Köşe Yazıları
Devrim; Şimdi Değilse Ne Zaman?
Bunca çocuk öldürülürken, bunca insan evinden yurdundan edilirken, bunca yoksul açlığın pençesinde kıvranırken, bunca insan yalnızca güçlü olmadığı için ezilirken, bunca hakikat paranın ve iktidarın gürültüsü altında boğulurken biz daha neyi bekliyoruz?
Daha ne olması gerekiyor?
Hangi zulüm bizi uyandıracak?
Hangi adaletsizlik, vicdanımızın kapısını kıracak?
Hangi çığlık, konforumuzun duvarlarını aşacak?
Dünyanın değişmesini beklemekle ömür tüketemeyiz. Dünyayı değiştirecek insanların önce kendilerinin değişmesi gerekiyor!
Ve evet…
Devrim fikri, bugün dünden çok daha çekici, çok daha gerekli ve her zamankinden çok daha mümkün, çok daha güçlü bir ihtimaldir!
Çünkü mevcut düzenin insanlığa sunduğu gelecek, artık kendi çelişkilerinin altında ezilmektedir!
Para, her şeyi satın alabilecekmiş gibi davranıyor.
Güç, haklılığın yerine geçiriliyor!
Başarı, ahlaktan koparılıyor!
İnsan, bir ruh ve emanet sahibi varlık olmaktan çıkarılıp tüketen, tüketilen, ölçülen ve pazarlanan hatta hesaplanan bir nesneye dönüştürülüyor.
Ve biz bütün bunların ortasında hâlâ “şartlar böyle” diyerek kendimizi avutuyoruz!
İşte tam burada başlamalıdır itirazımız.
Tevhid yalnızca dil ile söylenen bir cümle değildir.
Tevhid, hayatın bütün alanlarına yayılan bir özgürleşme iddiasıdır!
“La ilahe illallah” demek, insanın insana kulluğunu reddetmektir!
Paranın ilahlaştırılmasına itiraz etmektir!
Makama tapınmaya itiraz etmektir!
Devlete, lidere, partiye, mezhebe, kariyere, şöhrete, çoğunluğun kanaatine veya konfora mutlak anlam yüklemeyi reddetmektir!
İnsanın kendi vicdanını, hakikatin yerine koyduğu bütün putlardan kurtarmasıdır!
Bugün belki de en büyük problemimiz, putların artık taş ve tahtadan yapılmıyor oluşudur.
Modern putların yüzü yoktur.
Bazen bir banka hesabıdır.
Bazen bir makamdır.
Bazen bir sosyal medya hesabındaki takipçi sayısıdır.
Bazen bir koltuktur.
Bazen bir siyasi kimliktir.
Bazen bir mezhebi bayraklaştırmaktır.
Bazen “bizim adam” dediğimiz bir kişinin yaptığı yanlışı savunma mecburiyetidir.
En tehlikelisi
Kendi rahatımızdır!
İnsan, rahatını kaybetmemek için hakikatten vazgeçtiği gün, kendi zincirini kendi elleriyle örmeye başlar!
Ve sonra şartları suçlar.
“Ne yapabilirim ki?”
“Ben tek başıma ne değiştirebilirim?”
“Düzen böyle.”
“Benden başka kimse yapmıyor.”
“Şimdi sırası değil.”
“Bir gün…”
İşte o “bir gün”, çoğu zaman insanın hayatındaki en büyük mezarlıktır.
Çünkü devrim, önce takvimde değil, insanın zihninde başlar!
Artık parti pırtı hesaplarının, koltuk pazarlıklarının, güç dengelerinin, kişisel menfaatlerin ve siyasi fanatizmin bizi hakikatten uzaklaştırmasına izin vermemeliyiz.
Bir insanın hakikati savunması için bir partinin üyesi olması gerekmez!
Bir mazlumun yanında durmak için makam sahibi olmak gerekmez!
Bir çocuğun gözyaşını dindirmek için milyonlara sahip olmak gerekmez!
Bir yanlışın karşısında durmak için kalabalıkların arkasına saklanmak gerekmez!
Bazen bir insan yeter.
Bazen bir cümle yeter.
Bazen bir kitap…
Bazen bir öğrenciye verilen bir ders…
Bazen aç bir insanın sofrasına bırakılan bir ekmek…
Bazen bir çocuğun elinden tutmak…
Bazen haksızlığa uğramış birinin yanında durmak!
