Haberler
Milli parklar şirketlere açılıyor
TBMM’de kabul edilen yeni kanun düzenlemesiyle Türkiye’deki milli parkların yönetimi ve işletilmesine ilişkin kapsamlı değişiklikler yürürlüğe girdi. Düzenleme, korunan alanların turizm amaçlı kullanımına ilişkin izin ve işletme süreçlerini yeniden düzenlerken, milli parkların uzun süreli kiralama ve işletme sözleşmeleriyle özel kullanıma açılmasının da önünü genişletiyor.
Kanuna göre milli parklar ve tabiat parklarında turizm faaliyetlerine ilişkin izinler ile işletme süreçleri Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek. Böylece bu alanların yönetimine ilişkin idari yetkiler tek elde toplanırken, kiralama ve işletme süreçlerinin de aynı kurum üzerinden yürütülmesi öngörülüyor.
Düzenleme aynı zamanda ziyaretçi uygulamalarını da değiştiriyor. Buna göre milli park ve benzeri korunan alanlarda giriş ücretleri kurum tarafından belirlenecek. Giriş ücretini ödemeden alana giren kişiler hakkında ise belirlenen ücretin dört katına kadar idari para cezası uygulanabilecek.
Ancak düzenleme yalnızca teknik bir idari değişiklik olarak görülmüyor. Uzmanlar ve bazı çevre örgütleri, milli parkların uzun süreli işletme ve kiralama uygulamalarıyla doğal alanların ticari faaliyetlere daha açık hale gelebileceğine dikkat çekiyor.
Milli parklar, doğası gereği kamunun ortak varlığı olarak kabul edilen ve korunması gereken alanlar arasında yer alıyor. Bu nedenle yeni düzenleme, yalnızca çevre politikaları açısından değil, kamusal haklar ve kamu kaynaklarının kullanımı açısından da tartışmaları beraberinde getirmiş durumda.
Koruma altındaki alanlar şirketlere açılıyor.
Milli parklar yeniden kiralamaya açıldı: Doğanın kamusal niteliği tartışma konusu
Milli parkların sermaye denetimine açılması, kamusal kaynakların giderek daha fazla piyasa ilişkileri içinde değerlendirilmesi eğilimine işaret ediyor. Buna göre milli parkların işletme modeli üzerinden gelir üretimine açılması, doğanın korunması ile ekonomik kullanım arasındaki sınırın giderek belirsizleştiği yönünde yorumlanıyor.
Tartışmanın bir diğer boyutu ise kamusal hizmet ve vergi ilişkisi üzerinden şekilleniyor. Vergilerle finanse edilerek korunan alanların, yeniden ücretlendirme ve işletme modelleri üzerinden erişime açılması, “kamusal alanların kullanımında ücretlendirme sınırı nerede başlar?” sorusunu gündeme getiriyor.
Bu tür düzenlemeler, doğa ve kamusal varlıkların giderek sermaye için yeni yatırım ve işletme alanlarına dönüştürüldüğü daha geniş bir ekonomik yönelimin parçası olarak değerlendiriliyor. Üstelik yalnızca milli parkların yönetimi değil; kamusal alanların korunması ile piyasa mantığı arasındaki gerilimin nasıl çözüleceği sorusu da milli parklarla yapılan düzenlemeyle gündeme gelmiş oldu.
Yeni düzenleme yürürlüğe girerken, milli parkların geleceği konusunda temel soru da bu noktada düğümleniyor:
Korunan alanlar kamunun ortak doğal mirası olarak mı kalacak, yoksa giderek daha fazla ekonomik işletme modeli içinde değerlendirilen alanlara mı dönüşecek?
Yenipencere.com