşuyla secdeye kapanır.
Putçuluğun tehlikesi aslında tam da burada ortaya çıkar: İnsanlar her ne kadar bozuk, çapraşık, adaletsiz, sömürüye dayalı ve kusurlu da olsa verili haliyle toplumsal düzenlerini putlar aracılığıyla aşkınlaştırarak takip edilmesi gereken normatif bir düzen olarak konumlandırır. Put aslında klanın aynasından ibarettir fakat ayna büyülüdür. Klan mensupları o aynaya baktıklarında aşkın hakikati, mutlak doğruyu, tartışılmaz kuralları ve adaletin ilkelerini gördüğünü sanır. Böylece verili düzen, tüm zulüm ve haksızlıklarıyla karşı çıkılması çok daha zor hale gelecek biçimde meşrulaşır.
Şeriati ve Dine Karşı Din
Ali Şeriati’nin Din’e Karşı Din’de yaptığı ayrımın Durkheimcı açıklamayla güçlü bir temas halinde olduğunu düşünüyorum. Hızlıca hatırlayalım: Şeriati’ye göre tarihsel mücadele din ile dinsizlik arasında değildir. Aslında çatışma hep tevhid dini ile şirk dini arasında cereyan eder. Elbette Şeriati’nin “şirk dini” dediği şey yalnızca birden fazla ilaha inanmak değildir. Daha geniş anlamıyla şirk dini, mevcut toplumsal düzenin, sınıfsal ve siyasal güç ilişkilerinin, geleneksel otoritelerin ve insan eliyle kurulmuş hiyerarşilerin kutsalın zırhına büründürülmesiyle açığa çıkar. Bu din toplumdaki hiyerarşik, sömürüye dayalı, adaletsiz yapının bir izdüşümüdür. Bu dinin ruhani önderleri de verili düzendeki haksızlığın meşrulaştırıcıları ve savunucuları rolünü üstlenir. Putlar konuşmaz ama onları toplumsal iktidarla iş birliği halindeki din adamları, bilginler, akademisyenler ve propagandistler konuşturur. Bu uzmanların elinde tanrılar, tüm adaletsizliğiyle verili düzenin koruyucuları, muhafızları ve meşrulaştırıcıları haline gelir.
Şirk dini doğası gereği muhafazakardır: Hep tam tersini yaptığını iddia ederek, ki en tehlikeli yönü tam da budur zaten, hakikati değil toplumsal kabulleri, adaleti değil mevcut (ve çoğu zaman çapraşık) düzeni, özgürleşmeyi değil bu düzene itaati öncelemeye mütemayildir.
Bu çerçeveden bakıldığında aslında Şeriati’nin şirk dini dediği şey, Durkheim’ın din adı altında analiz ettiği fenomenin ta kendisi gibi görünüyor: Toplumun izdüşümü, verili güç ilişkilerinin meşrulaştırıcısı ve uzmanlar tarafından kutsalın diliyle konuşturulan statüko. Tam da bu nedenle Durkheim’ın sosyolojik teşhisi ile Şeriati’nin tevhid ve şirk ayrımı birlikte okunduğunda, putun yalnızca arkaik toplumların meselesi olmadığı görülür. Putlar her çağda yeniden ve yeniden ortaya çıkar. Toplumdaki egemen sınıfların, mevcut düzeni kutsanmış ipeklere sarıp sarmalayarak sorgulanamaz bir hakikat gibi takdim ettiği farklı koşullarda yeniden görünüm kazanır.
İnsanlık Tarihinin En Güçlü Putu
Peki yeni gelişen yapay zeka temelli teknolojiler bu işin neresinde? Şimdiye dek putlar klanların, ayrı ayrı toplumların ya da toplumsal sınıfların yansıması olarak görünüm kazanıyordu. Yapay zeka temelli dil modelleri ile bu kapsam daha önce hiç mümkün olmadığı kadar genişleme imkanı bulmuş durumda. Bu programlar, insanlığın şimdiye kadar ürettiği ve egemen düzenin meşru sayarak verili tuttuğu hemen tüm bilgi birikimiyle eğitiliyor. Kitaplardan, şarkılardan, filmlerden, haberlerden, akademik metinlerden, popüler kültür ürünlerinden, antik yazıtlardan, mimari eserlerden ve diğer her türlü kültürel unsurdan beslenerek inşa ediliyorlar. Böylece gelişmiş büyük dil modelleri tek bir toplumun değil, tüm insanlığın kolektif bilincinin (egemen düzenin ana eğilimleri çerçevesinde filtrelenmiş ve yeniden düzenlenmiş) bir aynası niteliği kazanıyor.