Bazen doğru bildiğini söylemek!
Bazen yanlışın parçası olmayı reddetmek!
Değişim, her zaman büyük kalabalıklarla başlamaz.
Tarihin en büyük dönüşümlerinin arkasında çoğu zaman önce kendi içlerinde bir şeyleri değiştirmiş küçük insanlar vardır.
Ali Şeriati’nin çok önemli bir çağrısı vardı:
“İnsan yalnızca bilen değil, sorumluluk alan bir varlık olmalıdır!” der.
Bilmek yetmez.
Zulmü tarif etmek yetmez.
Adaletsizliği teşhis etmek yetmez.
Dünyanın kötü olduğunu anlatan binlerce kitap yazılabilir.
Ama mesele şudur:
Sen ne yapıyorsun?
Kendilerini koşulların karanlık girdabına bırakanlar,
Kendinizi küçümsemeyin.
“Ben kimim ki?” demeyin.
“Benim gücüm ne?” diye başlayıp hiçbir şey yapmadan bitirmeyin.
Çünkü insanın gücü yalnızca sahip olduğu para, makam, teknoloji, çevre ve imkânlardan ibaret değildir.
İnsanın asıl gücü, neye inandığı ve neye adandığıyla ilgilidir!
Bir insanın cebinde hiçbir şey olmayabilir!
Ama zihninde bir fikir olabilir!
Kalbinde dupduru bir iman olabilir!
Vicdanında bir sızı olabilir!
Elinde bir kitap olabilir!
Dilinde hakikat olabilir!
Ve bütün bunlar, doğru bir niyetle birleştiğinde küçümsenmeyecek bir kuvvete dönüşebilir!
Bugün bize düşen, dünyanın bütün problemlerini bir gecede çözmek değildir.
Bize düşen, kendi üzerimize düşeni yapmaktır!
Sadece yapabileceğimiz kadarını değil;
bugün yapabileceğimiz en küçük şeyi bile ertelememektir!
Bir insan okuyabiliyorsa okusun.
Yazabiliyorsa yazsın.
Öğretebiliyorsa öğretsin.
Bir çocuğa ulaşabiliyorsa ulaşsın.
Bir mazlumun elinden tutabiliyorsa tutsun.
Bir haksızlığı görünür kılabiliyorsa kılsın.
Bir insanı kötülükten uzaklaştırabiliyorsa uzaklaştırsın.
Bir yanlışın parçası olmamayı seçebiliyorsa seçsin.
Kendi ailesinde adaleti kurabiliyorsa oradan başlasın.
Kendi mahallesinde dayanışmayı büyütebiliyorsa oradan başlasın.
Kendi işyerinde liyakati savunabiliyorsa oradan başlasın.
Kendi dilindeki yalanı temizleyebiliyorsa oradan başlasın.
Ama başlasın.
Çünkü başlangıç küçümsenemez.
Bir tohumun küçüklüğü, taşıdığı ağacın büyüklüğünü göstermez!
Burada imanımızın en derin yerine dokunuyoruz.
Biz yalnızca kendi gücümüze güvenen insanlar değiliz.
Biz sebeplere sarılırız ama sonucu yalnızca sebeplere bağlamayız.
Biz çalışırız.
Gayret ederiz.
Ter dökeriz.
Kapıları çalarız.
İnsanlara ulaşırız.
Kitaplar yazarız.
Okullar kurarız.
Dayanışma ağları oluştururuz.
Mazlumların yanında dururuz.
Fakat bütün bunları yaparken biliriz ki:
Bizim gücümüz, Allah’ın kudretinin yanında sınırlıdır.
İşte bu bilgi insanı umutsuzluktan kurtarır.
Çünkü bizden istenen her şeyi tek başımıza başarmamız değildir.
Bizden istenen, samimiyetle yürümemizdir!
Halis bir niyetle…
Tutkulu bir imanla…
Tam bir adanmışlıkla…
Elimizden geleni yaptıktan sonra Allah’ın yardımını beklemek.
Çünkü bazen insan bir adım atar ve karşısında on adımlık bir yol açılır.
Bazen küçük bir iyilik büyür.
Bazen bir kitap bir insanın hayatını değiştirir.
O insan başka bir insanı değiştirir.
Sonra başka biri…
Ve bir fikir, hiç beklenmedik bir zamanda binlerce kalbe ulaşır.
İşte bunun adı berekettir.
