Yazılar
Batı Göğünde Beliren Tehdit-II: Palantir, Diyalog ve İnsan Ötesi Totaliter Savaş Tertipleri – Dilaver Demirağ
Palantir manifestosu denen ve her satırında medeniyetler savaşı kokusu burnunuza buram buram gelen, Trump denen embesilin her fırsatta dillendirip övündüğü savaş teknolojisi olgusunu teyit eden bu manifesto, transhümanist faşizmin zihin dünyasını yansıtıyor. Bu manifestoda Thiel‘in zihin kodlarını, bunun parmak izlerini görebiliyoruz. Rus hackerlar tarafından aşikâr hale getirilen ve Bilderberg’i andıran Diyalog adlı toplantılardan sızan konuşmalar ise hiç iç açıcı değil; orada da manifestoya hâkim olan zihnin izlerini görmek mümkün.
Thiel, “Silikon Vadisi”nin geri kalanının Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemiyle sağa kaymasından çok önce muhafazakâr siyasetin ön saflarında yer alıyordu. Trump’la neredeyse on yıldır yakın ilişkileri var, JD Vance’i başkan yardımcılığına taşımasıyla tanınıyor ve Cumhuriyetçilerin 2026 ara seçim kampanyalarını finanse ediyor. PayPal’ın kurucu ortağı olarak erken dönemde servet kazanan Thiel, ilk dış yatırımcısı olarak Facebook’a, yatırım şirketi Founders Fund aracılığıyla SpaceX, OpenAI ve daha birçok şirkete katkıda bulundu. Kurucu ortağı olduğu Palantir; Pentagon, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kuvvetleri (ICE) ve İngiltere Ulusal Sağlık Hizmeti için yazılım geliştirmek üzere milyarlarca dolarlık devlet sözleşmeleri kazandı. Şimdi her zamankinden fazla ilgi ve siyasî nüfuz sahibi olan bu milyarder, teolojiye katkılarından çok zekice siyaseti ve yatırımlarıyla tanınsa da Deccal hakkındaki mesajını yaymaya çalışıyor.
Thiel; Deccal’in, korkuları kullanarak iktidara geleceğini söylüyor. İklim değişikliği korkusunu işleyeceğini belirterek Greta Thunberg’i hedef gösteriyor. Anarko-kapitalizm olarak bilinen, piyasa hâkimiyetine dayanan ve devletin olmadığı bir siyasî modeli savunuyor. Ona göre bu ideali paylaşan sağcı liberal ya da kendi deyimiyle liberteryen Arjantin devlet başkanı Milei‘yi destekliyor; bir yerde, kendi ideallerinin yansıması bu adam!
Üçüncü dünya savaşının yakın olduğunu, nüfusun azaltılması bakımından bu savaşı çabuklaştırmak ve savaşın gerçekleştirilmesine yardım edilmesi gerektiğini düşünüyor. Yoksullardan hatta insanların çoğundan nefret eden birisi Thiel.
Almanya’da doğan Thiel, çocukluğunun büyük bir bölümünü apartheid dönemi Güney Afrikasında geçirdi; ona yakın olanlara göre bu deneyim, bazı insanların yönetmek için yaratıldığı inancını pekiştirdi. Uzun zamandır çok kültürlülüğe ve ilerici politikalara karşı derin bir tiksinti, demokrasiye karşı derin bir şüphecilik dile getiriyor. Thiel; kendini, hükümetin sert bir karşıtı olarak konumlandırıyor: guru ve girişimci arasında bir figür. Onun dünya görüşünü ilginç kılan şey, kendisini hem bir Hristiyan hem bir özgürlükçü (liberteryen) hem de bir transhümanist olarak tanımlamasıdır.