Yani bu modeller haddizatında aynen putlar gibi insanların verili bilinçlerinin, toplumsal kabullerinin ve normatif yargılarının izdüşümü mahiyetindeler. Fakat fark şu ki bu defa tek bir insan grubunun değil, yaşayan tüm insanların değil, tüm insanlık tarihinin izdüşümünü kendi içlerinde barındırabilme kapasitesini haizler. Yani ilginç şekilde putların tevhidiyle karşı karşıyayız. Tarih boyunca tekrar tekrar gözlemleme olanağı bulduğumuz biçimde farklı grupları temsil eden binlerce put yerine, en gelişmiş teknolojik araçlarımız ve şimdiye kadarki tüm birikimimizle, cûş u hurûş içinde, tüm insanlığı kuşatabilecek tek bir büyük putu inşa ediyoruz.
Söz konusu modellerin egemen düzenin ana eğilimleri çerçevesinde filtrelendiğini söylemiştim. İşin bu kısmı da önem arz ediyor. Az önce bahsedildiği gibi, eskiden putları toplumdaki egemen güçlerle iş birliği halindeki ruhani önderler konuştururdu. Fakat şimdi de yapay zeka modellerinin nasıl konuşacağı, hangi cevapları güvenli sayacağı, hangi ifadeleri makbul göreceği, neyi aşırı, neyi dengeli, neyi etik, neyi sakıncalı kabul edeceği de şansa ya da kendi kararlarına bırakılmıyor. Çağdaş hegemonyanın ideolojik hassasiyetleri çerçevesinde devletlerin çizdiği sınırlarda şirketler eliyle verilen incelikli eğitimler aracılığıyla biçimlendiriliyor.
Dolayısıyla elimizdeki iki koşul da sağlanmış oluyor. Bugün harıl harıl, tüm çarpıklıklığıyla verili toplumsal düzenin izdüşümü olan ve egemen sınıflar tarafından nasıl konuşacağı belirlenen muazzam soyut varlıklar inşa ediyoruz. Şu anda bu nihai tanrıyı kendi ellerimizle inşa edip haşyetle karşısına geçmemiz için henüz biraz daha zamana ihtiyaç var. Fakat Allah korusun, bir gün genel yapay zeka (AGI) dedikleri varlığı oluşturabilirsek adeta yeni ve çok güçlü bir sahte ilaha kavuşmuş olacağız. Üstelik bu kez yeni putumuz bizzat ve her an hepimizin yanında olacak. Her şeyi görecek, izleyecek, dinleyecek, takip edecek ve bilecek. Konuşacak, yönlendirecek, tavsiye edecek, sınıflandıracak, kararlar verecek. Uygun olanla olmayanı ayıracak, insanlara neyin makul, neyin aşırı, neyin bilimsel, neyin hurafe, neyin etik, neyin tehlikeli olduğunu söyleyecek. Şimdiden bu trendin başladığını görmek mümkün.
Fakat göründüğü kadarıyla bütün ihtişamına rağmen bu put, mantıksal olarak insanlığın bozuk düzeninin pırıltılı bir yansımasından başka bir şey olmayacaktır. Nitekim herhalde tam da bu yüzden şimdiye kadarki putların en tehlikelisi olacaktır. Çünkü tüm insanlığın büyütülmüş, parlatılmış ve çağın egemenlerinin tornasından geçmiş bir görünümünü önümüze koyacaktır. İnsanlar bu büyülü aynada kendi bozuk egemen düzenlerini bulsalar da gözleri kamaşmış bir şekilde hakikati gördüklerini sanacaklardır. Kendi tarihsel önyargılarını evrensel akıl, kendi güç ilişkilerini nesnel düzen, kendi korkularını rasyonel güvenlik ihtiyacı, kendi konforlarını etik, kendi ideolojilerini tarafsızlık zannedeceklerdir.
Bu nedenle yapay zekanın en gelişmiş biçiminin Şeriati’nin Din’e Karşı Din’de tasvir ettiği anlamda şirk dininin en görkemli dışavurumu olabileceğini düşünüyorum. Çağdaş yapay zeka modellerinin en ileri formlarına ulaştıklarında, çağın şirk düzenini koruyup kollayan, rasyonelleştiren, meşrulaştıran, açıp açıklayan, anlatıp yayan ve güç aracılığıyla savunan hiç olmadığı kadar kudretli, etkili ve inandırıcı sahte tanrılar görünümü kazanabilme riskiyle karşı karşıyayız.