Bereket, yalnızca yaptığımız işin büyüklüğünde değil, Allah için yapılan işin taşıdığı etkidedir!
Bu yüzden “Ben ne yapabilirim?” sorusunu yeniden sormalıyız.
Ama bu kez başka türlü:
“Allah’ın bana verdiği imkânlarla bugün ne yapabilirim?”
Belki de en çok unuttuğumuz şey budur.
İslam yalnızca geçmişte yaşanmış güzel bir medeniyet hikâyesi değildir!
İslam, yalnızca bireyin vicdanına sıkıştırılmış bir ibadetler toplamı değildir.
İslam’ın iddiası;
Yeni bir insan inşa etmek.
Korkudan değil, imandan hareket eden insan!
Çıkarından önce adaleti düşünen insan.
Kendini merkeze koymak yerine hakikati merkeze koyan insan.
Gücü eline geçirdiğinde zulmetmeyen insan.
Zayıfı gördüğünde sırtını dönmeyen insan.
Kendisi için istediğini başkası için de isteyen insan!
Dünyaya sahip olmak isteyen değil, dünyanın kendisine sahip olmasına izin vermeyen insan.
İşte mesele budur.
Ve böyle insanlar çoğaldığında toplum değişir!
Toplum değiştiğinde tarih değişir.
Çünkü tarih yalnızca saraylarda yazılmaz.
Tarih, insanın değişmesiyle yazılır.
Bugün Müslümanların en büyük ihtiyacı yeni sloganlar değil;
yeni bir insan tasavvurudur.
Kendisini yeniden hatırlayan bir insan.
Kulluğunu hatırlayan.
Sorumluluğunu hatırlayan.
Onurunu hatırlayan.
Yeryüzündeki emanetini hatırlayan!
Bazıları “Şimdi devrim zamanı mı?” diye soracaktır.
Biz de soruyoruz:
Eğer şimdi değilse ne zaman?
Dünyanın dört bir yanında zulüm büyürken…
Hakikat sistematik biçimde çarpıtılırken…
Yoksulluk milyonların kaderine dönüştürülürken…
Savaşlar çocukların çocukluğunu çalarken…
İnsanlar yalnızca ekonomik değil, ahlaki ve ruhsal bir yoksulluğun içine sürüklenirken…
Tüketim kültürü insanın bütün anlam arayışını kuşatırken…
Gençler gelecek duygusunu kaybederken…
Aile, toplum, dayanışma ve merhamet zayıflarken…
Tam da şimdi insanı ve devrimi yeniden konuşmanın zamanıdır!
Tam da şimdi adaleti yeniden düşünmenin zamanıdır!
Tam da şimdi İslam’ın insan, toplum ve tarih tasavvurunu yeniden hatırlamanın zamanıdır!
Tam da şimdi Müslümanların kendi iddialarını tazelemesinin zamanıdır!
Çünkü İslam’ın iddiası küçük değildir.
İnsanın hayatını bütünüyle hakikate göre yeniden kurmayı teklif eder!
Bu teklif, bugün dünyaya belki de her zamankinden daha fazla lazımdır.
Toplumu değiştirmek isteyen insan, kendisini değiştirmenin zahmetinden kaçamaz!
Başkalarının adaletsizliğini eleştirirken kendi küçük iktidar alanlarımızda adaletsizlik yapamayız!
Dünyanın yolsuzluğuna kızıp kendi menfaatimiz için yalan söyleyemeyiz!
Zulmü lanetleyip evimizin içinde baskıcı olamayız!
Özgürlükten bahsedip farklı düşünen herkesi düşman ilan edemeyiz!
Tevhidi savunup kendi egomuzu putlaştırmayız!
Devrim, önce insanın içinde gerçekleşmelidir.
Önce korkularımız devrilecek!
Sonra bağımlılıklarımız!
Sonra kibirlerimiz!
Sonra çıkar hesaplarımız!
Sonra “Herkes böyle yapıyor!” bahanemiz!
Sonra konforumuz!
Sonra suskunluğumuz!
Ve nihayet insanın içindeki bütün sahte ilahlar birer birer yıkılacak!
İşte o zaman insan gerçekten özgürleşmeye başlayacaktır!
Belki bütün dünyayı değiştiremeyeceğiz.
Belki hayatımız boyunca kurduğumuz hayalin tamamını göremeyeceğiz.
Belki attığımız bazı adımlar başarısız olacak.
Belki insanlar bizi anlamayacak.
Belki yalnız kalacağız.