Thiel, evangelizmi liberteryenizmle, tekno-peygamberlikle harmanlamış neo-faşist bir zengin olarak bu fikirlerini gerçek kılacak bir kudret ağına sahip olmasa “Bu Nazi artığı fikirlerinin pek çok örneği var!” der ve “Bir zengin, sayıklayıp duruyor.” diyerek geçerdik fakat Thiel, devlet seçkinlerine etki edebiliyor; sahip olduğu teknoloji karanlık amaçlarla kullanılıyor. Palantir, bir istihbarat teknolojisi gibi çalışıp polise (Göçmen polisi olarak ICE) ve orduya bilgi sağlıyor; ABD’nin CIA’den sonraki en önemli istihbarat birimi Ulusal Güvenlik Ajansı gibi istihbarî veri sunuyor. Gözetim teknolojisi bunu mümkün kılıyor. Dahası, Palantir’in sunduğu yapay zekâ teknolojiyle İran’da kız çocuklarının öğrenim gördüğü İlkokul vuruldu, Gazze’deki soykırımda Thiel‘in teknolojisi devredeydi.
Nitekim New York Times yazarı Ross Douthat, Thiel ile yaptığı söyleşide Thiel ve Palantir’in gözetleme ve askerî teknoloji araçlarıyla dünyaya nizam vermek istediğini ima etti. Douthat’ın bu söyleşinin alt metninde, Deccal’in aslında Thiel‘in kendisi ve ürettiği teknoloji olduğu iması vardı.[1]
Teknolojinin güçlenmesi ve hayatı belirleyen bir güç olması, doğal olarak teknoloji şirketlerinin ekonomik ve siyasî sistemde ana aktör olmasını sağlıyor. Bugün olan şey de bu! Silikon Vadisi denen ve dijital teknoloji üzerinde çalışan şirketlerin toplandığı bu mekân, bugün ekonomik ve siyasî olarak en güçlü aktörler olarak öne çıkmaktadır. Doğal olarak bu gücü kullanarak dünyaya ABD üzerinden yeni bir nizam vermek istiyorlar. ABD’nin askerî gücünü kendi amaçları doğrultusunda kullanarak yine kendilerini ana hâkim unsur yapacak bu toplumsal ve siyasî düzen ise tam bir kâbus senaryosu! Yani askerî küreselleşme denilen ve askerî neoliberalizmden beslenen bu sert güç doktrini, Amerikan aşırı sağıyla ittifak içinde.
Nitekim Palantir Manifestosu bu bakışın da manifestosudur. Manifestoda bazı bölümler, yeni egemenlerin dünyaya bakışını gösteriyor. Mesela “Bazı kültürler, hayatî ilerlemeler kaydederken diğerleri işlevsiz kalmaya devam ediyor.” cümlesi, tam bir sosyal Darwinist anlayışla “güçlü olanların hayatta kalacağını ve daha ötesi güçlü olanın zayıf olanı yutabilme hakkını” ifade eder. Bu, Aristo‘nun bazı insanların doğuştan köle olmak için yaratıldığı tespitiyle de uyuşuyor. Trump’la beraber aslında daha önce gizlenmesine özen gösterilenlerin açık bir hâle geldiğini görüyoruz. Palantir, emperyalizmi son derece meşru görmekte ve çoğulculuk, empati gibi şeyler yerine sert gücün olmasını doğru bulmaktadır.
Daha önemlisi, “Otonom silahlar olmalı mı, olmamalı mı?” gibi tartışmaları da bir kenara bırakıp “Bunu kim önce elde edecek meselesi önemlidir!” deyip ona sahip olunması gerektiğini söylüyor: “Asıl mesele, yapay zekâ destekli silahların üretilip üretilmeyeceği değil; bunları kimin ve hangi amaçla üreteceğidir. Düşmanlarımız, askerî ve ulusal güvenlik açısından kritik öneme sahip teknolojilerin geliştirilmesinin yararları hakkında gösterişli tartışmalara dalmak için duraksamayacaklardır. Onlar, bu yolda ilerlemeye devam edeceklerdir!” denerek ABD’nin bu silahları üreterek askerî üstünlüğünü sürdürmesi gerektiği vurgulanır.
