Köşe Yazıları
Kırmızı Balık mı Ceviz Adam mı?
İlk iki çocuğu büyütürken Kırmızı Balık şarkısına o denli maruz kalmıştım ki artık kulağıma çalındığında midem bulanacak gibi oluyordu. Üçüncü çocuk henüz annesinin karnındayken kara kara düşünmeye başladım: “Bu şarkıyla muhatap olmadan çocuğu büyütmek nasıl mümkün olacak?” Bunun bir formülü varsa derhal bulmam lazım diye düşünürken, Allah’a hamdolsun, yeni bir bebek şarkısı ile tanıştım: Ceviz Adam.
Aslında Ceviz Adam da Kırmızı Balık gibi 2010–2015 yıllarında Türkiye’nin çocuk yuvalarından, kreşlerinden taşıp sokaklara, parklara, ev içlerine doluşmuş görünüyor. Minik bir araştırma, Kırmızı Balık’ın yerli ve milli, Ceviz Adam’ın ise Fransızca bir şarkıdan uyarlama olduğunu söylüyor.
2015–2023 yılları arası, ebeveynliğimizin asr-ı saadeti, Kırmızı Balık’ın kuşatması altında geçmişti. Ceviz Adam niyeyse bize yeni geldi. Eserlerin yolculuğuna akıl sır ermez zaten. Kaderleri ve güzergâhları nasıl olacak, Allah bilir.
Yeni nesil anne baba olmanız şart değil; bir parktan geçerken, toplu taşımada sıkışırken veya misafirlikte olsun, mutlaka karşılaşmışsınızdır Kırmızı Balık’la veya onun başının belası şu Balıkçı Hasan’la.
Sosyal medya ve iletişim araçlarının yaygınlık kazanmasıyla bu iki şarkının o yıllardan bu güne dek iki milyardan fazla kez dinlendiği tahmin ediliyor. Dile kolay, en az iki milyar defa.
Kırk yaş altında olup birden çok çocuk büyütmüş bir anneye narkoz verin, bu iki şarkıdan birini söyleyerek ameliyata girer. (O zaman dans!)
Ben tarafımı en baştan belli ettim, soru şu: Siz kimden yanasınız?
İnsan imtihanını seçemiyor. O halde gelin şu şarkılara yakından bakalım hanımlar beyler.
“Kırmızı balık gölde kıvrıla kıvrıla yüzüyor
Balıkçı Hasan geliyor, oltasını atıyor
Kırmızı balık dinle, sakın yemi yeme
Kırmızı balık kaç kaç, kırmızı balık kaç kaç kaç”
Sokağın tekinsiz görüldüğü, anne babaların çocuklarını “olaylara karışma” diye yüzlerce defa uyardığı bir ülkede hiç şaşırtıcı değil Kırmızı Balık. Kırmızı Balık’ı Balıkçı Hasan’la korkutan, “kaç kaç kaç” diye uyaran kim? Sadece anne babalar mı, yoksa “sürüden ayrılanı kurt kapar” misali bilinçaltımıza nüfuz eden devlet baba mı?
Bir fabl olarak karşımıza çıkıyor Kırmızı Balık. Öyküleyici bir şiir ve şarkı. Mekânı ve karakterleri net. Çatışması var. Gerilimi aşikâr. Sert, gerçekçi ve korumacı. Tehlikenin farkına varmaya ve hayatta kalmaya odaklı bir anlayışa sahip.
Şarkı, ilk dinleyicileri olan minik yürekleri Balıkçı Hasan’ın karşısında, Kırmızı Balık’ın yanında konumlandırıyor. Zalimin karşısında, mazlumun yanında. Balıkçı Hasan sırf keyif olsun diye avlanan kötü biri, bir düşman olarak kodlanıyor. Burası ilginç gerçekten de.
Sanki bu şarkı insan yavrularının değil de balık yavrularının büyümesine eşlikçiymiş gibi. Balıkların veya hayvanların müfredatına tâbiyiz.
Aklıma Bakara Suresi’nin 30. Ayeti geliyor:
“Hani Rabbin meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Onlar, ‘Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksınız?’ dediler. Allah ‘Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim’ buyurdu.”
İnsan yokken doğa ne kadar da güzel. Kırmızı Balık gölde kıvrıla kıvrıla yüzüyor, oh ne âlâ memleket! (Ay sonunu nasıl getireceğim, kirayı nasıl ödeyeceğim, çocuğum nasıl iş bulacak derdi yok.) Ne zaman ki Balıkçı Hasan çıkageliyor; kahretsin, oltayı atıyor. Kancayı takıp kan dökme, can alma peşinde koşuyor. Huzurumuz kalmadı, can güvenliğimiz yok; insanın ulaşamayacağı bir yerlere kaç, kaç, kaç kaçalım! Bebeğimizde ufaktan bir panik, giderek bir teyakkuz hali peyda oluyor.
Gelin bir de Ceviz Adam ne halde, ona bakalım.
Kırmızı Balık “kaç kaç kaç” telaş halindeyken, Ceviz Adam “bas bas paraları Leyla’ya” havalarında.
“Ceviz Adam şip şap şop
Burnu uzun lü lü lü
Saçları rüzgâr vu vu vu
Kaşları keman gıy gıy gıy
Karnı davul güm güm güm
Bize güler hah hah hah
Ceviz Adam gitti vah vah vah”
En sonunda, Ceviz Adam’ın gittiğine küçük bir üzülmek bir yana, zerre olumsuzluk yok şarkıda. Ama zaten, şairin dediği gibi, ayrılık da sevdaya dâhil, öyle değil mi? Bu dünyadan hepimiz gibi o da geçip gidecek en nihayetinde. Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı, Ceviz Adam’a mı kalacaktı?
Kendiyle dost, bedeniyle barışık, güle oynaya vakit geçiren biri Ceviz Adam. Hayattan tat almasını bilen, yaşamı sanata çevirebilen biri o.
Kırmızı Balık’ın yaşadığı gerilimden, dert ve tasadan hayli uzakta, bambaşka bir diyarda, kendi huzurlu ve mutlu dünyasında güle oynaya günlerini geçiriyor Ceviz Adam. Neşeli. Ses yansımalarından oluşmuş şarkısını söylüyor. Kendine has bir ritim tutturmuş. Özgür ruhlu bir sanatçı, hiç değilse sanatçı adayı. Keman var, davul var hayatında. “Lü lü lü” derken flüt de eşlik ediyor müziğine.
Bence edebiyatla, kitaplarla da arası iyi. Bunu nereden çıkarttım? “Burnu uzun” derken Pinokyo’ya bir gönderme var alttan alta.
Kırmızı Balık doğa içinde en başta çok kısa bir süre huzur içindedir. Dış dünya tekinsizlikten ibarettir. Ceviz Adam için asla öyle değil. Onun saçları rüzgârdır. Başının üzerinde yeri var doğanın. Onunla hemhâl olmuş.
Kırmızı Balık hep bir telaşken, Ceviz Adam “panik yok, işler yetişir” rahatlığına, özgüvenine sahip.
Kırmızı Balık gerilim filmi gibi dinleyeni defansa çağırırken Ceviz Adam, kendini iyi hissettiği bir yerde şarkı söylemeye, oyun oynamaya davet ediyor.
Davete icabet gerekirse siz hangisine gidersiniz?
Kırmızı Balık mı Ceviz Adam mı?