Belki küçümseneceğiz.
Belki “hayalperest” diyeceklere!
Belki “Dünyayı sen mi kurtaracaksın?” diyecekler!
Varsın desinler.
İnsanın görevi, başkalarının küçümsemesine göre hayatını belirlemek değildir.
Bizden istenen yürümektir!
Sonucu yaratmak değil.
Sonuca giden yolu açmak.
Tohumu atmak.
Duayı etmek.
Gayret etmek.
Kapıyı çalmak.
Elimizden geleni yapmak.
Sonra Allah’ın yardımına güvenmek.
Bazen bir insanın bütün hayatı, verdiği tek bir kararla değişir. Bugün vermemiz gereken karar:
“Artık seyirci olmayacağım.” demektir.
Seyirci olmayacağız.
Zulme alışmayacağız.
Kötülüğü normalleştirmeyeceğiz.
Paraya tapmayacağız.
Gücü kutsamayacağız.
Partilerin, liderlerin, makamların ve çıkarların peşinde hakikati kaybetmeyeceğiz!
Kendimizi şartların karanlık girdabına bırakmayacağız.
Ve en önemlisi:
“Ben ne yapabilirim ki?” cümlesini hayatımızdan çıkaracağız.
Unutmayın ki yapabileceğimiz şey, düşündüğümüzden daha fazladır.
Allah için atılmış samimi bir adımın nereye ulaşacağını hiçbirimiz bilemeyiz.
Şimdi…
Kalbinde hâlâ bir sızı taşıyanlara sesleniyorum.
Dünyanın kötülüğüne hâlâ öfkelenebilenlere…
Bir çocuğun gözyaşını görünce uykusu kaçanlara…
Haksızlık karşısında içi daralanlara…
İnsanlığın daha güzel bir dünyayı hak ettiğine inananlara…
İslam’ın hâlâ insanı dönüştürebilecek büyük bir hakikat olduğuna inananlara…
Kalbinde hâlâ fırtınalar kopanlara…
Ayağa kalkın!
Ama öfkenizi kör bir yıkıma değil, bilinçli bir inşaya dönüştürün!
Önce kendinizden başlayın.
Bir kitap okuyun.
Bir insan yetiştirin.
Bir çocuğun eğitimine destek olun.
Bir mazlumun sesini duyurun.
Bir dayanışma halkası kurun.
Bir yanlışın karşısında durun.
Bir doğrunun yanında saf tutun.
Kendi çevrenizde adaletin küçük bir örneğini oluşturun.
İnsanlara umut verin!
Bilgi üretin!
Hakikati anlatın!
İyiliği örgütleyin!
Merhameti çoğaltın!
Allah için yaptığınız hiçbir şeyi asla küçümsemeyin.
Küçük iyilikler, büyük dönüşümlerin başlangıcı olabilir.
Bugün attığınız küçücük bir adımın yarın kimin hayatına dokunacağını bilemezsiniz.
Bir cümleniz bir gencin hayatını değiştirebilir!
Bir kitabınız bir zihni uyandırabilir!
Bir yardımınız bir ailenin umudunu yeniden kurabilir!
Bir cesaretiniz, onlarca insanın korkusunu yenebilir!
Bir adımınız, başka insanların da yola çıkmasına vesile olabilir.
Bugünün dünyası bize bakıyor.
“Siz nasıl bir insan olacaksınız?” görmek istiyorlar.
Korkup kenara çekilenlerden mi?
Çıkarını hakikatin önüne koyanlardan mı?
Gücü görünce eğilenlerden mi?
Zenginliğin karşısında susanlardan mı?
Parti rozetini vicdanının yerine koyanlardan mı?
Yoksa…
Hakikati gördüğünde bedeli ne olursa olsun onun yanında duranlardan mı?
Mazlumun yanında saf tutanlardan mı?
Allah’tan başkasına mutlak kulluğu reddedenlerden mi?
Kendi hayatını da değiştirmeye cesaret edenlerden mi?
Yeni bir insanın, yeni bir toplumun ve yeni bir tarihin mümkün olduğuna inananlardan mı?
İşte karar burada verilecek.
Belki de bugün, bunun için tarihin en uygun zamanlarından biridir.
Çünkü eski dünyanın bütün çatlakları görünür hâle gelmiştir!
Çünkü insanlık yeni bir anlam arıyor.
Çünkü milyonlarca insan mevcut düzenin kendilerine sunduğu hayatın yeterli olmadığını hissediyor.