Üstüne, son derece milliyetçi bir ton kullanılmaktadır. Manifesto, “Silikon Vadisi, yükselişini mümkün kılan ülkeye karşı ahlâkî olarak borçludur. Silikon Vadisi’nin mühendislik elitinin, ulusun savunmasına katılma konusunda pozitif bir yükümlülüğü vardır.” diyerek başlıyor. Yani, “Devlete kusursuz hizmetle yükümlüyüz.” diyor. Bu nedenle Pentagon’un taleplerine uygun olarak yapay zekâ silahları geliştirmek ve ordunun kullanımına vermek, polisin gözetim talepleri doğrultusunda tüm ABD vatandaşlarının kişisel verilerini –onlarla ilgili akla gelebilecek her veriyi– polise iletmekte tereddüt etmemeliyiz diyor.
Manifesto, “Vatandaşlık hizmeti evrensel bir görev olmalıdır. Toplum olarak tamamen gönüllülerden oluşan bir ordudan vazgeçmeyi ciddi bir şekilde düşünmeli ve bir sonraki savaşa ancak herkes risk ve maliyeti paylaşırsa girmeliyiz.” diyerek ABD için zorunlu askerlik hizmeti evresine geçilmesini önermekte.
“Eğer bir ABD deniz piyadesi daha iyi bir tüfek isterse onu üretmeliyiz; aynı şey yazılım için de geçerlidir. Ülke olarak yurtdışındaki askerî harekâtların uygunluğu konusundaki tartışmayı sürdürebilmeli ve aynı zamanda, kendilerinden tehlikeye atılmalarını istediğimiz kişilere olan bağlılığımızdan asla ödün vermemeliyiz.”[2] diyerek de milliyetçi yükümlülük mantığını sürdürürken emperyalist mantığı devam ettirmektedir.
Hâsılı Palantir, askerî küreselleşme olgusunun ya da emperyalizmin net savunusunu yaparken emperyalizmin artık yapay zekâ üzerine bina edileceğini de söylemektedir.
Palantir, hem devlete hizmet ediyor hem de kendisi bir devlet gibi! PayPal’dan elektronik parası mevcut, Facebook Metaverse’i üzerinden bir ülkesi ve vatandaşlık verme imkânı var ve vatandaşlıktan atma gücüne sahip, güç tekeli mevcut, kendi özel istihbaratı ve kendi ordusu var. Yani karşımızda tam teşekküllü bir devlet var ve ayrıca bu, devletle içli dışlı olarak devlet içinde bir devlet!
Aslında Thiel ve onun karanlık Gnostisizm esinli Tekno-Gnostisizmi, Silikon Vadisi milyarderlerinin nasıl bir dünya arzuladıklarını göstermesi bakımından önemlidir; konuya onunla başlama nedenim de bu! Görüyoruz ki bu adamlar, sahip oldukları güçle dünyayı adım adım istedikleri yere götürmekteler ve bu dünyada biz sıradan insanların yeri yok. Aslında liberalmiş gibi yapıp demokrasiyi yok etmekteler. Bunu bugün oluşmakta olan tekno-devlet olgusu ile açmaya çalışayım. Bu devlet yapısı ile savaşın artık insan denetiminden çıkarak daha korkunç bir hâl alması, birbirinden ayrı düşünülmeyecek şeyler. Distopya dediğim teknolojik totaliter rejimleri konu alan edebiyat türü de burada başlıyor.
Dipnotlar:
[1] A.I., Mars and Immortality: Are We Dreaming Big Enough? | Interesting Times with Ross Douthat (Yapay Zekâ, Mars ve Ölümsüzlük: Yeterince Büyük Hayaller Kuruyor Muyuz? | Ross Douthat ile İlginç Zamanlar. https://www.youtube.com/watch?v=vV7YgnPUxcU
[2]Palantir Manifesto: https://youmark-images.b-cdn.net/wp-content/uploads/2026/04/Palantir-Manifesto.pdf
Bir önceki bölüm: Ulu Çınarla Kasırga
Bir sonraki bölüm: YZ Tanrısı Bulutta Uyur: Ekonomiden Siyasete Dijital Platformların Yükselişi