Yazılar

İktidarları Aşmak, III – Faruk Yeşil

Yayınlanma:

-

Savaş sadece silahla değil; enerjiyle, ticaretle, yatırımla, banka transferleriyle, limanlarla, ihalelerle yürütülür. Emperyalizmin günümüzdeki en etkili silahı artık sadece askerî değil; ekonomiktir.

İsrail’in Gazze’ye attığı bombanın çeliği, çimentosu, kablosu Türkiye’den gidiyor.
Yemen’e uygulanan ablukaya mühimmat sağlayan sistemlerin parçaları Körfez ülkelerinden.
Suriye’de vurulan binaların yerine yapılacak “yeniden inşa” ihalelerine Batılı şirketler hazırlanıyor.
Bu çarkın sürmesini sağlayan bir şey var: İşbirlikçi iktidarların ekonomik sadakati.

İşte bu yüzden artık ekonomiyi konuşmak, siyasi analizden ibaret değil; ahlâkî bir zorunluluktur.

Çünkü İsrail ile yapılan her ticaret, doğrudan ya da dolaylı olarak direnişe vurulan bir darbedir.
Çünkü her petrol tankerinin arkasında, her finansal anlaşmanın kıyısında, her özel sektör ortaklığının gölgesinde bir ihanet gizlenmektedir.

Bugün İsrail ile ticaret yapan ülkeler, sadece diplomatik bir ilişki kurmuyor; soykırıma lojistik destek sağlıyor.
Bunu yapanlar Türkiye, Mısır, BAE, Ürdün, Fas gibi rejimlerdir. Bu ülkeler, halklarının Filistin’e duyduğu derin sempatiyi istismar ederek arkadan dolanıp İsrail’in elini güçlendirmektedir.

Üstelik bu ekonomik işgal yalnızca devlet düzeyinde işlemiyor.

  • Market raflarında İsrail malı ürünler,
  • Bankalarda Siyonist yatırımlara aracılık eden fonlar,
  • Üniversitelerde emperyal şirketlerin bursları,
  • Sivil toplumda Batı menşeli hibelerin belirlediği gündemler…

Ekonomik işgal, sadece rakamların değil, vicdanların da tutsak alınmasıdır.

“Boykot” bu yüzden sadece bir tüketici tepkisi değil, bir ibadet, bir ahlâkî isyandır.

Peki, yeterli mi?

Hayır!

Bireysel boykotlar önemli olsa da asıl mesele devletlerin ve büyük kurumların ekonomik ilişkilerini koparmasıdır.
Bugün İsrail’le milyar dolarlık ticaret yapıp akşam haberlerinde Gazze’ye dua paylaşan iktidarlar ve tüccarlar ikiyüzlülüğün siyasal tarifidir.

Eğer biz bu zinciri kırmak istiyorsak:

  1. Devletleri ticari ambargoya zorlamalıyız. Bu sadece bir öneri değil; halkların, STK’ların, akademinin, medyanın, siyasal sorumluluğudur. Vergilerle alınan malların İsrail’e gidişi engellenmelidir.
  2. Emperyal bankacılık sistemine alternatifler geliştirilmelidir. Faizle, komisyonlarla işleyen ve Batı’nın çıkarına hizmet eden yapılar terk edilmelidir.
  3. Direniş ekonomisi inşa edilmelidir. Kooperatifler, dayanışma ağları, İslami finans sistemleri, yerel üretim merkezleri, halkların sınır ticaretleri bu mücadelenin parçalarıdır.
  4. Ticaret ahlâkı yeniden yazılmalıdır. Harama-helâle dikkat etmeyen tüccarların para hırsı, tüketim kültürü değil, infak ve adalet kültürü hâkim kılınmalıdır.

Bugün “ekonomik normalleşme” adı altında yapılan her anlaşma, Filistinli bir çocuğun üzerine yağan bombalara lojistik hazırlıktır. Bu hazırlığın aktörleri arasında artık sadece emperyalist devletler değil, Müslüman kılığına bürünmüş rejimler ve tüccarlar bulunmaktadır.

Bu yüzden ekonomik mücadele;
– Direnişi desteklemek,
– İsrail’i yalnızlaştırmak,
– Halkları bilinçlendirmek,
– Alternatif bir iktisadi ufuk açmak için çok gereklidir.

Artık “Ekonomi siyasetten ayrı tutulmalı.”, “Siyaset ayrı, ticaret ayrı!” diyen her ağız, işgali perdelemektedir.
Artık “Ticaret, insan haklarıyla karıştırılmamalı!” diyen her iş adamı, emperyalizmin gönüllü hizmetkârı olmuştur.

Bizler, iktidarları aşan, helale ve harama dikkat etmeyen paragöz tüccarlardan sıyrılmayan bir ekonomi ahlâkı inşa etmedikçe, özgürlük yalnızca bir slogan olarak kalacaktır.

Çürümüş iktidarların değil; kendi emeğine, kendi ahlâkına ve kendi değerine yaslanan halkların ekonomisi direnişi sürdürebilir hâle getirecektir.

Para akışının yönü değişmeden, savaşın yönü değişmez!

Tıklayın, yorumlayın

GÜNDEM

Exit mobile version