Çünkü kalpler hâlâ hakikati arıyor.
Çünkü insan hâlâ adalete susuyor.
Çünkü insan hâlâ merhamete muhtaç.
Çünkü insan hâlâ özgür olmak istiyor.
Ve biz Müslümanlar, bu çağrıya verecek bir sözümüz olduğunu yeniden hatırlamalıyız!
İslam’ın insanı yeniden ayağa kaldırabilecek tek hakikattir!
Kendi iddiamızı küçültmemeliyiz.
Kendi sorumluluğumuzu yeniden kuşanmalıyız.
Fakat bunu nostaljiyle değil,
Hamasetle değil de imanla, akılla, bilgiyle, ahlakla, adaletle ve eylemle yapmalıyız.
Çünkü dünya, geçmişi anlatan insanlardan çok;
Geleceği inşa etmeye cesaret eden insanlara ihtiyaç duyuyor!
Beklemeyelim.
Mükemmel şartları beklemeyelim.
Kalabalıkları beklemeyelim.
Büyük paraları beklemeyelim.
Birilerinin gelip bizi kurtarmasını beklemeyelim!
Belki de yıllardır beklenen insanlar biziz!
Belki de aradığımız başlangıç, tam da elimizin altındadır.
Bir kitap.
Bir fikir.
Bir dua.
Bir insan.
Bir çocuk.
Bir sınıf.
Bir mahalle.
Bir yazı.
Bir iyilik.
Bir cesaret.
Bir adım.
Sadece bir adım!
Sonra bir adım daha.
Sonra bir adım daha.
Ve yürürken anlayacağız:
Biz sandığımız kadar yalnız değiliz.
Biz sandığımız kadar güçsüz değiliz.
Biz sandığımız kadar çaresiz değiliz.
Çünkü samimi bir niyetle yola çıktığımızda, yalnızca kendi gücümüzle yürümüyoruz.
Allah’ın yardımına güveniyoruz.
Allah’ın bereketine güveniyoruz.
Allah’ın yollar açabileceğine güveniyoruz!
Ve biliyoruz ki:
Bazen bir kulun küçücük gayreti, Allah’ın izniyle büyük sonuçların başlangıcı olabilir!
Öyleyse artık seyretme zamanı değildir!
Artık yakınma zamanı değildir.
Artık “şartlar”ın arkasına saklanma zamanı değildir.
Artık kendimizi karanlık girdaplara teslim etme zamanı değildir.
Artık işe koyulma zamanıdır!
Tevhidi yeniden kalbimizin merkezine koymanın…
İnsanı yeniden insan yapmanın…
Adaleti yeniden hayatın merkezine yerleştirmenin…
Merhameti yeniden çoğaltmanın…
Bilgiyi yeniden üretmenin…
Ahlakı yeniden kuşanmanın…
Korkularımızı aşmanın…
Ve İslam’ın yeni bir insan, yeni bir toplum ve yeni bir tarih oluşturabileceğine dair inancımızı yeniden diriltmenin zamanıdır!
Belki yol uzun.
Belki yük ağır.
Belki karanlık büyük.
Ama unutmayalım:
Karanlığın büyüklüğü, bir kandilin yanmasına engel değildir.
Bir kandil başka bir kandili yakar.
Bir insan başka bir insanı uyandırır.
Bir kalp başka bir kalbe dokunur.
Bir fikir başka bir zihinde filizlenir.
Bir adım başka bir adımı çağırır.
Ve belki yıllar sonra insanlar dönüp bugüne baktıklarında şöyle diyecekler:
“İşte o günlerde bazı insanlar artık susmamaya karar vermişti.”
Öyleyse o insanlar biz olalım.
Bugün.
Burada.
Şimdi.
Ayağa kalkalım.
Dünyayı bir anda değiştirmeye değil;
Kendimize emanet edilen parçayı değiştirmeye başlayalım!
Çünkü tarih, hazır bekleyenlere değil, sorumluluk alanlara kapısını açar!
Ve unutmayalım:
Bizim görevimiz bütün yolu görmek değil.
İlk adımı atmak.
Gerisini Allah’a bırakmak.
Halis bir niyetle…
Tutkulu bir imanla…
Tam bir adanmışlıkla…
Ve yeryüzünde adaletin, merhametin ve hakikatin yeniden yeşerebileceğine dair sarsılmaz bir inançla…
İlk adımı atalım.